Bir fotoğrafta vardı, siyah beyaz bir fotoğrafta, daha sonra renklendirilmiş, 40’lı yıllar olmalı, bir önceki yüzyılda, dönemin arabaları Lefkoşa Sarayönü’nde çemberin içinde ve çevresinde park halindeydiler, mevsim kış, geceden kar yağmış; karlı bir Lefkoşa sabahı, şaşkın ama belli belirsiz sevinçli gözler kol gezmekte ortalıkta…
…
Bir sabah kalkıp kepenkleri dükkan eşiğine yığılan karla birlikte açmak…
Sonra durup usulca kar toplamak…
Sevinç toplar gibi…
…
Böyle sabahlar kaç yılda bir gelir şehere…
…
Kış mevsimlerinde karlı sabahları her sabah yaşayan kentler vardır.
Kıbrıs’ta 30-40 yılda bir yaşanır…
…
30-40 yılda bir yaşandığı için görülmeye ve anmaya değer.
Yanılmıyorsak 90’lı yıllarda da olmuştu, bir keresinde kar düşmüştü Lefkoşa’ya…
…
Lefkoşa’ya kar düşerken, o bildik Sarayönü bildik değildir artık, kartpostallara düşen bir manzaraya dönüşür; tanıyamazsınız, kırımızı kiremitli binalar beyazlar içinde kendini gösterir, kimi sarı taştan binalar kalkıp yürüyecekmiş gibi canlanır, Dikili Taş donmuş bir cam tüpe benzer, yağan kar beyaz halı gibi serilir yollara, araba izleri yol yol olur, ne Sarayönü böylesini görmüştür ne insanlar o vakte kadar…
…
Kar dağlara ve ağaçlara yakıştığı kadar Lefkoşa’ya da yakışır, bir başka kente dönüşür sanki uzaktan seyredilmesine doyum olmaz, o kerpiç evler ve hanaylı yapılar, o Selimiye ve taştan binalar, şerefesi ile kulesine kar bulaşmış minare ve kiliseler ve beyaz hayallerle buluşan surlar ve o surların tabyaları, o güne kadar görülmedik bir rüyayı anlatır…
…
Ne kötü bir şeydir bazı mevsimleri yaşayamamak, kar görememek, kartopu oynayamamak; çamurdan adam çokken kardan adam yapamamak!
“Beyaz Geceler” i yaşayamamak…
Bir buz pistinde buz dansları oynayamamak ne kötü şeydir…
Mevsimler bile adaletli dağılmamıştır dünyaya!
…
Bu yüzden kar ile ilgili kültürü gelişmemiştir adanın…
…
Uzun yıllardan sonra günlerden bir gün kar yağdığında ve o beyaz güzellik Lefkoşa’ya uğradığında ve evlerin pencereleri, toprak ve kiremit damları ve tekmil her yeri karlara kucak açtığında, o kent artık bilinen o kent değildir, duvarları, yolları ve sokakları alev alev yanan, minare ve kilise kuleleri mangal maşasına dönen o kent değildir, bir başka şeydir, nasıl anlatsam, bir başka güzelliktir sadece bir an yaşanan…
…
Kar yağsa,
Sanki Kıbrıs meselesi bitecekmiş gibime geliyor!
Tabii ki saçma!
Ama sanki öyle!
O beyaz güzellik içinde hangi çirkinlik barınabilir?
Barınsa bile, buzlar çözülürken eriyip gidecekmiş gibi gelir insana…
































