Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Öngörü

Birçok kez değindiğimiz gibi Kıbrıslı Türkler kendi kendilerini “azınlık” olarak görüyorlar ve “azınlık hakları” na razı oluyorlardı.

Nihayetinde bu bir süreçti.

Kimse ileride ne olacağını bilemezdi.

Ancak şunu belirtelim, o azınlık hakları üzerinde verilen mücadele bile Enosis mücadelesini tökezletiyor, İngiliz idaresi de doğan ortamı istediği gibi kullanıyordu…

İngiliz İdaresi 1948 yılında iyileştirmeler düşünüyordu.

Bu çerçevede Türklerin azınlık haklarını korumak amacıyla 6 kişilik bir komisyon kurulur.

Bu komisyon bu hakları toparlayacak ve bir rapor halinde İngiliz İdaresi’ne sunacaktı.

Sunulur da ancak İngilizler uzun müddet “otonomi” meselesini uzatırlar, konuşmazlar bile…

Daha sonra AKEL’in öngörüsüyle başlayıp kilisenin öncülüğünde gerçekleşen plebisitin sonucu ne kadar önemsenmezse de, İngilizler “otonom” veya “self-government”  meselesini tekrardan gündeme alırlar.

28 Temmuz 1954 günü İngiliz Parlamentosunda konuşan Sömürgeler Bakanı Yardımcısı Hopkinson şunları belirtir:

İngiliz Uluslararası Topluluğu içinde öyle bölgeler vardır ki, özel koşulları gereği, tam bağımsız olmayı ASLA beklememelidirler.” (Ahmet An, Kıbrıs’ta İsyanlar ve Anayasal Temsiliyet Mücadelesi, 1571-1948, s. 123.)

AKEL’in öngörüsüyle İngiliz’in öngörüsü tutmuyordu!

İngilizler daha öngörülüydüler, bir gün çekip gideceklerdi ama adada 99 mil karelik bir alanı askeri üs olarak kendi egemenlikleri altında tutacaklar ve ada “ASLA” bağımsız olmayacaktı!

İşte o dönemler bisiklet bolluğu vardı.

Bisikletler motorlu araçlardan daha çoktu ve hayat bisikletlerle değişiyordu.

Bugün, çoluk çocukla birlikte araba sahibi olup hayatın değiştiğini sananlar, o dönemlerde de bisikletle hayatın değiştiğini sanmaktaydılar!

Aslında sanmaktan öte hayatın bir gerçekliğiydi bu.

Şehirlerarası ulaşımın atlarla, katırlarla, eşeklerle yapıldığı bir dönemden sonra bisiklet, motorlu araçlar ve trenin adaya girmesi hayatın her bakımdan değişeceğine işaretti.

Adanın bağımsız olup olmayışının hiçbir önemi yoktu.

Bisikletine atlayan çarşı pazar işlerini kolaylaştırıyor, şehir içinde işine gücüne daha erken gidebiliyor, sırasında bisikletle gezinti yapabiliyordu.

Bunlara arabalar da eklenince, kim bağımsızlığı düşünebilecekti ki!

Sanki şimdi kim düşünüyor, durumda pek bir değişiklik yoktur!

Herkes işinin, evinin ve refahının peşinde.

Bağımsızlık diye bir şeyin peşinde koşan mı var?

Ada bağımsız olmasa da bugünkü koşullarda kuzeyle güney arasında bir kapının daha açılmasına bağımsızlık kazanılmış gibi sevinenlerimiz çoktur.

Zaten hiçbir siyasi görüşün gündeminde böyle bir mesele de yoktur…

Demek, İngiliz bayağı öngörülüymüş.

Hatta Kıbrıs’ta yaşayanları onlardan daha iyi tanıyorlarmış…