Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Geçmişe bakarken…

İngilizler adada idareyi ele alınca, Osmanlı’dan kalma idare şekli süreç içerisinde değişecek, bu durum da insanların gruplaşmalarına neden olacaktı…

…Kadı, İstanbul’dan Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti tarafından atanırken,

İngilizler buna karşılık Evkaf Yöneticisini kendileri atamak istemişler ve bu dayatmayı başarmışlardı.

Müftü ve Evkaf yöneticisi İngiliz görüşünü destekliyordu!

Böylece ahali Kadıcılarla Müftücüler şeklinde gruplaşmış, jurnalcilik ve karamalar baş göstermişti.

Kavanin Meclisinde bulunan Derviş Paşa ile Hacı Hafız Ziyai’nin, bazı konularda (vergiler gibi) Rum meclis üyeleri ile işbirliği yaptıkları oluyordu.

Onların muhalifleri bu işbirliğini Rumların Enosis isteklerine destek olarak yorumlayıp camilerde bile cemaate anlatıyorlardı.

Kışkırtma da denebilir!

Bunların arasında daha sonra Evkaf Murahhası (Yönetici) olacak olan Musa İrfan Bey de vardı.

Meseleler ta İstanbul’a kadar jurnalleniyor, örneğin Kadının zikir toplantıları Padişah’a “siyasi “toplantı” diye jurnal ediliyordu…

Durum vahimdi ve İngiliz’in İdare şekli insanların bölünmelerine, zihinlerinin paramparça olmasına yarıyordu!

Dr. Nazım Beratlı’nın “Kıbrıslı Türk Kimliği’nin Oluşması” adlı çalışmasında, yazar Ahmet Gazioğlu’nun “Enosis Çemberinde Türkler” adlı kitabından yaptığı aktarımlara göre,

Evkaf yöneticisi Musa İrfan Bey liderliğinde bir grup ileri gelen 1912 yılında İngilizlere başvurarak Kıbrıs’ın ya Mısır’a, ya da İngiltere’ye bağlanmasını talep etmişlerdir…

Zihinler bu kadar gidip geliyordu!

Bütün bunlar olurken Anadolu’daki değişimleri ve yeni oluşumları izleyen gruplar da vardı.

Jön Türklerden İttihat ve Terakki’ciliğe, oradan da “Kuvva”cılığa geçen aydınlar…

19’uncu yüzyılın son demlerinden 20. yüzyılın ilk çeyreği arasında Kıbrıs’taki Türk toplumu siyaseten bir kaos içindeydi ve siyasi öngörüleri bakımından tünelin ucunu görecek bir vizyon geliştirmekte pek de mahir değillerdi.

Gerçi bugünün aklı üzerinden o dönemleri değerlendirerek kesin yargılara varmak hoş değil ama anlatmaya çalıştığımız şey, gerçekten de bir karışıklığın hüküm sürdüğüydü.

Her şey değişirken Kıbrıs ahalisinin de aklı iyice karışmıştı.

Kuşkusuz bunun nedenleri vardır.

Bırakınız Kıbrıslı Türk ahaliyi, Anadolu bile bir aydınlanma dönemi yaşamamıştı henüz!

Kıbrıs Türkleri çok uzun yıllar bu damarlardan beslenir ve kendine bir yol arar durur…

Günümüzün gelişmelerine bakıldığında bu ana damarların değişik versiyonlarıyla siyaseti beslediği görülür.

Ancak son 15 yıl içinde beklenmedik bir cepheden tarihin çağdışı sayfalarında kalan dine bulaştırılmış başka bir siyasi damarın açılması ve bunun adaya ihraç edilmeye çalışılması, zaman zaman baskı olarak dayatılması karşısında mevcut siyaset şaşkındır!

Şaşkındır ama kimileri sessiz kalmakta, kimileri elini, kolunu, paçasını kaptırmakta, kimileri jurnalcilikle meşgul olmaktadır.

Siyah beyaz filmin, renkli versiyonu!