Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çipras’lı Yunanistan’ın yeni numaraları!

Zaman zaman “federasyona öncelikle Türkiye ile Yunanistan’ın ihtiyacı vardır” diye yazarım.

Tabi ki olacak iş değil ama “abarttığım” olayın esprisinde, “eğer Türkiye ile Yunanistan arasında dostlukla ifade edilecek ikili ilişkiler kurulmazsa Kıbrıs siyasi sorununun çözümünü beklemek, abese iştigal olacaktır” düşüncesi var.

Önce TC ile Yunanistan anlaşmalı, sonra Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkı…

BU nedenle iki ülke arasında iyi ilişkiler kurulmasının hayal bile olamadığı gerçeklerde; üstelik tam aksine “düşmanlıklarla sürtüşmelerin” yaşanmasına da hiç şaşmıyoruz..

NİTEKİM kısa süre önce Türkiye’nin iç sorunları ve Amerika ile bozulan ilişkilerini “karşı cephe” olarak değerlendiren Çipras’lı Yunanistan, Girit adasında Sisi’li Mısır, Netenyahu’lu İsrail ve artık et-tırnak gibi birbirlerine yapışık hale gelen Anastasiadis’li Güney Rum yönetimi ile yaptığı ortak toplantıda hem Doğu Akdeniz’deki MEB’leri değerlendirdi hem de Amerika’ya “gel ülkemde askeri üslerini kur” çağrısı yaptı!

Hatta “yerlerini bile tespitle Volos, Larissa ve Dedeağaç’ı işaretledi.. Ayrıca Girit’teki Suda üssünün büyütülmesi bile gündeme geldi! Şöyle ki “İncirlik üssüne alternatifmiş!”

Üç yıl içinde Mısır, İsrail ve Rum kesimi altıncı defadır toplandıkları Girit’te Çipras  bir kez daha “Kıbrıs’ın üçüncü bir ülke tarafından tehdit altında tutulduğunu” yeniledi! Tabi bu Türkiye’den başkası değil!

KARŞIMIZDA böyle bir Yunanistan ve yavrusu Güney Rum Yönetimi varken ben çok merak ediyorum. TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu BM’de Anastasiadis’le neyi nasıl konuştulardı. Tabi hal hatır sormaktan öte idiyse!

Her halde Anastasiadis’e, doğal gazı Girit üzerinden Yunanistan’a sevk ederseniz size çok pahalıya mal olacak, gelin Türkiye üzerinden sevk edin” demedi!

Mesela “böyle bir boru hattı TC’den geçerse yüzü suyu hürmetine “biz de Kıbrıs sorununun çözümünde sizi görürüz” demedi elbette!

Ki yukarıda aktardığım Girit toplantıları bu “konuşmadan” sonra oldu, demek ki Anastasiadis’in elini sıkmak da hiçbir işe yaramadı!

TÜRKİYE elbette büyük ülkedir. Fakat Kıbrıs siyasi sorununun olası çözümü nedeniyle adadaki varlık ve garantörlük hakkını kaybederse, sonrasında istese de bizi kurtaramaz bir, Doğu Akdeniz’de tutunamaz iki! Unutulmadı! Adayı İngiliz’e kiraladı ama “Lozan’da kaybetti! O kiralama da bir iş güç birliğiydi! Bu nedenle aman dikkat diyoruz!


“ÖYLE GELDİ BÖYLE GİDER” (ARTIK SON OLMALI)

Son zamanlarda “açlıktan” söz ediliyor. Tabi ki yok öyle bir şey! Ancak ekonomik krizin önemini pekiştirmek için uygun kelime olur o kadar!

Yoksa ve şükür ki “göbeklerimizden, eğlence yerlerimizin doluluğundan, arabalarımızdan, konutlarımızdan ispatlıdır: Aç değiliz! Sadece çok pahalı bir ülkeyiz! Çünkü “üretmiyoruz. Üretmediğimiz için ithalata dayalı bir ekonomi oluşturmuşuz ki haliyle bu da hele şu döviz vurgununda pahaya paha katar!

BEN “bu günler de geçecek” diyorum. Ki Kıbrıs Türk halkı “gerçek açlık yıllarını” da yaşadı..

Derler ki bir musibet bin nasihatten evladır.. Bugünler gelip geçerken “gelecekleri yeniden kurmak” lazım.. Bundan sonra “öyle geldi böyle gider” dememek için! Hatta “geçmiş hataları bir daha tekrar etmeyeceğimize toplumca yemin etmeliyiz! Ve artık sırf TC’i söğüşlemek açıkgözlüğünde “mali ve ekonomik protokolleri” imzaladıktan sonra “bunlar bize göre değil” diyerek savsaklamayacak, neyse istenen reform o yapılacak” sözünde! Ve dikkat: Bu ülkede 1974 sonrasında sosyoekonomik alanda pek çok kırılma olmuştur ama hiç biri “geleceklere yönelik köklü tedbirleri içeren kalıcı ve koruyucu yasalar haline getirilmemiştir..” Hemen aklıma geldi yazayım. “Mesela Rum’un mallarının satışı önlenemedi!”

Uğurlarında “rant ekonomisi” oluştu ama

Bırakın “önlemleri” bizzat devlet tarafından (popülist tutumlarda) teşvik bile edildi!

Bir başka kırılma da “Üniversitelileşmekte” görüldü. Şimdilerde sayıları 17 imiş! Fakat bu “üniversiteler” ülkenin “ulusal kalkınma ve çağdaşlaşmasıyla teknoloji alanındaki yapısal reformlarını gerçekleştirecek, rehberlik yapacak en üst noktadaki bilimsel kurumlar olmaları gerekirken…

Bakın bakalım KKTC’e? 17 üniversiteye sahip ve layık bir ülke midir? Siyasi sorunla ilgili iki üç öğretim üyesi dışında, kaçının “ünü,” ses soluk getirdi?

Eee, her yıl bir kapısından koyup dört yıl sonra mezun ettiğimiz gençlerimiz eğer devlette istihdam olanağı bulmuyorlarsa ne yapıyor ne oluyorlar? Var mı bilen? Öyle az buz da değil binlercesinden söz ediyoruz ki yüzde 17’si zaten işsizmiş!

Ya da narenciye ülkesinde limonun kara borsaya düştüğünden mi yakınalım. Yoksa domatesi ithal ettiğimizden mi?

Vesselam liderlik dönemlerinden kalma “yönetimler” anlayışı içinde “hükümet-devlet ilişkilerini bile düzenleyemeden çok kısaca sadece heyamola çekiyoruz! Hepimize de kolay gelsin!


KISACA TAKILDIĞIM: (KISA OLSUN ÖZ OLSUN!)

Başbakan Erhürman dokuz ayda bu halkı tanıdı ki geçtiğimiz gün, “halkla ilişkiler” birimini (PR) kendi uhdesine alırken şöyle dedi: “Halk uzun açıklamaları okumaz.. Bundan sonra Sosyal medya hesabından icraatlarla ilgili kısa açıklamaları ben yapacağım..”

Çok iyi olur Sn. Başbakan çünkü “tekrarlarla vaatlerden usandık!”