Havalar sıcak mı sıcak.
Muhtemel okurlarımızın çoğu tatildedir.
Ya da tatile hazırlanmakta, ya da tatil dönüşündedirler…
…
Aslında bu mevsim mevsim değildir özellikle temmuz, insanı kendinden alır götürür her yaz geldiğinde nereye sığınacağını bilemez olur.
Bir mevsimden kaçmak mı olur?
Güneşten kaçmak mı olur?
Kaçıyor işte insan bir düşmandan kaçar gibi, ya da taammüden cinayet işleyecek bir caniden kaçar gibi!
…
Böyle mevsimlerde uyarılar başlar ve sıcak havalarda alınması gereken önlemler üzerinde durulur, bunlar sıkça hatırlatılır:
Sıcak havalarda ne yenir.
Sıcak havalarda ne giyilir.
Sıcak havalarda bebekler nasıl giydirilir.
Sıcak havalarda güneşten nasıl korunulur.
Sıcak havalarda nasıl serin alınır.
…
Eskiden böyle uyarılar pek yoktu.
Neredeyse herkes ne yapacağını bilirdi.
Sıcağın en yakıcı saatlerinde sündürmelerde yatılır,
Biraz serinlemek için sulu mahallebi yaplır,
Uyarsa o sıcakta yoldan geçen seyyar dondurma satıcısından dondurma alınırdı.
Böylece vakit vakit üstüne eklenir,
İkindi rüzgarlarının Lefkoşa sokaklarına dalması beklenirdi…
…
Güvercinler gibi ne yapılacağını bilmekteydi insanlar…
…
O rüzgarlar o daracık sokaklara kıvrılarak daldığında,
Kapı önleri de sulanmaya başlanırdı.
İkindi rüzgarları sulanmış kapı önleri ile buluştuğunda bir serinlik yayılırdı sokaklara.
Kerpiç duvarlar güneşi parçalar,
Parça parça oluşan gölgeler serinliği tutar,
Vakit kıvamına erdiğinde sandalyeler kapı önlerine çıkarılır,
Böylece o sıcaklarda serin toplardı sokaklar…
…
Yani hayat vantilatörsüz, klimasız da yaşanırdı pekala ve sıcakların üstesinden gelinirdi.
Belki bugünkü gibi yurtdışı tatilleri yoktu ama sahilere gidip haftalarca deniz kenarlarında çadırlar kurup tatil yapmak gibi bir alışkanlık vardı; zaten sahiller de, denizler de dağlar gibi herkesindi…
…
Doğrusu, şimdi klimalı zamanlarda bile güç bela atlatılıyor bu cehennem mevsimi çünkü ne sahiller, ne denizler herkesindir!
Denzsiz ve sahilsiz kaldık!
…
Neyse ki karpuz ve hellim tükenmedi!
…
Yağmurlu yazlar ne güzel olur.
Her yer sıcakken yağmurun göklerden ansızın boşalması,
Beklenmedik bir anda, birdenbire,
Her yer kupkuruyken bir anda ıpıslak ortalık ve hatta kirpikleriniz.
Ne güzel, gözleriniz ve elleriniz ve her yeriniz serin.
Şairleri coşturur böylesi; kaleme vurur, Nazım Hikmet’in kalemi gibi:
Bir yaz yağmuru yağdı içime
ezildi iri üzüm taneleri camlarımda
gözleri kamaştı yapraklarımın
Bir yaz yağmuru yağdı içime
gümüş güvercinler uçtu damlarımdan
koştu yalnayak toprağım.
Bir yaz yağmuru yağdı içime
tramvayıma atladı bir kadın
ak baldırları ıslak
bir yaz yağmuru yağdı içime
içimdeki kederi serinletmeksizin
bir yaz yağmuru yağdı içime
ansızın başladı dindi ansızın
eski yerinde duruyor sıcaklık
kör demiryolunda paslı kalın
































