Her halde ve büyük ihtimalle ne zaman özlem bassa Anastasiadis’e, Güney’deki sarayından Kuzey yönüne döner, elini alnına götürür ve ufka diktiği gözleriyle bakarken bir şarkı mırıldanır içinden:
“Orda bir köy var uzakta/ O köy bizim köyümüzdür/gitmesek de gezmesek de o köy bizim köyümüzdür!”
O kadar kendinindir bu köy! Nitekim son zamanlarda hasretinden olmalıdır, sık sık “ben iki devletten hiç söz etmedim” demekte, dolayısıyla Kuzey’in de kendi tanınmış devletinin egemenlik alanı içinde olduğunu ima etmektedir!
FAKAT: Bravo bu adamlara! 1974 Barış Harekâtıyla asırlardır peşinden koştukları hayallerinin yıkılmasına karşın, tüm adanın “sahibi mutlakı” oldukları inancından tırnak kadar sapmadılar! Siyasi arenada da her vesileyle bu “idealarını” savundular!
Nitekim sık sık Türk tarafını işaretleyerek “azınlığın çoğunlukla eşit olduğu nerede görülmüştür” lafı da “siyasi eşitlik” konusundaki görüşlerine binaen Anastasiadis’e aittir!
OYSA müzakereler başlarken neydi masaya konan BM’ler çözüm planının ana başlığı?
“İki kurucu devlete ve siyasi eşitliğe dayalı, dış ilişkilerde tek temsiliyetli bir federal Kıbrıs Cumhuriyeti!”
Şimdi ne diyoruz ama bu çözüm planına? Allah inandırsın!
BUNA karşın: Son zamanlarda Akel ve öteki muhalefet tarafından fena sıkıştırılan Anasiadis sureti haktan gözünmek için “ahitlerine” bile hem de Guterres’e rağmen karşı tavır koyarken, tutun ki eğer yeniden müzakereler başlarsa ne “siyasi eşitliği ne de Kuzey-Güney salt iki ayrı devlete dayalı bölünmüşlüğü çakan bir federalizmi kabul edecek.
Kaldı ki TC’nin ne Kuzey’deki garantisini ne de (sık sık “bizimkilerin” de söylediğince) “varlığını” kabul ediyor!
GELELİM bizim tutumuza! “Hâlâ arkasında durduğumuz ve savunucusu olduğumuza inandığım şu “sloganımızı” çözümün mihengi olarak taşımaya devam ediyor muyuz bilmiyorum ama “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin garantisini içeren federal sistemi” sürekli telaffuz ettiğimiz bir gerçek!
BU cümleden olmak üzere bir daha soralım ama: “Ulusal konsensus haline gelmiş bu sloganın hâlâ arkasında mıyız? Yoksa son Crans Montana görüşmelerinde, bir teslimiyet belgesi haline getirilen, şimdilerde de Guterres’in çerçeve planı diye ortalara sürülen, aslında utancımız olması gereken o ucube planın peşinde miyiz?
Sahi ne diyorsunuz Sn. Barış Burcu?
**********
GELDİK REFORMLAR DÖNEMİNE!
Bazı kelimeler vardır işitenin kulağında şiirsel bir haz, söyleyenin dilinde de kaymaklı baklava gibi bir tat bırakırlar! Ki Söylemesine doyamaz, o kadar tekrar edilir ki bir süre sonra eskirlerken, yıpranıp lime lime dökülüverirler! Sonra da “tu kaka” denilerek bir daha dillere alınmazken, kulaklar da duymaz olurlar! “Ne gibi mesela?”
“REFOM” gibi! Önceleri tarihten süzülen büyük anlamı vardı.. “Ta Roma imparatorluğu döneminden çıkar gelir, Osmanlı’nın Abdülhamit’li Tanzimatına kadar dayanır, tutun ki 20. YY’ın son çeyreğinde Sovyetlerin Gorbaçov’unda “esir ulusların kaderini” bir daha tayin ederdi…
DİLİMİZE pelesenk şimdi bizim de“reformlarımız” vardır! Sabah uyandığımızda “tüm sorunlara “reform” kulpunu takar, akşam yatarken de kaçmasın diye başucumuza yerleştiririz!
Kısaca bir baştan bir başa KKTC “reform” istemekte! Kamu görev ve görevlilerinde, sağlıkta, eğitimde, denetimde, elektrikte telefonda, ulaşımda üretimde…
Söylemine doyamıyoruz! Ki bir diğer adı da “yeniden yapılanmadır!” Nitekim dün Havadis Gazetesinin manşetinde de henüz seçim sonrası heyecan ve hesaplaşmaları bitmeyen “belediyelerle” ilgili, “Ortak Beklenti Reform” deniyordu…
Geçiyorum ve geliyorum yenilensinler diye reform elbisesi giydirilmek istenen belediyelere.. *****
KISACA TAKILDIĞIM: (KURUMLAR DA HESAP VERMELİDİRLER!)
Her sabah gazetelerimi aldığım bayiin önündeki kanalizasyon şebekesi yine bağlantı yerinden leş gibi kokular savuruyordu çevreye! Üstelik seçimlerden bu yanadır da kaç gündür devam ediyordu koku!.
Yoldan geçen bir tanıdığa sordum kokunun mahiyetini “bilir misin” diye şunları söyledi: “Periyodik aralıklarla kanalizasyon borularındaki bağlantı yerlerinde birikme olduğunda Güney’den bu işler için özel araç gelip temizliklerini yapmaktaymış fakat kaç aydır kirasını ödemedikleri için artık gelmiyormuş! Çünkü diyorlar Mağusa Belediyesi borcun içine battı ki bakalım ne olacak kentin hali!
KALDI ki biz de çok iyi biliyoruz! Belediyelerin hemen hepsi de borç batağındadırlar! Buna karşın bunları bile bile hem “başkanlık ve yönetimine” yüzlercesiyle aday talip oldu hem de sandıkta oyumuzu aldılar!” Ne için?
Daha çok borçlanıp bizi daha çok kokutmaları alt yapı sorunlarında boğmaları için mi diyelim? Ki seçimin üzerinden daha dört gün geçti geçmedi “Belediyeler reform isterler” diyoruz! Mesela ne ama? Çünkü:
SEÇİME giderlerken kim hangi belediyeye sordu yakasına yapışarak, “gelir gider bilançonu açıkla” diyerek!
Seçime giderken ve sonrasında kim “belediyelerin personel sayılarının açıklanmasını istedi ki?”
Mevcut borçlarının nasıl ödeyeceğini, geçici personeli kadrolayıp kadrolamayacaklarını “açıkla” diyen bir Allahın kulu mu çıktıydı?
Kaç belediye Sayıştaylık tarafından denetlendiydi merak etmez misiniz? Dahası “belediyelerin menkulleri nelerdir, nerelerdedir, dört yıl sonunda üzerlerinde hangi inkişaflar oldu yada neden olmadı?.. Sandığa giderken kaç seçmen biliyordu da cevap verebiliyordu bunlara?
…ŞİMDİ şöyle mi diyelim? “Bu ülkede reform yapacaksanız, önce yıllardır söylendiği halde olmayan “şeffaflıktan” başlayın.. “Nereden buldun” diye sorgulama aşamasına gelinmişse bizatihi kurumların da hesap vermeleri gerekir!
































