Güney Rum yönetimi ile medyası, Kıbrıs siyasi sorununu ısrarla gündemden hiç indirmiyor. Bizse Güney’in etkisine tepki politikasında kalıyoruz! Nitekim Sn. Akıncı’nın Anastasiadis’e yönelik “Guterres çerçevesinde” müzakerelerin yeniden başlaması çağrısı bizde çoktan gündemden çekip gitmesine karşın Rum tarafı hâlâ bu “çağrının” sonuçsuz kalmasını hem “kaçırılmış fırsat” hem de “Anastasiadis’in başarısızlığı” olarak tartışmalarıyla gündemde tutuyor.
Bu baskılar nedeniyle olmalı, Anastasiadis “altı maddelik Guterres çerçevesi temelinde müzakerelere döneceğini” söylemek gereğini duyuyor! Tabi o altı madde içinde “garantiler” konusunun da yer aldığını söylemeye gerek yok!
ANCAK Kıbrıs siyasi sorunu Crans Montana’dan bu yanadır Guterres’i çoktan kadük duruma getirdi! Başarısızlığı tescilli son müzakerelere nazire bundan sonra BM’ler sekreteryasının, her zamanki gibi yine sonuçsuz kalacak yeni müzakere süreci başlatması mümkün değil! Zaten yeni safha müzakerelere Türkiye ile Yunanistan da hazır değil!.
Fakat ortada yadsınamaz bir gerçek vardır: Güney Kıbrıs’a tümden egemen olmak ideasına sarılı emellerinin söndürülmemesi için sorunu sürekli gündemde ve sıcak tutarken, bizim sessiz kalmamız doğru bir politika olmaz!
Zaten Rum tarafıyla aramızdaki fark da budur. Onlar tüm adanın hakimi olmak istiyorlar. Bizse bize Kuzey’in bile çok geldiğinin suçluluk duygularında ve her müzakere safhasında “acaba Rum’a nereleri verelim de çözüme razı edelim” diyerek lütuflarda bulunuyoruz!
SKURİDİS olayı “bireysel” de olsa bu bonkörce politikamızın bir yansımasıdır!
Kozanköy’de iade edilen toprağı üzerinde evini inşa eden bu yaşlıca Rum yurttaşına, Rumlarda tırnağı kadarı bile olmayan bizdeki “insanlığımızca;” yıllardır Karpaz’da yaşayan yüzlerce Rum’a karşı da gösterdiğimiz misafirperverliği gösteriyor ve “varsın Kuzey’deki evinde otursun” diyebiliyoruz..
Kİ sırada Titina Loizidu da vardır! Kullanım kaybı tazminatı” olan külliyetli miktarda euroyu cebellü etmesine karşın şimdi de Girne’deki evinin iadesini istemektedir.. Kaldı ki Mal Tazmin Komisyonumuz şimdiye kadar pek çok Rum malının iadesi kararını verebilmiştir..
ANCAK: Bir büyük sorun vardır! “İyi niyetle ve insanlık diyerek varsın Kuzey’e gelip yerleşsin, dilediğince malına sahip çıksın” safdilliğinde eğer Kuzey’deki Rum mallarının kapılarını Güney’deki sahiplerine açmaya devam edersek, bir gün kapatamayacak duruma düşebiliriz!
Bu nedenle bir iki bireysel iade yada Kuzey’de ikametleri kabul edilebilir ama sakın ola diyoruz yoğunluğunca ayni olaylar alışkanlık haline getirilmeye!
**********
KAMUDA REFORM MU?
Yıllarca Kamu Görevlilerinde “reform gereklidir” diye sikayet ederken, bugün gerçekleştirilmesi için gerekli yasaları yapıp Meclisten geçirmeye çalışan dörtlü koalisyon hükümetini bu konuda olumsuzca eleştirmek hakkımız olmamalıdır!
ANCAK “kamu reformu” da denilen “yasa tasarısına” baktığımda “esası” değil “tali olan sorunların restorasyonunu” görüyorum. Mesela “Kamu üzerinde” olmalı siyasetin etkisini azaltma ve liyakatin öne çıkarılması” gibi!
Oysa daha bir süre önce “memur kesiminin siyasi faaliyetlerde bulunabileceği” tartışılıp kabul görüyordu!
“Liyakatın” ise her yıl bir erken seçimle değişen koalisyon hükümetlerinin “kadrolarını” oluştururlarken nasıl “partizanlık ve popülizmle” yer değiştirilip harcattırıldığı hepimizin malumudur!
ŞİMDİ deniyor ki “istihdam şekilleri yeniden düzenlenecek, geçici kamu görevlileri kaldırılacak, üçlü kararnamelerle atamalar daraltılacak.. Yöneticilik katmanlarının bazıları birleştirilerek azaltılacak.. Falan…
Tabi yanı sıra “izinler, çalışma saatleriyle tatillerin yeniden düzenlenmesi gibi hususlar geliyor yasalarla…”
Ve deniyor ki “kamu hizmetlerinden duyulan memnuniyetsizliği ortadan kaldırılacak!..
İŞTE o büyük sorun!” Çünkü eğer kamu görevlileri kademelerinde reorganizasyona gidiliyorsa en büyük neden, yurttaşın ve yıllardır bizim de “hantal ve merkeziyetçi bürokrasi” dediğimiz “yapının” iflas ederek çökmesidir!
Zaten bu nedenle değil midir ki “büyük bir para düzeni” olmasına karşın yine de bile bile “bazı devlet kurumlarımızın özelleştirilmesini” istiyoruz!
ÇÜNKÜ bizatihi bu “kurumlar” da kendi içlerinde “bir para düzeni” yaratmışlardır ki sadece yurttaşın gırtlağını sıkmakla kalmamış, “yolsuzluk ve dolandırıcılık” üzerine destanlar yazmışlardır! Ki daha bir süre önce Çaluda adıyla Cypurivex’i de yanına alarak (doğrudur demiyoruz,) şaibe ve dedikodularıyla bir yenisi geldiydi gündeme! Gelecek tabi. Çünkü “devleti zarara uğratmak” gibi bir suçun suçlusu, köşedeki bakkal Süleyman efendi değildir! Yine o devlet erkânıdır!
MESELA Dünyanın en pahalı elektriğinin faturasını biz ödüyormuşuz! Dünyanın en pahalı etini, tabi ki biz yiyemiyormuşuz! İlaçsız, hastaneler de bizdeymiş, yollarda kalan ambulanslar da çalışmayan tomografi cihazları da.. Okulsuzluk da öğretmensizlik de!..
KAMU görevlileri değişiklik Yasa Tasarısını elbette önemsiyoruz. Devlet “kurumlarıyla,” yetkili ve sorumlu kamu görevlileriyle yürür, kalkınır ve gelişir..
NİTEKİM 1974’den hemen sonra gerek “otonom” gerek “federe” Kıbrıs Türk devletlerini kurup anayasalarını yapmanın “devlet” olmamıza yetmediğini gördük! 1983’de KKTC ile devleti bir daha ilan ettik ama bugün ne diyoruz? “Hâlâ istenen düzeyde devlet olamadık!”
Pek çok nedeni olsa da “çünkü” diyoruz “kamu yönetimini ne doğru dürüst kurabildik ne de siyasi iktidarların seçim oyuncakları haline gelmelerini” önleyebildik!
Şimdi yeni bir arayış ve düzenleme arzusuyla kamu yönetiminde restorasyona gideceğiz. Sonucu kısa sürede olmasa da elbet göreceğiz. Bakalım şah mıyız yoksa şahmaran mı?
































