Eskiden de böyleydi.
Kanlı bir olay olduğunda, kimdir kimin nesidir bilinmez ama bütün memleket irkilir dikkatler o olaya toplanırdı…
…
Memleket küçüktü nüfus da küçüktü, bütün köyleri kasabaları şehirleri toplasanız 500 bini aşmazdı bu coğrafyada yaşayanlar.
Lefkoşa’da bir cinayet işlendiğinde, üstelik o dönemlerde, ışık hızıyla ulaşırdı haberler memleketin her yerine nedense…
…
Cinayet Lefkoşa’da işlenmişse, Baf’tan almak mümkündü haberi!
…
Kötü haberler tez ulaşır, iyi ve güzel haberler gecikir nedense!
Hep böyle olmuştur!
Neden böyle oluyor?
İnsanoğlu kötülüklere daha çok mu meraklı?
İyilikleri güzellikleri paylaşmak daha mı zor, bilinmez…
…
Böyle zamanlardı mayıs ha bitti ha bitecek okullarda “imtihan” zamanı.
Böyle zamanlardı parçalı bulutlarda kötü haberler mi, güzel haberle mi yüklüydü bilinmez.
Ansızın bir haber ulaşır sanki ilk kırlangıçlarla birlikte, memleketin yüzünde tepeden tırnağa bir hüzün, bir matem havası.
Ne çarşı pazarın tadı kalır, ne imtihanların, ne kışlada nöbet tutmanın, sanki nöbet tutmanın tadı varmış gibi!
…
Böyle olurdu ya da bana öyle geliyor, bir olay olur baştan aşağı memleket irkilir, günlerce, aylarca o olay konuşulur ve hatta hiç unutulmaz zihinlere kazınır, dahası nesillerden nesillere taşınırdı.
Lefkoşa’da bir cinayete kurban giden Artist Süreyya’nın hikayesinde olduğu gibi.
Ya da Gülsüm’ü bıçaklayarak öldüren Halit Arap’ın hikayesi gibi.
Daha gerilere gidersek1924’te yine Lefkoşa’da yaşanan ve karısı Fatma’yı öldüren Dr. Behiç olayı gibi…
…
Eskiden de böyleydi fakat tek farkla bu tür olayların ardından genellikle ağıtlar destanlar yazılırdı o zamanlar.
Dr. Behiç ve karısı Fatma ve Halit Arap üzerine destanlar ağıtlar yazılmıştı.
Bu tür olayları Rumlar ve Türkler birlikte idrak ederlerdi.
Birlikte üzülürler, birlikte ağıtlar yakarlardı.
Rum ozan Andrea Zimbris’in Mida üzerine yazdığı ağıt bunlardan biri ki giriş bölümü şöyledir:
Bugün yine yeni bir görev ifa edeceğim
Bir şair olarak şiir düzenleyeceğim
Hıristiyanlar, Müslümanlar hepiniz toplanınız
Mida’nın başından geçenleri duyasınız
(Mahmut İslamoğlu-Şevket Öznur, Kıbrıs Rum Halk Edebiyatında Türkler İçin Ağıtlar, Cilt -1-, s 169)
…
Günümüzde yazılmıyor.
Yürekler dağlanmasına rağmen ne ağıt yakma var, ne destan yazma!
Nedir bu?
Kültürel değişim mi?
Bu değişim kültürel duyarsızlığı da mı kapsıyor?
Belki böyledir
































