Başbakan, Başbakanlığın ve bağlı kurumların 100 günlük faaliyetinin bir özetini sundu. Alışılmışın dışındaydı. Her nedense, hükümetin değil, Başbakanlığın. Diğer Bakanlıklar da kendileri açıklama yapacakmış. Algı konusunda yanıltıcı olacak ama neyse. Demek ki böyle uygun görmüşler…
Başbakan’ın konuşmasının içinde öyle bir cümle var ki, aslında tek kurtuluşumuz….
Oraya gelmeden önce şunu vurgulamak isterim; Sayın Erhürman kendisi de bu süre içinde arzuladıkları gibi icraat yapamadıklarını kabul ediyor. Gerçi bunu yeterli kaynak akışının başlamamış olmasına bağlasa da, ben bu yavaşlığın, öğrenme döneminden kaynaklandığını düşünüyorum. “Ne nedir, ne yapılmalıdır, nasıl yapılmalıdır” sorularının yanıtını bulmaya çalışıyorlar. Özellikle bakanlarda bu dikkati çekiyor.
Bir yandan devletin adam gibi bir hafızasının olmaması, diğer yandan yetişkin bürokratların devlette sürekliliğinin kalmaması, icraat yapmak için gelenleri zorluyor…
Başbakan’ın söyledikleri bildiklerimiz. Gelelim o cümleye…
“Planlama konusundaki ciddi eksiklik, ülkede kalkınma değil de ekonomik yatırım olmasına rağmen kalkınmayla sonuçlanmamasına neden oluyor. Yerel kalkınma stratejileri başlatıldı. Lapta-Yeşilırmak ve İskele-Karpaz için eylem planları çıktı. Teşvikler sistemi çalışmalarını da yapıp hayata geçirmeye başlayacağız”…
İşte en önemli konu bu.
Ben son zamanlarda buna takmış durumdayım…
Yatırım var, ortada korkunç bir para dönüyor, ama bu kalkınmayı sağlamıyor…
Türkçesi, ne devlet ne yerel yönetimler, kendi ensesinden dönen bu paradan payını alabiliyor.
Planlama önemli. En basit örnek; üretimin artmasının sağlanması için bir planlama eksiğimiz var. Su geldi, ‘su akar deli bakar’ misali hovardaca harcayıp duruyoruz. Hala üretime geçiremedik. Ne ekip, biçmeliyiz, nasıl yapmalıyız, onca bilimsel çalışma var, ama yönetsel bir karar yok…
Başbakan Lapta-Yeşilırmak ve İskele-Karpaz için eylem planları yapıldığını açıkladı.
Ama Güzelyurt mesela… Narenciyesi var, üniversiteleri var, denizi var, en güzel doğası var, yine de ağlar da ağlar…
Her seçim dönemi birileri çıkıp dehşet projeler yapar, yine de olmaz bir türlü. Yatırımları yönlendirecek planlama ihtiyacı burada da açık ve aşikar.
Diğer taraftan, istediğiniz planı yapın, istediğiniz kadar yatırım olanağı verin, birileri gelip dünya kadar yatırım yapsın, siz devlet olarak gelir kaynaklarınızı arttıramıyorsanız, kalkınmayı sağlayamazsınız ki…
Acaba bunun cevabı da Başbakan’ın “Teşvikler sistemi çalışmalarını da yapıp hayata geçirmeye başlayacağız” sözünün içinde midir..?
Öyle mi anlamalıyız..?
Bence öyle de olmalı…
Parti programlarından, hükümet programına her fırsatta dile getirildi teşvikler konusu.
Hani ‘istiap haddi’ diye bir şey vardır. O doldu… Yetti artık. Hala Girne kıyılarını bitirecek yatırımlara teşvik üstüne teşvik verilmekten vaz geçilmeli mesela. Süreleri kısıtlanmalı. Aksine vergileri arttırılmalı.
Teşvikler genelleme olmaktan çıkmalı, Karpaz’a, Yeşilırmağa yönlenmeli…
Yatırım furyası başladı. Nedenleri bizimle alakalı olmasa da, bir şekilde devam edecek gibi de görünüyor. Devletin de vatandaşların büyük bölümünün de hayretler içerisinde seyrettiği müthiş paralar dönüyor ortada. İşte bu seyirci olma durumuna son vermek kalkınma için birinci şart…
Türkiye’nin şu an eşiğinde olduğu korkunç ekonomik krizi de hesaba katarak, kendi gelirlerimizi arttırma konusunda süratle ve radikal adımlar atmak zorundayız…
Hükümetin 100 gününe gelirsek, benim için en önemli taahhüt, hükümet edenlerin “Bir daha seçilmemeyi göze aldık” açıklamasıdır.
O nedenle en azından iyi niyetlerine güveniyorum hala…
Ancak, bazı kararları almakta gecikmeleri halinde öyle şeylerle karşılaşacağız ki, bu iyimserlik de fayda etmeyecek…
YERİN KULAĞI VAR
ANLAYANA:
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, “son dönemlerde krizlere çözüm vasıtası olarak diplomasinin erozyona uğradığını görüyoruz. Mesela Rum tarafının kaprisleri nedeniyle Kıbrıs sorununda bir yol alınamıyor” diyerek, Kıbrıs konusunun çözümü için “yeni yol” imasında bulundu. Çözüm konusunda Rumların isteksizliği ve sürekli işi yokuşa sürmeleri, Federal Kıbrıs denklemli bir çözümü de zora sokuyor…
ONLARDAN İSTEYİN O ZAMAN:
Başbakan Tufan Erhürman, farklı para birimine geçme ve kur sabitleme konularının masada olduğunu ve bunların Türkiye ile konuşulmaya başlandığını açıkladı. Öncelikle bizim Merkez Bankasının para basma gibi bir yetkisi var mı diye sormak lazım. İkincisi ise Türkiye’ye, “biz farklı bir para birimine geçiyoruz” derseniz ve Türkiye’de size, “o zaman gidin farklı para birimine geçtiğiniz ülkeden para isteyin artık” derse ne olacak…
BİZ NİYE BİLMİYORUZ:
Maliye Bakanı Serdar Denktaş, Yenidüzen’e, MASAK’ın KKTC’deki casinolarla ilgili olarak kendilerine bir bildirim yapmadığını söylüyor. Polis ise, KKTC Mali Polisi’in bir ortak çalışma içinde olmadığını açıklıyor. Zaten MASAK da, çalışmayı ortak yaptık demiyor, ‘Çalıştay yaptık’ diyor. Her neyse, onlar burada tuhaf para akışları olduğunu görüyor da, biz nasıl göremiyoruz..? Yakın zamanda yapılan bir inceleme neticesinde, her türlü veri KKTC Merkez Bankası’nın elinde var. KKTC olarak o bilgilere de mi ulaşamıyoruz yoksa..?
TAKOGRAF YETERLİ Mİ:
Takograf güzel bir uygulama. Sürücünün süratini denetlemek amacıyla ağır vasıtalara takılacakmış. Ama çözüm müdür? Ağır vasıtaların yaptığı kazaların yüzde kaçı süratle alakalıdır ki? Bir kere altlarında hurda araçlar, bunları muayene edecek ekipmanı yok devletin. Sonra sürücü koltuğunda kimi zaman ehliyetsiz, kimi zaman tecrübesiz ve ülkeyi tanımayan şöförler. Sonra adam kafasına göre şerit değiştiriyor, karşıdan gelenle burun buruna çarpışıyor. Bunun çaresi nedir? Bir kez daha yazayım, polisin ve genelde devletin daha “görünür” hale gelmesidir…
DAHA ÇOK BEKLERSİNİZ:
Tasfiye halindeki KTHY’nin Lefkoşa’daki binaları için 4 milyon 750 bin Sterlin taban fiyatla, ikinci kez çıkılan açık artırmaya da hiç katılan, teklif veren olmadı. Aslında alıcısı çok ama, hepsi de fiyatların daha da düşmesini bekliyorlar gurvada. Onların niyeti binaları ucuza kapatmak. Devlet ise alacağı parayla KTHY mağdurlarının alacaklarını ödemek istiyor. Bundan sonra fiyat daha da düşer mi bilemeyiz ama, Denktaş’ın dediği gibi en iyisi bu binaların devlet tarafından alınması…
SON NOKTA:
Kadına, adama, hatta küçük yaştaki çocuğa tecavüz olaylarını son yıllarda çokça duyar olduk da, bir keçiye tecavüz edenini ilk kez duyuyoruz sanırım. Haspolat’ta gerçekleşen iğrenç olayın zanlısı, dün mahkeme huzuruna çıkarılıdı. Ülke olarak geldiğimiz son nokta bu olsa gerek… Vatandaş mı bu yarartık? Değilse bir an önce atılsın bu adadan.
ZİRVEDEKİLER
Erçin Şahmaran: “Ülke şantiyeye döndü derken, muhakkak ki yollar, asfaltlamalar, kaldırım çalışmaları, daha güzel, daha düzenli, daha güvenli seyahat, yani trafik düzeni için yapılıyor.
Trafik en çok konuştuğumuz, çaresiz kaldığımız sorunumuz. Yollarda ki altyapı eksiklikleri, eğitimsizlik, yetersiz ve suiistimale açık ehliyet sistemi, araç yoğunluğu, birçok etken var. Hız tespit kameraları, bu sorunların çözümüne ne kadar katkı sağlıyor?”…
DİPTEKİLER
Kamu-İş: Kamu-İş Başkanı ve diğer yöneticiler için Maliye Bakanlığı, memuriyetteki esas görevlerine dönmeleri kararı verdi. Sebep, Sendika’nın Genel Kurul’nu yapmadan, mevcutların görevlerine devam etmesi talebi. Demokrasinin önemli bir ayağı olan sendika, demokratik yöntemi reddediyor, yöneticilerini atamayla belirlemeye kalkıyor. Bir de üstünden, “Kimse bizim iç işimize karışamaz. Burası işçinin malı, işçi ne derse o olur” diyor. İşçinin ne dediğini anlamak için Genel Kurul yaptınız mı da işçi adına konuşuyorsunuz?
































