Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bakan Özyiğit’i kutlarım…

Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit’in açıklaması, hükümetin hanesine olumlu yansıyacak önemli bir adım.

Sürekli olarak ‘yaptık, yapacağız’ denilen, ama bir türlü hayata geçirilemeyen bir uygulama.

“Yükseköğrenim Kayıt Kabul Tüzüğü” Bakanlar Kurulu’ndan geçmiş…

Bize ne bundan demiyorsunuz değil mi..?

Dememelisiniz…

Çünkü artık sokaktaki çocuk da biliyor ki, öğrenci adı altında memlekete her türlü insan giriyor.

Organize suç örgütlerinin “elemanları”ndan tutun, kaçak işçiye kadar…

Sektör öylesine bir yan sanayiye sebep oldu ki, boyunu aştı.

E, ne de olmasa önüne geleni, parayı bastıranı alır hale geldi üniversiteler.

Adam ucuza işçi çalıştıracak, ne uğraşacak çalışma izniyle, sağlık karnesiyle, şunla, bunla.

Taşaron hazır. Onun da sektörü oluşmuş. Gidiyorsun, ‘şu kadar adam istiyorum’ diyorsun, o da sana getiriyor. Afrika’dan, Ortadoğu’dan, her yerden.

Bir dönemlik kaydını yaptırdın mı, tamam.

Öğrencinin çalışma hakkı var ya. Ondan sonra kim arar kim sorar.

Dikkat ettiniz mi, polisiye olaylara karışıp yakalananların çoğu, bilmem kaç senedir adada, ama okulla ilgisi yok…

Şimdi bu yeni Tüzük’le, üniversiteler özellikle üçüncü ülkelerden gelen üniversite öğrencilerinde belli akademik kriterler aramak zorunda olacaklar. Kriterleri sağlamayan yabancı öğrenciler üniversitelere başvuru yapamayacak.

Geçtiğimiz günlerde Girne’de bir üniversitede yatıp kalktığı öğrenilen, yaşı da geçmiş tacizcinin durumu buna tam örnekti.

O yaşta hangi üniversite sınavını geçmiş de gelmiş, belli değil.

Ben sanırdım ki, Türkiye’den gelen öğrenciler, üniversite seçme sınavında hiç olmazsa taban puanı tutturmuş olmalıydılar.

Meğerse, kontenjanlar açık kaldığında, o kriter de ortadan kalkıyormuş.

Her neyse, bu ilk adım.

Sonrası daha önemli.

Zaten eğer ikinci adım atılmazsa, bunun da pek bir önemi kalmayacak.

İkinci adım, “öğrenci takip sistemi”…

Üniversite, kayıt yapan öğrencisinin okulla ilişkisini takip edecek. Ondan sonra artık devreye polis mi girer, muhaceret mi, Çalışma Bakanlığı mı, sonuçta devlete bildirilecek.

Her iki uygulamanın da sağlıklı yürüyebilmesininse tek bir şartı var, üniversitelerin bu işe zorunlu olarak müdahil olması. En önemli bacak üniversitelerin kendileri…

Önce kalifiye öğrenci alacaklar, sonra da takibini bizzat yapıp, devlete bildirecekler.

Bunu sağlamak da yine devlete düşüyor.

Yani denetim…

Herşeyi para olarak gören, vahşi bir sektör oluşmuş durumda. Kalite yerlerde sürünüyor, ülkenin “üniversite adası” markasını lekeliyor, kuşku yaratıyor. Kaçağın göçeğin yuvalandığı, üniversitelerin üstünden başka işlerin döndüğü bu görüntünün ortadan kalkması şart.

Herşeyden önce üniversiteler artık yaptıkları yanlışı düzeltmeliler.

Okumak için gelecek olan da bu görüntüyü görüp gelmekten vazgeçecek.

Baksanıza Türkiye’de bu yıl 15 tane yeni üniversite açılıyor.

Kırk yılda zar zor yakalanan bir avantajı yok etmeyelim.

Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit’i kararından dolayı kutlamak gerek.

Ama asıl kutlama, Bakanlığın üniversiteleri gerçek anlamda takip ettiği zaman gelecek…

 


 

 

YERİN KULAĞI VAR

15 YIL OLDU:

Kapıların geçişlere açılmasının üzerinden tam 15 yıl geçti. Bugün hala daha, yeni kapılar açmakla uğraşıyoruz. 15 yıl önce bu karar alınırken, niyet bu olmasa da, bazı kesimler toplumların birbirlerine daha çok yaklaşacağını, hatta bir çözüme kapı aralayacağını umut etmekteydiler. O günden bugüne, bırakın yakınlaşmayı, daha da uzaklaştık. Artık birleşik bir vatandan çok, iki ayrı devleti konuşmaya başladık… Esas hedef bu muydu acaba?

 

2004’DE AKLINIZ NEREDEYDİ:

AKEL, Kıbrıs’ta çözüm çabalarının iki liderin sorumluluğunda olduğunu belirterek, Kıbrıs sorununda kapsamlı çözüme ulaşılmasına ilişkin çabaların sürmesinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu savundu. İyi güzel de, 2004 Annan Planı referandumunda parti olarak “hayır” değil de, “evet” deseydiniz, bugün çok farklı bir ülkede yaşıyor olacaktık. Öyle bir fırsat bir daha gelir mi derseniz, biraz zor…

 

“SORUMLUSU RUM LİDERLİĞİDİR”:

Cumhurbaşkanı Akıncı. Kıbrıslı Türklerin hep haklarını korumak peşinde olduğunu; eşit, özgür insanlar olarak adil ölçüler içerisinde, çözümü makul olanda aradıklarını vurguladı. “Kıbrıs Rum toplumu liderliği uzun yıllar bütük yanlışlar peşinde koştu. Nerede durmaları gerektiğini bilemediler” diyen Akıncı, “Bizim içinden geçtiğimiz bu süreçte bölünme lüksümüz yoktur. Bizim bu gidişat içerisinde birbirimizle didişme lüksümüz yoktur” da diyerek, içe mesaj verdi. Mesajın özellikle son günlerde kendine yönelik eleştirilere yanıt olduğunu düşündüm.

 

CTP’DE İPLER KOPTU:

CTP’de krizle başlayan yerel seçim tartışmaları bitmek bir yana, daha da içinden çıkılmaz hale geldi. Parti, özellikle Değirmenlik ve Gönyeli’de aylardır yaşanan aday krizine çözüm bulmak bir yana, işi daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. İttifak görüşmeleri beklenenin aksine, fayda yerine zarar verdi. Bu krizler bırakın yeni belediyelerde kazanmayı partiyi, olanları da kaybetme riski ile karşı karşıya bıraktı. Daha şimdiden UBP’yi kutlamak gerek.  Belki de son yılların en rahat seçimini geçirecekler…

 

BİR BU EKSİKTİ:

ABD’nin İnsan Hakları Raporu’na her yıl girer, eksik kalmazdık. İnsan ticaretiyle, özellikle fuhuş konusunda kadın ticaretiyle, mülteci haklarıyla ve poliste kötü muameleyle. Bu kez sanırım ilk defa “yolsuzluk ve adam kayırmacılık” KKTC’de en dikkat çeken insan hakları ihlali olarak belirtilmiş. Yöneticilerin de bu yolsuzluk olaylarına katıldığı yönünde kanıtlar bulunduğu rapora ilave edilmiş.

 

YAZ SORUNLARI DEĞİŞMEDİ:

Yazın gelişiyle birlikte rutin boğulma olayları da başladı. Hafta sonu 8 kişi boğulma tehlikesi geçirince,  cankurtaran sorunu yine gündeme geldi. Yasa gereği plajlarda cankurtaran bulundurulması zorunlu. Her yaz aynı sorunları tartışıyoruz ama, ne cankurtaran konusunda, ne de yaz aylarının bir başka felaketi yangınlar konusunda gerekli önlemleri alamıyoruz. Sanıyorum bu yıl hükümet, yangın helikopteri konusunda bir adım attı. Bekleyip göreceğiz…

 

 


 

ZİRVEDEKİLER

Birikim Özgür: Meclis dışında kaldığında, muhalefet edeceği düşüncesi vardı bazılarında. Ama olumlu işleri yapıldığında, kendine yakışanı yaptı, kutlamasını bildi Özgür. Hükümeti dövizle ilgili aldığı kararlar ve bir önceki hükümet gibi vurdumduymazlıkla hareket etmediği için kutladı. Özgür’ün bir tespiti de önemli, sosyal güvenlik sistemi, sağlık ve elektrikte düşük maliyet ve yüksek kaliteye geçilmesinin, halkın alım gücünü olumlu etkileyecek unsurlar olduğunu vurguluyor. Bence de doğru. Eğitimi sağlığı, elektriği, suyu ucuzlatır, kalitesini yükseltirseniz, geçim sıkıntısına karşı en büyük  mücadeleyi vermiş olursunuz…

 


DİPTEKİLER

Fileleftheros Gazetesi: Aslında sadece gazete değil bu kafada olan, güneydeki hakim zihniyet bu… Bakın ne diyor; “Lefkoşa açısından bir uzatma taktiği, daha iyi seçenek olacaktır. Geçmişteki -müzakerelerin derhal yeniden başlaması, yemekler, iyi niyet hareketleri- uygulamalarıyla hareket ederse, Türkiye’nin kurmakta olduğu, üçüncü tarafları da hiç ırgalamayan, tuzağa düşebilir”. Kısaca “oyalayalım” diyor, hep yaptıkları gibi…