16 Nisan’da Anastasiadis’le bir araya gelecek olan Sn. Akıncı, öncesinde yaptığı açıklamalarında, Güney’in de işiteceği uyarılarda bulundu.
Bunlardan birisi, “16 Nisan’da gündem, asıl konuşulması gerekenler olacaktır” vurgulamasıydı. Tabi ki bu cümle laf ola beri gele söylenmedi. Nitekim bize, Rum tarafının itirazları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanan Montana görüşmelerindeki bazı anlaşmazlık maddelerini hatırlattı.
Mesela TC’nin garantisi bunlardan biriydi. Siyasi eşitlik ilkesinde belirgin bir açıklık yoktu! Dönüşümlü başkanlık tartışması da sürüyordu..
Çözüm olması halinde Kuzey’e 80 bin Rumun geleceği, Türk tarafına Kuzey’de yüzde 29’luk toprak hakkı tanındığı gibi uzlaşı konuları da vardı..
NE var ki Crans Montana’nın üzerinden kısa süre geçmesine karşın, “anlaşmazlık konularına” öncekilerden çok daha önemli anlaşmazlık konuları eklendi! Örneğin Rum’un Doğu Akdeniz’deki MEB’leriyle hidrokarbon yatakları!
Bundan sonra müzakerelere yeniden başlanırsa, Türk tarafının da hakkı olan doğal gazdan yararlanması konusu, gündemin en önemli maddelerinden biri olacaktır.. Üstelik şu andaki Rum tutumuyla, çözümün mümkün olmadığı gerçeklerinde!
BUGÜNE kadar süregelen müzakerelerde adanın Türk ve Rum halkları arasında bir federal sistemde Kuzey-Güney olarak paylaşılması müzakere ediliyordu.. Bundan sonra gündeme Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları da dahil oluyor..
Bu da soruna sadece Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarını taraf yapmakla kalmıyor, otomatik olarak Türkiye ile Yunanistan’ı da katıyor..
KISACA geçen zaman “müzakerelerle çözüm zemini oluşturma çabalarını “kolaya” değil, “zora” sokmuştur! Bu nedenle Sn. Akıncı Crans Montana’’dan çok daha zor bir siyasi konumdadır. Çözüm de bir o kadar daha imkânsız hale gelmiştir eğer Güney’deki Rum kafası değişmediyse!
**********
DÖRTLÜ KOALİSYONLA ANCAK BÖYLE MECLİS OLUR!
Genel Seçimler sonrasında dört siyasi partinin bir koalisyon hükümeti kurması olayına doğrusu ya “mucize” demek gerekirdi.
Bunu “Köşemde” büyük başarı olarak yorumlarken, aklımın bir köşesinde Güney’in “ulusal konseyini” çağrıştıran siyasi yapısallığı ile bir koalisyon hükümeti imajı bile oluştuydu.
ANCAK Meclis’te iktidarı oluşturan bu dört siyasi partiye karşın, sadece tek bir UBP muhalefet partisi olduğunun “yasama yönünden anomali yaratacağı” hiç hatırıma gelmediydi!
Çok iyi niyetli bir düşüncede, “dörtlü koalisyonun uyum içinde çalışması halinde KKTC’i hatta uçuracakları umudumun sevincini duymuştum!” Ta ki eski Meclis Başkanı Sibel Siber’in siyasi çevrelerde tartışılmaya başlayan uyarısıyla uyanana kadar!
NİTEKİM dörtlü koalisyon hükümeti üç aydır görevdedir fakat sorunları çözmek yerine etraflarında dolanmaktadır! Bazı değişiklik yasalarıyla vaziyetler idare edilse de henüz “beklentilere” cevap verecek bir atak söz konusu olmadı! Sorunlar olduğu gibi çözümsüzlükleriyle ortalarda salınmaktadırlar! Üstelik değil dörtlü, sekizli kırklı da olsa döviz gibi vurgunlar karşısında çaresizliğe beyaz bayrak göstererek!
SİBEL Siber’e dönersek. Dörtlü Koalisyon hükümetine yönelik şikâyeti, “Meclis’in yasama ve denetim faaliyetlerini gerektiği gibi yapamamasıdır.” Çünkü Siber’e göre “Parlamenter sistem seçimle gelen parlamentoya karşı sorumlu olan bir hükümetin var olduğu sistemdir…”
ÖTESİNE hiç ellemiyorum! Çünkü “eğer bir Meclis’te 4 siyasi parti hükümet oluşturur da geriye bir avuç tek partiden ibaret “muhalefet” kalırsa, elbette ki “parlamenter sistem” değil, “hükümet sistemi” çalışır! Zaten istense de bunun bir başka yolu yordamı yoktur! “Berbat bir “seçim sistemiyle” alınan berbat bir sonuç!
DİYOR ki Sibel Siber: “Meclis denetim görevini yerine getiremiyor..” Ve hatırlatıyor. “Anayasanın 98. maddesine göre verdiği denetim yetkilerinden biri, Başbakan ve Bakanlar hakkında gerektiğinde Meclis soruşturması açılmasıdır…”
Şu anda dörtlü koalisyonla bu “denetim ve soruşturma” mekanizmasını Meclis’te çalıştırmak hiç mümkün değildir ama bizzat Siber şu gerçeği de hatırlatıyor:
KKTC’nin kuruluşundan bu yana hiçbir Bakan yahut Başbakanla ilgili Meclis soruşturması açılmadı!” (İki üç önerge sunulmuş ama.)
ANA başlıklarıyla aktarmam gerekirse “Dr. Fazıl Küçük Vakfı Onursal Başkanı Sibel Siber Vakfın toplantısı nedeniyle yaptığı konuşmasında bir kez daha “parlamenter sistemin hasta olduğunu” yada “değiştirilmesini” yahut “Başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini” söylerken, “bugünkü Mecliste yasama ile yürütmenin iç içe geçtiğini, bu nedenle kuvvetler ayrılığının olmadığını” hatırlatıyor…
TÜMÜ de doğru olsa bile! Basit çoğunlukla açılan “soruşturma önergelerinin” bile oy çokluğu ile reddedildiği KKTC Meclisinin bugünkü siyasi yapısı nedeniyle kılına dokunmak mümkün değildir!
Haa! Başkanlık sistemi mi? Yahut sistem arayışları içinde miyiz? Sittin senedir söyler yazarız.. Güney’e bakın! Sistemini taklit etmek bile bize yetmelidir! Sadece siyasi rejimi değil, ötesi “kurumlarını, sosyoekonomik plan ve programlarıyla başkanlık sisteminin işleyişini.. “Başkan ve Meclislerine karşın tıpkı bir senato gibi üst karar organı halinde çalışan “Ulusal Konsey’lerini” de.. Onlar ada ve nüfus şartlarında kendilerine özgü bir Başkanlık sistemini yaratabilmişlerse, ayni adanın Kuzey’deki devleti olan biz de başarabiliriz…
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (EN BÜYÜK SORUN HAMAM SORUNUDUR!)
Ne parlamenter sistemdir ne döviz vurgunu. Medyanın manşetlerinde de “yıkılmadım ayaktayım” diyerek salınmışlığıyla en büyük sorun, meğer bazı gaminilerin hâlâ çalışmalarıdır..
“Fakat ben bu en büyük sorun konusunda ayni fikirde değilim! Bu ülkenin en büyük ve birinci sorunu “hamamların olmayışıyla tuvaletlerin yetersizliğidir.. Gaminiler sorunu ikinci sıradadır efendim..
































