Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şimdi bu zihniyet değil de nedir..?

Şu, Limasol’daki Teknik Okul’a döşenen mozaikler konusu çok işlendi. Herkes fikrini söyledi. Ama benim resmen içime işledi.

Çünkü ilk değil.

Sırf mozaikler Kuzey’den gitti diye yine söküldüler.

Dışişleri Bakanı’nın dediği gibi, bir Yeşil Hat Tüzüğü var. Kendilerinin de onayladığı. Adamlar Kıbrıs Türkleri’nin leyhine hiç bir kararı uygulamadıklarını bir kez daha gösterdiler. Attıkları yine yok sayarak.

limasol

Kapılar açıldıktan sonra gerçekleşen bir örnek vardı; hani bir Rum Karpaz’dan bir torba salyangoz almış, Metehan’da Rum gümrükçüler “yasak” diye yakalamış. Torbayı yere boşaltmışlar, adama da “yürü git” demişler…

Rum bir bakmış, salyangozlar kendi kendilerine güneye doğru gitmekteler. “Bakın geçiyorlar” demiş.

Rum gümrükçünün  cevabı ibretlikmiş, “istersen bekle, geç o taraftan topla”…

İlk yıllarda, baştan tepki vermeleri normaldir, zaman içinde oturacak diye düşünmüştük ama olmadı.

Fanatizm törpüleneceği yerde, körüklendi. İnsan aklının alamayacağı bir şekilde hem de.

Olay ilk örnek değil demiştik. Geçtiğimiz yıllarda da benzer şikayetler olmuştu. Hatta 2017’nin Haziran ayında, Lefkoşa Pancyprian Gymnasium’da (Lise) aynen böyle bir durum yaşanmıştı. Önce kilise kıyameti kopartmış, tarihi bir okula “işgal” bölgelerinden taş getirmenin kabul edilmez olduğu fetvası vermişti. Arkasından Yeşiller Partisi, “Beşparmaklar yok ediliyor” bahanesiyle saldırmıştı. Rum Eğitim Bakanlığı, “müteahhit neyi uygun görürse onu takar, bu materyaller yeşil Hat Tüzüğü ile yasal olarak gelmiştir” dese de, tepkiler bitmemişti…

Ne demek yahu döşenen mozaikleri sökmek..?

Çok düşünmeye gerek yok, bir tek izahı var, “mahalle baskısı”…

Limasol’da da aynı durum. Haberin detayı yok ama sanırım bu defa hükümet de devreye girmemiş. Üstelik bu kez fanatizmi yapan basın… Sözde kuzeyde harcanan para, Türk ordusuna gidecekmiş…

Mozaikleri alıp da döşeten okul yönetiminin hakkından gelmişler. O da ne yapsın, kılıfına uydurmuş, “Bunlar zaten okulda kullanılacak cinsten değil” falan diyerek, söktürmüş.

Bu tutumların düzeleceğine dair de umudum kalmadı.

Bu çağda böyle bir zihniyet, ancak beslenirse yaşayabilir. Ve maalesef güneyde bu düşmanlığı besleyen güçler var. Eğitiminden, kilisesine, siyasetçisine…

Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, sosyal medyada yayınladığı mesajda, yine malum “zihniyet”ten söz etmiş.

Şimdi buna kızıp köpürecek arkadaşlar yine olacak. Hani her türlü fanatizme, saldırganlığa hatta doğal gaz olayına bahaneler bulup, Kıbrıs Türk tarafını suçlayan ezberci arkadaşlar…

Gerçekten merak ediyorum, şu son örneği nasıl açıklarlar..?

Bu bireysel bir olay değil. İstisnai bir durum hiç değil.

Kıbrıs Türlerine 1963’den sonra uygulanan süt ambargosundan ne farkı var..?

O halde, bu genel geçer bir zihniyet.

Buna başka ne ad verilir..?

Değişmediği sürece hiç bir ilerleme olmayacağı çok açık.

‘Böyle bir zihniyet yoktur’ diye kendini kandırmak da, ortak bir geleceğe hiç hizmet etmeyecek…

 

 


 

YERİN KULAĞI VAR

HERKES KENDİ YOLUNA:

Hükümet ortağı dört partinin yerel seçimlerde ittifak yapma çalışmaları belli ki bir sonuca ulaşamayacak. Dört partinin nafile görüşmelerine karşılık ana muhalefet UBP neredeyse tüm adaylarını belirledi bile. Kimse benimsemediği bir adayı, sırf ittifak adayı diye desteklemez. Bence ittifakı bir kenara koyup, kendi adayları üzerine yoğunlaşsalar daha iyi ederler. Çünkü zaman giderek daralıyor…

 

BUNU YAPSINLAR, YETER:

Maliye Bakanı Serdar Denktaş “Kayıt dışılıkların üstüne gidecek, bütçe açığını kapatacağız” açıklaması yapmış Yenidüzen’e. Bütçe açığı 83 milyon. Bunu toplamak kolay olabilir de, gerçek kayıt dışılık çok daha fazla. Kişiler ve kurumlardan toplanan vergi 500 milyon civarında. E, bunun da gerçek rakamın yarısı civarında olduğunu biliyoruz. Demek ki kaba bir hesapla, 500 milyon kadar da kaçak var. Yarısını bile toplasalar ihya olacağız…

 

YOK ARTIK:

Hayvancılar, döviz artışından dolayı, süte yüzde 30-50 arası artış istiyorlarmış. Ne yapacak vatandaş? Gelirlerde öyle bir artış yok ki? Sonra süt dediğin temel gıda maddesi. Hükümet cesur davranması gereken bir tehditle daha karşı karşıya. İster narh koyar, ister ithalata izin verir. Ama bir şey yapmak zorunda. Dayanacak hal kalmadı çünkü. Bebeklerin sütüne de dokundurmasınlar…

 

BRAVO ÇELER:

Girne’de sık gittiğimiz bir cafe’deyiz. Garson yandaki inşaatı gösterip, “Bak abi, Zeki Çeler’in yaptığına” diyor. Tüm çalışanlar özel kıyafetli, baretli, bellerinde halkalar. Göreve geldikten sonra tam 75 inşaatı  iş yasasına uymadığı için mühürleyen bir bakan. Hani “denetlersek, sektör durur” du, hani yeterli eleman yoktu? Oluyormuş demek ki. Mesele baskılardan korkmadan, doğru olanı yapmak. Bu halkın da istediği bu…

 

ÇEVRECİLERE ACİL UYARI:

Beşparmaklar Kıbrıs’ın sembolüydü. Ancak geçen yıllar içerisinde taş ocakları bu sembolü vahşice oydu. Doğaya, çevreye yönelik, devlet eliyle büyük bir katliam.  Ülkeye gelen turistin ilk gördüğü bu çirkin görüntü oluyor ne yazık ki. Geçen gün çevre Koruma Dairesi’nin ialanını gördüm. Büyükkonuk-Kilitkaya bölgesinde taşocağı genişletilecekmiş,  bunun için 12 Nisan’da halk toplantısı yapılıyor. Çevreciler, insiyatifler neredesiniz?

 

SOSYAL MEDYADAN:

“Vefa mı? Sabah beri en az 500 kişi, ‘Vah Ali dayım vah’ diye yazıyor sosyal medyada… Cenazesini ise akrabaları ve İngiltere’den gelen kızkardeşinden oluşan 25- 30 kişilik bir seveni kaldırdı” (Hüseyin Ekmekçi) … evet, cenazesinde sadece Lefkoşa Belediye Başkanı’nın çelengi vardı… Lefkoşa’nın simgesi Ali dayının gözleri görmüyordu belki ama, bir çoğumuz gibi “Kör” değildi… Işıklarda uyusun…

 

 


 

 

ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Çok gereksiz bir ‘kalabalık’ var ülkede. Bir yanda laf kalabalığı, bir yanda insan! Evler de araçlar da bir o kadar fazla… Sığışamıyoruz! ‘Daha fazla nüfus’ azgınlığı başımıza ne işler açtı, halen görmüyoruz. Güneyle yarışmak istiyoruz. Orada ‘nüfus’ daha fazla… Ama bir farkla, ‘taşıma’ değil! Türk sözü üstelik:Taşıma suyla değirmen dönmez. Az olsun da öz olsun! Bana kalırsa kuzeyde ‘kapasite’ aşıldı. Ama elimizde bir  ‘hesap’ yok…”

 


DİPTEKİLER

Nikos Anastasiadis: “Garantörlerle her türlü bağımızı keselim, sorunu kendimiz çözelim” demiş. Hadi oradan! Böyle mi? Kuzey’de üretilen taşı bile okula döşetmeyerek mi? Bir Allahın taşını bile satamayalım, açlıktan yok olalım, o zaman çözüm olur, öyle mi? Anlaşılan arkadaş dış baskılardan bunalmış, şimdi söylem değiştiriyor. Ama ne yapsa nafile, AB’yi arkasına alsa da, bu gaz hikayesi daha çok başını ağrıtacak…