Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Biz “kazanırken” sefasını onlar sürüyorlar!

Dr. Fazıl Küçük’ün bayrağını açıp Kıbrıs Türk halkını  altında topladığı 1945’lerden beridir bu adada devlet mertebesine ulaşmamıza karşın, sürgit  ulusal  mücadelemiz bitmedi.

Aslında bizim gibi “siyasi sorunla” sarmalanmış ülkelerin de benzer mücadelelerinin sonlanmadan devam ettiği  bir başka gerçektir.

ÖRNEĞİN İsrail-Filistin sorunu. 1947’lerden beridir çözüme karşın çözümsüzlükle devam ediyor!.. İspanya’nın Katalonya’sı da öyle!.. Yahut İngiltere’nin İskoçya’sı!.. Ortadoğu zaten tüm ülkeleriyle siyasi karmaşaların odağı!..

NİTEKİM  Kıbrıs siyasi sorunu da asırlardır adada var olan iki halkın kendi içlerindeki “ulusal dava” anlayışlarıyla sarmalı ırksal aidiyet ve egemenlik isteklerinden kaynaklandı!

Rum toplumunun “enosis” mücadelesi bu gerçeğin sonucuysa, Türk toplumunun  “taksim” fikri de benzer etki tepkisidir. Sonuçta “enosis” gerçekleşmedi ama “taksim” gerçekleşti.. Buna karşılık “iki bölgeli” ada gerçeği tam ters bir gelişmeyle oluştu.                 ŞÖYLE ki siyasi yönden “enosisi” gerçekleştiremeyen Rum toplumu uluslar arası tanınmışlıkta  tüm adanın devleti konumuna gelirken… İki bölgeliliği iki ayrı devlet statüsünde gerçekleştirdiği halde  Türk toplumu yazık ki  çözümsüzlüğe mahkûm edildi! Tutun ki iki halkın 1950’lerden beridir süregelen  mücadelelerinin  asıl nedeni bu siyasi dengesizlikle adaletsizliktir!

MÜZAKERELER  bu “siyasi dengesizliğe denge sağlamak” için sürdürülüyor.. Fakat sonuca varılamıyor çünkü Rum tarafı “Enosis yeminini” unutmadı vazgeçmek de istemiyor!

Bu nedenle Rumun  müzakereler sürecindeki manevrası, “Güney’den Kuzey’i delmek üzerine sürdü!         Örneğin “şu kadar Rum nüfus Kuzey’e dönecek, şu kadar toprak iade edilecek” derken de kuşkuları budur, Doğu Akdeniz’deki enerjiye tek başlarına sahip çıkmak isterken de..

BİZİM tutumumuz ise (bilinçli ya da bilinçsiz) Kuzey’i sürekli kendi egemenliği altına sokmaya çalışan Güney’e karşılık; tam da istedikleri kıvamda ve önüne kimsenin itiraz edemeyeceği “barış” kelimesini de yapıştırarak, en büyük güvencimiz olan “iki bölgeliği” sulandırmak üzerine gelişiyor!

“Birleşik Kıbrıs” efkârı  bu politikanın bir sonucuysa;  Kuzey’den Güney’e sürekli sınır kapıları açarak KKTC’i Güney’e deldirtme çabaları da bu politikayı pekiştirmeye yönelik  emrivakimiz olmaktadır!

       SONUÇ:  “Barışçı çözüm için değil, Kuzey’i Rum’a yedirmek için çalışanlar eğer ihanet içinde değillerse, gerçekten Rumun adadaki  emelleri  karşısında  aptallık derecesinde saftırlar!


BEKLENTİLER YOĞUNLAŞIYOR!

Dörtlü koalisyon hükümetini icraatlarla ilgili Erhürman’ın haftalık basın toplantılarına karşın,  projeksiyonun önüne koyma zamanı geldi! Çünkü memleketin yığınla sorunları çözüm beklerken, “zaman,” aslında var olan yasalar gereği zaten gerekli denetimler yapılsa çözüm bulacak  sorunların peşinde koşuşturmalarla geçiyor!                                                Üstelik devreye konulan bazı “yasal işlemler” de hemen her gün medyanın  manşetlerinde “başarılar” olarak lanse ediliyor!

Mesela başlarda sorunlar karşısındaki heyecanlı duruşunu takdir ettiğimiz Çalışma Bakanı Çeler, işvereni hizaya getirme iddiasında “işçinin hakkını hukukunu çiğnettirmeyeceğiz” derken, bir bakıyoruz şantiye damlarında denetimler yapıyor!

Eğitim Bakanının işi gücü bitmiş olmalı, “ne yapayım” derken çocukların sabah sınıflarına girmeden önce okudukları ant’larına takmış, eski eğitim şuralarını karıştırıp nasıl iptal edeceğini araştırıyor!

       Turizm Bakanı Mağusa limanının halka ayrılmış marina bölümünde, pisliğin içinde kokuşmuşluğuyla yüzen tek kişilik yüz karası tuvaletini (kendinden öncekilerin de yapmadığı gibi) iki kuruşluk harcama ile en azından “temizliğini” bile   yaptıramazken, büyük Marina projesinden söz ediyor! Ki dahası liman çoktan viran olmuşluğunda yitip gidiyor!

       İçişleri Bakanımızın yetkisinde icraatlarını bekleyen sorunların yoğunluk ve zorluklarını anlıyoruz da Allahasen “gece kulüplerinin ışıklı tabelalarını kaldırttım” demek mi beklenen haberi!

Tarım Bakanımızın, “et sorunu karşısında dili mi tutuldu?” Damızlık hayvan ihracatından da söz ettiydi ama inadına ve her gün artarak Güney’den et kaçaklılığı devam ediyor çünkü artık Kuzey’de et satın almak her babayiğidin darcı  değil!

Ha Başbakanımız mı? “Kritersiz icraat olmaz, bu hükümet icraat misyonuna sahip bir hükümettir” gibilerinden çarpıcı laflar ediyor ama bakıyoruz o “icraat” dediğinin hâlâ adı var kendi yok Zümrüdü Anka kuşu gibi..

Öte yandan dün Havadis’in manşetine çıktıydı. Üstelik “turizm” adına “gelirlerin 850 milyona ulaştığının” haberine umutlarımızı tazelerken!                                                                 Ki neydi Havadis’in manşet haberi: “Kumarcılar uçuyor biz ödüyoruz!”    Neyi? TC’den KKTC’ye gelen otel konaklamalı çok özel yolculara bazı şirketlerle Hava yolları arasında yapılan anlaşmalar gereği özel fiyatlı koltuk satışları yapılması! “Kumarcılar uçuyor biz ödüyoruz!”

Uzatmaya gerek yok. Hükümet için cicim günleri bitiyor! Kaldı ki bir başka sorun daha var. Her yıl erken seçim yapılıyorsa programı uygulama zamanı  da daralıyor!  Kısaca bekliyoruz..                                                                                 

 


KISACA TAKILDIĞIM: (İHRACAT KÖTÜYE GİDİYORMUŞ!)

Eğer Nisan’ın 1. Günü açıklansaydı “şaka” niyetine aldırmaz güler geçerdik!

Fakat “ülkede iç piyasaya bile yetecek zirai ve hayvansal üretim yokken,   kör gözümüze parmağınızı sokarak eğer “ihracat kötüye gider” derseniz bunu 1 Nisan şakası bile kabul edemeyiz çünkü halk ile resmen alay etmek olur!

Kardeşim  bu ülkede sonunda  bu halkı gün geldi domatese de muhtaç ettiniz, hıyara da! Kaldı ki ete doyuracaksınız, kaldı ihracat yapacaksınız!. Üretim yok üretimm!