Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siz Türkiye’nin Yerinde Olsaydınız…

Olaylara hep kendi açımızdan bakarız…

Biraz, hatta fazlasıyla faydacı…

Tamam, bu ülke bizim, biz yöneteceğiz de, yönetebiliyor muyuz acaba..?

Bunca yıldır başarabildik mi..?

Giderek daha bağımlı olmadık mı, lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin…

Baştan daha üretken bir yapımız vardı. Arttıracağımıza, vazgeçtik, deliler gibi tükettik.

Bir ülke, sizi tanıyan tek ülke, bunca yıldır giderek artan oranlarda para akıtıyor.

İyi tamam, biz de ithalatla aldığımızı geri veriyoruz falan, ama bu taze para olmasa var olabilir miyiz?

Olsak da nasıl..?

Haydi 74 öncesini bir kenara bırakalım. Ama bu tarihten sonra daha kurumsal bir şekilde yardım aldık.

Cari bütçeye de, alt yapıya da, kalkınmaya da…

Sürekli olarak söylenen bir slogan vardı; “kendi ayaklarımızın üstünde durmak”. İşte bunu başaramadık…

Üretim sistemi, alınan katkı, planlı, programlı bir şekilde kalkınmaya odaklansaydı, ileriye dönük projeksiyonlar geliştirilseydi, belki de bugün durumumuz Güney Kıbrıs-Yunanistan ikilisinin durumu gibi bile olabilirdi.

Ambargo, izolasyon lafını sevmiyorum. Hesaba da katmıyorum. Ama bu kırk yıl içinde, bırakın ileri gitmeyi, elimizdekini avucumuzdakini de mirasyediler gibi savurduk, tükettik.

Sanayi Holding ve onun elli küsur fabrikasından başlayıp, devletin havayolu şirketini batırmaya kadar…

Ama kaynak, her şeye rağmen gelmeye devam etti.

Hem de baktılar ki proje üretemiyoruz, hazır projelerle birlikte….

Yapamaz mıydık. Bal gibi yapardık. Anlamaya hazır nice iktidarlar vardı Türkiye’de. Ama yapmadık, yapamadık. Bireysel bazda çaba gösteren bakan sayısı da biri, ikiyi geçmez…

Bugün yeni bir hükümet var…

tufan

Türkiye’nin Büyükelçisi Derya Kanbay, Başbakan’ı ziyaret ediyor ve belki de ilk kez Türkiye Başbakanı’nın yeni hükümeti kutlama mesajını bizzat getiriyor.

Ve diyor ki; “Türkiye Cumhuriyeti’nin her zaman yanınızda olacağını, yapılacak güzel çalışmalarda da en büyük destekçinizin bizler olacağını ifade ermek istiyorum”…

Daha ne olsun…

Yapılacak şey bellidir…

Türkiye ile ilişkileri, daha önce bir çok kez yaşadığımız gibi değil, doğru temellerde yürütmek.

Kararlılıkla, ama çok çalışarak…

Verilen sözlerin güvenilir olduğunu kanıtlayarak.

“Parayı alayım da, gerisini boşver” demeden…

Yeni hükümet, geçmişteki bu tür rezilliklerin bilincinde.

Hem muhalefet ettikleri dönemlerde açıkça eleştirdiler, hem de seçim döneminde açıkça vurguladılar.

Siz kendi özgür demokratik ortamınızı, laikliğinizi, kültürünüzü korumak istiyorsanız, çalışacaksınız kardeşim…. Bu dediğimiz, “alayım, dağıtayım”la olmuyor…

Taş üstüne taş koyacaksınız…

Herkes de görecek…

İşte akıl, işte vizyon, işte kaynak…

Atla deve değil yani…

Son dönemde yaşanan türlü gerginliklerin üstesinden gelmenin yolu da budur.

Sürekli olarak “saygı”dan bahsederiz.

Önce kendine saygın olacak ki, başkasından saygı bekleyebilesin…

 

YERİN KULAĞI VAR

SORUN YOK:

tufan-erhürmanHerkesin en çok merak ettiği bu hükümetin Türkiye ile olan ilişkilerinin nasıl olacağıydı. Başbakan çok net söyledi, “Türkiye ile sorun yaşanmayacak”… Ha, bu bizi kesmez diyorsanız Büyükelçi Kanbay da vurguladı, “destekçiniz olacağız” diye. Bu hükümetin Türkiye ile sorun yaşamasından medet umanlara duyurulur…

 

 

 

ANGOLEMLİ’DEN BEKLENEN:

hüseyin angolemliKoalisyon ortaklarının Meclis Başkanlığı için Angolemli’ye verdikleri söz, belli ki daha ilk dakikada hükümeti zora sokacak. Hele de kişiye özel yasa yaparak bunun önünü açmak, hiç yakışık almaz. Tamam Angolemli temiz, dürüst ve saygı duyulan bir vekil ama, “ille de isterim” ısrarı yerine, keşke özveri gösterip olası bir krizi önleme özverisini gösterse. Kendisinden beklenen budur…

 

SÜR GİT ETMEYİN ARTIK:

YDP Genel Başkanı Arıklı, Doğuş Derya’nın yemininin ardından sarfettiği sözlere fena takmış anlaşılan. Toplum bundan sonra huzur beklerken, bu işi sür git etmenin hergün temcit pilavı gibi toplumun önüne koymanın bir anlamı yok. Ha keşke sizin vekilinizin Doğuş Derya’ya fırlattığı gazete için de bu kadar ısracı olup, gereğini yapabilseydiniz…

 SONUNDA EL ATTILAR:

Geçmiş hükümet döneminde hükmü karakuşi bir kararla değiştirlen kiralık araç plakaları için yeni hükümet çalışma başattı. Trafikte büyük kargaşalara neden olan ve özel araç ile kiralık araç ayırımının zor olduğu uygulama için düğmeye basıldı. Geçmiş hükümetin eski kırmızı plakaları niye değiştirdiğini zaten kimse anlamamıştı…

BUZLUKTAN ÇIKIYOR:

Hem bizde, hem de güneydeki seçimlerde adından bahsedilmeyen Kıbrıs sorunu, bugünlerde yeniden gündemimize taşınacak. Özellikle de Cumhurbaşkanı Akıncı’nın yeni bir müzakerecei atamayacağı ve bu işin elli yıl daha böyle gidemeyeceğini açıklamasından sonra ilk hareketlilik görülmeye başlandı. Rum lider Anastasiadis’in Akıncı ile görüşme talebi, BM’nin yeni arayışlar içine girmesi… Ancak bu kez özellikle de Türk tarafının işi, daha başından sıkı tutacağı ve sırf görüşmek için görüşmeye sıcak bakmayacağı da bir gerçek…

“YURT DIŞINDAKİ EVİM”:

TLC kanalında izlediğim bir belgesel var; “Yurt Dışındaki Evim”… Yabancı bir ülkede ev almak isteyenlere seçenekler gösteriliyor, o ülkenin kuralları, getirdiği kolaylıklar, vergiler falan programın sunucusu Aleksandr Nosik tarafından anlatılıyor. Tabii bu arada ülke de tanıtılıyor.  Üç gün önce konu Güney Kıbrıs’tı. Fiyatlar, KKTC’nin iki misli. Yabancıların KKTC’den emlak almasının önündeki en büyük engel, bizim uyanıkların yaptıkları dolandırıcılık. Emlak sektörünün içindekiler, devletle işbirliği yaparak bu programa ulaşmayı bir deneseler, hem tanıtım, hem de bu kampanyaya cevap olurdu…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Erçin Şahmaran: “Gerçek olan şu ki; Bu hükümetin yüz günü yok, bu halkın bekleyecek takati kalmadı. Bu fırsatı değerlendirip, bu görevi iyi kullanmalılar. Makamları, ziyaretlerden, kabullerden, çiçek ve mesajlara hapsolmaktan kurtarıp, icraat aracına dönüştürmeliler. Yoksa aynı nakarat yine başlayacak;

“Fasulyenin yahnisi, gitti geldi aynisi…”

 DİPTEKİLER

Yasal Çelişkilerimiz: 35 yıldır, Meclis İç Tüzüğü Anayasa’yla çelişiyor, kimse farkında değil. Anayasa, Meclis Başkanlığına, grubu olan parti ya da partiler tarafından herhangi bir milletvekilinin aday gösterilebileceğini söylerken, İç Tüzük, “Grubu düşerse, başkanlığı da düşer” gibi bir ifadeyle, gruba sahip partinin adayı olması gerektiğini ima ediyor. Daha kimbilir hangi yasalar hangi tüzüklerle, hangi yasalar anayasayla çelişiyor da haberimiz yok.