Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cesaret… samimiyet… Liderin ihtiyacı bu…

Sokaktan geçen birini durdurun, sorun:

“Hükümetin başarısı neye bağlıdır?”

Size vereceği cevaplar içerisinde net olan cümle şudur:

“Türkiye ile ilişkilerine…”

Bunu söylerken, “Türkiye ne isterse o olur” noktasında değilim, olmadığımı da beni takip edenler bilir.

Bir taraftan Kıbrıslı Türklerin, “yok oluyoruz” hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak ve ada insanının bu korkusuna doğru bakmak gerekiyor.

Diğer taraftan da ekonomik temelde ilişkileri doğru kurgulayarak, iç işlerine, parti işlerine müdahale ettirmeden, yol almak gerekiyor.

Şimdi…

Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Derya Kanbay, Başbakan Tufan Erhürman’ı ziyaret etti.

“Sizin en büyük destekçiniz biz olacağız” dedi…

Erhürman da, “Türkiye ile kavga etmemizi bekleyenler çok beklerler” diye karşı bir cümle kurdu.

Sokaktaki vatandaşın istediği diyalog kuruldu…

Peki…

Bu nasıl icraata dönecek…

Niyeti anladık…

Sihirli sözcük, halka azap veren sistemi ortadan kaldıracak “reformlar…”

Şimdi bu hükümet, üç noktada önemli bir sınav verecek.

 kktc-hükümet

Birincisi…

“Zaman gerektiren bir reform” süreci gerekiyor.

Örneğin yerel yönetim reformu…

Hükümet, bu gibi konularda nasıl bir takvim izleyecek?

Üzerinde ciddi çalışılması gereken performansa bağlı, zaman gerektiren reformlar var. Bunlarla ilgili bir takvim paylaşarak mı hareket edilecek yoksa UBP- DP hükümetinin yaptığı gibi, “yapar görünüp, zamana mı oynanacak…”

Zamana oynanacaksa, bu destek, “ziyarette olduğu” gibi “sözde” kalır…

 

İkincisi…

Çok ciddi reformlar öngören adımlar atılması gerekiyor…

Protokolde de yer alıyor…

Limanlar mesela…

Telekom alanı…

Ve elbette en dikenli konu enerji, ya da daha yalın haliyle elektrik…

Başbakan bu ikinci nokta ile ilgili Türkiye ile ilişkileri “görgü ve eğitim” düzeyine bağladı.

Ne demek görgü?

Mesela geçmişte, “ikili ilişkiler” görgü duvarı aşılarak, “Türkiyeci, Kıbrıslı Türkleri satan” gibi bir temelde tartışıldı.

“Reform” diyen taşlandı.

Özellikle “iş kolu” sendikaları tarafından.

CTP de “ideolojik” temelde bu adımları tartışmak yerine, “denge” politikaları izledi.

O önemin başbakanları, “sin de gulle geçsin” modundaydı.

Şimdi geldi bu süreç, bir başka CTP’li başkanı- başbakanı buldu…

Sürecin lideri Tufan Erhürman…

İşletme devri öngören reformlar, Tufan Erhürman tarafından nasıl yönetilecek?

Parti mi?

Memleket mi?

Bu da önemli bir kısım…

 

Üçüncüsü…

Üçüncü kısım daha da önemli…

Bütçe var ya…

Bütçe…

Bütçeyi aşan ve kontrol edilmesi gereken harcamalar var.

Ne mesela?

Örneğin ek mesailer…

Bir çok meslek grubu, “ek mesailer “üzerine kurmuş yaşam biçimini.

Bu alanda da ihtiyaç olmayan ama statüko olmuş alanlar var.

“Vardiya” sistemini dahi getiremiyor devlet…

Koskoca devlet…

Burslar mesela…

Bildiğiniz tabu…

Tartışamıyorsunuz bile…

Ya taşıma ücretleri…

Tam bir rant alanı…

İlaç alımları…

Adamlar “hükümet kendine yakın” diye, şirket kuruyor, devlete ilaç satıyor…

 

İcraatta görgü- eğitim yetmiyor

İşte bu noktada, zurnanın zırt dediği yere geldik…

“İcraat” etmek farklı bir şeydir…

“Reform…”

“Değişim…”

“Dönüşüm…”

Bunlar yıllardır dile pelesenk oldu ama, yetmez…

Bunları “söylemek” başka bir şeydir…

“Yapmak” başka bir cesaret ister…

Ne kadar görgülü olursanız olun…

Ne kadar eğitimli olursanız olun…

Samimi…

Muhataplarını…

 

Cesaret ve samimiyet…

Yani gerek Türkiye’yi, gerekse iç dinamikleri kandırmayacak, samimi bir liderliğe ihtiyaç var.

İşte “başarılı” olmanın formülü de buradadır…

Cesaret…

Samimiyet…

Türkiye’yi de…

Sendikaları da…

“Kandırmayı marifet saymayacak” bir hükümetin, başarısız olma şansı yoktur.

Değişim, dönüşüm, reform gibi kelimeler, kelimeden ibaret kalmayıp, slogandan ibaret kalmayıp yaşam bulacaksa…

Bu sürece liderlik edenlerin “samimiyetine” ve elbette “cesaretlerine” ihtiyaç vardır.

Ötesi…

Tarih, benzer hükümetlerin çöplüğü ile doludur…

Yani, “samimi” olmayan , “cesareti” olmayan…

 

“Geri gel Kazım, hükümetteyiz…”

Seçim öncesi, “skandal” dediğimiz kararlardan biriydi…

Seçime çeyrek kala…

Turizm bakanlığı özel kalem Müdürü Kazım Türkan, Mersin’e ateşe olarak atanmıştı…

“Turizm görevlisi” olarak.

Ev yok…

Ofis yok…

Araba yok…

Ama “makam” yaratılmıştı.

Şimdi seçim bitti…

Hükümet kuruldu…

“Mersin’de turizm görevlisine ihtiyaç olmadığı” ortaya çıkmış olmalı ki…

Özel kalem memlekete geri çağrıldı…

“Yetiş Kazım, hükümetteyiz, gelebilirsin” denmiştir herhalde…

Yetiş Kazım yetiş…

Sensiz imkansız…