Geçen haftaya bakacağız da neresine? Durup oturduğumuz yerde uzaya fırlatılmış roket gibi yol alıyoruz!
Ya Türk askeriyle birlikte Afrin yollarındayız… Yada Ege’de “aman bir arbede kopmasın” dualarında…
Beynimdeki tüm kötümserlik “noktalarımı” karartıp sadece “iyimserlik” noktalarımı bırakırken usumda, yine de “titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime!”
Ve vurdukça belime belime döviz, her gün biraz daha eğilmekte bedenim, kaderin önünde! Tüm bunlara karşın ne diyorum ama? “Benim canım memleketim!” “Pisliğinde yumuldum, kan akıttım trafiğinde!”
Her yıl bir hükümet bozdum bir hükümet kurdum, bir seçim yaptım kalmasın tek bir “seçilmemiş yurttaş” diye memlekette!
Tek karış ekilecek toprak, sahiline denizine girilecek bir pencere aralığı kadar geçit bırakmadım! Apartmanlar oteller ne geldiyse aklıma diktim memleketimin her yerine!
Belki olamadı onca üniversitelerimiz kariyer sahibi! Anladık ki “olmak” kadar “olmamak” satılmaktadır bu memlekette!
HER neyse.. Geçen hafta (Allah razı olsun) “topal ördek” esamesine düşmüşlüğünde bile sakıt hükümetimiz hem maaşları ödedi hem altı aylıkları!
(İnşallah diyorum “dörtlü yeni hükümetimiz” döneminde bugünleri aramayız!)
TEK ŞANSIMIZ AKILLICA YÖNETİLMEK
Kıbrıs Türk halkı olarak kendimizi akıllıca yönetmekten öte bir siyasi şansımız yoktur. Çünkü biz ne bir dünya devletiyiz dünya ekonomisinde söz sahibi olalım hatta ne ada ekonomisine yön verecek bir siyasi iradenin ülkesiyiz… Ne de elimizden tutulup koltuklanmazsak, ayakta duracak güçteyiz!
Buna karşın KKTC coğrafyasında “anayasal hukuk” ve üstünlüğünde, yargının tarafsızlığını da çalıştırarak sağladığımız “demokratik düzenimizi” mesela Türkiye’nin önünde bile düşünebiliriz.. Bu adalete dayandırılmış düzenimiz, tutun ki bizim “Kuzey’e sıkışmış fukara ve çaresiz varlığımızın, nasılsa boynumuzda asılı kalmış tek değerli ziynetidir!”
ANCAK son zamanlarda bu “anayasal demokratik düzeni” gitgide siyasetin kendi içindeki o çok “karmaşık” atraksiyonlarına yedirmeye çalışıyoruz! Tabi “siyaseti yapan siyasiler tarafından!”
Nitekim geçen hafta gündemi çok önemli iki konu tayin ettiydi! Birisi “Başı ezilerek öldürülen Nijeryalı öğrenci olayıydı, diğeri Afrika gazetesine yapılan saldırıyla, Meclis damlarına çıkan yurttaşların ve medyanın sonrası hezeyanlarıydı..
Her iki olay da “sebep-netice” ve birikmiş sorunların supaplarının patlaması sonucunda “polisiye olay” haline geldiydi! Çok kısaca “öncesi” olduğu halde “geleceği ve eserlerinin ne olacağı düşünülmediği için patlayan olaylardı bunlar!” TC’li Kıbrıslı ayırımından söz ediyorum!
Nitekim tüm KKTC’de yaşayan insanları, tarafsız Cumhurbaşkanı olarak kucaklaması gereken Sn. Akıncı bile “kişisel görüşlerinin” baskılarından kurtulmadığı hissiyatında “Kıbrıslı Türklere saygı duyulmalıdır” açıklamasını yaptıydı!
Oysa o “saygının” 43 yıldır Kuzey vatanında ayaklar altında çiğnenirken, çoktan “Kıbrıslı-Türkiyeli” ayırımcılığı haline geldiğini bilmeyen yoktur! Ve yıllardır “horlananın dışlananın” aramıza kaydırılmış bu TC’li nüfus olduğunu da bilmeyen yoktur! Üstelik şunu da biliyoruz: Bu TC’li yurttaşlar yıllarca gettolarının tutsakları halinde yaşarlarken UBP dışındaki siyasi partilere bile üye yapılmamışlardı!
Oysa şimdilerde sermaye ve yatırımlarıyla büyük oranda işgücümüzle siyasi hayatımıza katılan bu insanlar 1974’den sonra adaya kaydırılırlarken biliyorduk ki “misafirlerimiz” değil (doğru veya yanlış) kalıcılıklarıyla “yurttaşlarımızdırlar!”
Bu gerçek yaşanırken bizim yapacağımız işlem her vesile ile “alt kültür insanları” diyerek bu yurttaşları aramızdan dışlamak değil, aramıza katılabilecekleri rehabilitasyonun çarklarını çalıştırmaktı…
Oysa son müzakerelerde bile “çözüm olasılığında” hâlâ bu insanların bir kısmının geri dönmeleri koşulları ile uğraşıldı!
Kısaca artık kendilerini KKTC yurttaşları olarak tanımlayan TC’li insanlarımız tutun ki iki kuşaktır aramızdadırlar ve çoktan beridir okullarımızdaki çocuklarıyla çocuklarımız, memurlarıyla memurlarımız, öğretmenleriyle öğretmenlerimiz falan… Birlikte eğitim görüp birlikte çalışmaktadırlar…
Bu nedenle demografik yapıyı bozmadan fakat sonuçta bu insanların “bizim gibi bu adaya Türkiye’den 400 yıl önce gelmediklerini henüz 40 yıllık bir geçmişleri olduğunu dolayısıyla “TC’li kimlik ve hassasiyetlerini” taşıdıklarını da düşünmek zorundayız.. Sen kalkar da “Zeytin Dalı Harekâtına” “Kıbrıs’tan sonra 2. İşgal” dersen… Olmaz ki!
KISACA TAKILDIĞIM: (MEMLEKETİN HALLERİ!)
Vakti zamanında pejmürde bir Bektaşi fukarasını Konya’ya imam tayin etmişler. Hazırlığını yapıp yola revan olan Bektaşi Konya’ya varıp bir mezarlığın önünden geçerken bakmış yirmi otuz kişi bir de tabut, bekleşiyorlar zaten görür görmez “Bektaşiyi” önünü kesip “aman” demişler.. “İmamız yok ne olursun oku üfle de gömelim şu naşımızı..” Bektaşi tabuta eğilmiş bir şeyler fısıldamış, “gömün de tamadır” demiş! Herkes çok merak etmiş! Bu kadar kısa sürede dua mı olur, bu ne büyük ulema diye… Ve sormuşlar Bektaşiye, “ne söyledin ki ölüye bu kısa sürede? “Hiç demiş Bektaşi. Sadece dedim ki öteki dünyada sorarlarsa sana “dünya nasıldır” de ki onlara, Bektaşi fukarası Konya’ya imam tayin oldu. Varın anlayın dünya ne bok olduğunu!”
Şimdi desek “zaten hurdaya çıktı çıkacak arabamızı bile çaldılar kapımızın önünden, varın siz bu memleketin ne hallere düştüğünü görün! Ki artık on altı yaşında çocuklar çeteleşmişler, taşlarla kafa ezip cinayet işliyorlar… Varın bir kez daha düşünün memleket ne hallere düştü diye!
































