Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güney’deki İngiliz Üsleri

İngiltere başbakanı May Güney’e geldi, İngiliz üssüne geçti, denetimini yaptı, haber ajanslarına geçmesi için de askerlerine  bir nutuk atarak, “adadaki büyük Britanya üslerinin  bölgedeki askeri faaliyetlerin merkezi” olduğunu söyledi!

Bu açıklamalarının  ispatını da bölgede süregelen savaş nedeniyle İngiliz üssünden bin 600 hava saldırısının  gerçekleştiğini vurgulamakla  yaptı!

TÜRKİYE  ile Kıbrıs Türk halkı, Yunanistan’la Rum halkı, Kıbrıs üzerinde 43 yıldır bitiremedikleri müzakerelerle pazarlıklarına devam ededursunlar!..            Büyük Britanya artık bir AB üyesi olmamasına fakat NATO ile BM’ler üyesi ve de 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına dayalı Dikelya ve Ağrotur’daki koçanlı üsleri nedeniyle o üsleri her vesileyle askeri amaçları için kullanmaya devam etmektedir..

SANIRSINIZ Kıbrıs’ta üçüncü bir devlet de İngiliz Üsleridir.. O kadar bağımsız ve bağlantısız! Ki istediği zaman “ben adanın tek devletiyim” diyen Güney Rum Yönetiminden izin almadan uçaklarıyla  “Ortadoğu’daki savaşlara da  müdahale edebilmekte,  istediği ülkelerin savaş uçaklarının üslerini  kullanmasına da müsaade etmektedir!”

Tabi bir askeri üssün “uydusuz, radarsız, istihbaratsız” olamayacağını düşündükte İngiltere’nin Kıbrıs’ta askeri yönden  nasıl büyük bir imtiyaz ve güç sahibi oluğu   da bir başka gerçektir…

       BUNA karşın 1960’dan beridir adadaki 256 Km. karelik üssü ile askeri faaliyetlerine devam eden İngiltere    Kıbrıs siyasi sorununun muhatabı değildir! Zaman zaman “barışçı çözümden yana olduğunu” söylemekte fakat asla bu temennisiyle  “sınırladığı ilgisini” bir santim öteye kaydırmamaktır!

Fakat kendi çıkarı için üssünden kaldırdığı uçakları ile Orta doğuyu  hallaç pamuğu gibi atma hakkını da tepe tepe kullanmaktadır!

DURUM vaziyetler bu iken, İngiltere kadar “garantör,” İngiltere kadar NATO üyesi,   İngiltere kadar Ortadoğu’daki savaşlara ve siyasi sorunlara muhatap Türkiye’nin adadaki varlığı ne Rum ne de İngiltere tarafından kabul görmemektedir! Buna karşın “öyleyse Yunanistan’nın, Mısır’ın, İsrail’in Güney’de ne işi vardır” sorusu her zaman cevapsız kalmaktadır!

       HATTA Crant Montana’ya İngiltere ve Yunanistan da katılıp “çözüm konusunda” görüş beyan ederlerken,  söz konusu Türkiye olduğunda, bırakın adadaki Türk halkının sadece garantörü ve kandaşı ile hamisi olmasını; anlaşmalarla hakkı olan garantörlük hakkı bile kabul görmüyor!

Kıbrıs sorununa bir de hâlâ kendini “büyük Britanya” olarak lanse eden İngiltere cephesinden bakın!

**********

SEÇİM SİSTEMİ KAYGISI!

Kiminle konuşsam “seçim sisteminden” yakınmaktadır.

Kampanya için siyasi partilerin harcadıkları onca parasal giderlere karşın  eğer bu yeni sistem nedeniyle yüzde otuzları aşan iptaller söz konusu olursa ne olacak?

Yüksek Seçim Kurulunun bazı “uygulamalarına” müdahale edip düzeltmesine karşın   hâlâ açık seçik olmayan, sol elle sağ kulağı gösterir gibi türlü çeşitli zorluklarıyla seçmeni şaşırtan bu sistemin bir diğer handikabı da  seçim mekânları ile paravanların artırılmaması halinde  seçmenin  oyunu kullanmak için çok zaman harcamak zorunda kalacağıdır!

       Bunun yanı sıra “böylesi karışık bir sistemin oylama öncesi “çalışmasını” yapıp kopyasını çekeceğiniz  bir kâğıda aktarmış da olsanız, sadece karma oy kullanımında her seçmene belki on  dakika bile yetmeyecektir!

Eee, sırasını bekleyen seçmenler ayakta ne kadar duracaklar? Hele yaşlılar?

Vesselam bu “seçim”  inşallah onca külfetine karşılık  sonrasında tümden geçersiz sayılmaz! Çünkü bazı milletvekilleri bile anlatamıyor sistemi!

       Ötesine gelince:  Dün UBP’nin devri iktidarındaki “icraatlarına” baktıktı. Ve evet dedikti. Maaşlar gününde ödendi. TC’den gelen suya sahip çıkıldı. Tarım kesimi hayvancı desteklendi falan ama hepsi de sancılı, kavgalı, acıtıcı oldu! Kaldı ki Eğitim sağlık gibi sorunlar beterince arttı! Belediyelere aşırı istihdam pompalandı, çevre pisliğiyle, trafik sorunlarının üstesinden gelinemedi…

       ŞİMDİ CTP’ye bakalım ve  hatırlayalım: Yıllardır ne diyoruz? UBP muhalefete alışamadı CTP iktidara! Ne zaman iktidar olmuşsa “çözmesi gereken sorunlarla kavga etmeyi yeğledi. Son Yorgancıoğlu ve Kalyoncu koalisyon hükümetleri döneminde de böyleydi.. Şimdi ne kadar değişti bilmiyorum..

Fakat nasıl ki UBP-DP hükümeti döneminde TC ile imzalanan  “mali ve ekonomik protokol” savsaklandığı için   “reformlar” için ayrılan parasal yardımlar projeler gerçekleştirilmediği için geri çekildiyse, benzeri savsaklama CTP iktidarları döneminde de yaşandı! Tabi bunda sendikaların her devrede hükümetlere geri adım attıran eylemlerinin de etkisi oldu ama mazaret sayılmamalıydı!

       CTP ağırlıklı koalisyon iktidarları döneminde reformları savsaklamak yanı sıra “maaşların ödenmesinde sıkıntılar yaşanmış,  artı hiç yoktan Ankara ile  ilişkiler istenen seviyede olmamıştı.  kurulacağına da karar verilememişti!                                                      Sonuçta bizi yine bir koalisyon hükümeti dönemi bekliyor. Üstelik Serdar Denktaş’ın ta başında uyardığınca “bütçesiz!” Kısaca “2018’de KKTC’i daha sorunlu günler bekliyor” diyenlere katılmamak mümkün değil!

**********

       KISACA TAKILDIĞIM: (HAMSİYİ KİMLER YER?)

Ne ay’ı ne yılı! Yıllardır bir  süre öncesine kadar balıkçı teknelerinin bulunduğu Mağusa limanındaki marinaya giderim, bir kilo denizden taze çıkmış  balığa hasret  ve elim boş geri dönerim! Demediğimi bırakmam, deniz kentinde balıksızlığı anlamam, kavgasını yaparım!

Fakat ayni kentte Karadeniz Kültür derneği “hamsi günü” tertipler, millete beleşinden 5 ton hamsiyi pişirerek dağıtır!

Eee! Bir günde 5 ton hamsi beleş dağıtılırken balıkçıların yüzlerine baka baka hem de paramızla neden o hamsilere ötesi balıklara ulaşamıyoruz?

Demek ki neymiş? Balıkçıların kooperatifleşmesi gerekiyormuş!