Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güney’deki Türk Malları “Beytambal” Mıydı..?

Bizim “beytambal” dediğimiz şey aslında, “Beytülmal”… O da sahipsiz kalıp, devlete geçen mallar…

Güney’deki Türk malları da aynen bu şekilde, Rum Yönetimi’ne hediye edilmiş durumda…

Son bir örnek… Güney Kıbrıs’ın en büyük elektrik santralinin de bulunduğu, Mari (Tatlısu) bölgesindeki Vassiliko limanı özelleştiriliyor.

Bölgedeki toprakların büyük bir kısmı Kıbrıslı Türklere ait.

2011’de elektrik santralindeki patlamadan sonra, bölgenin muhtemel petrol ve doğal gaz  tesisleri için organize edilmesi kararı alınmıştı.

Önce bir kilise yaptılar Türk mallarının üstüne. Sonra da bir çimento fabrikası. Sonra yanan elektrik santralini…

Ama hedef büyüktü. Limanıyla, rafinerisiyle, doğal gaz sıvılaştırma terminaliyle büyük bir  tesis kurulması için Vassiliko limanı özele devredilecekti. Rum Yönetimi bu amaçla bölgedeki Kıbrıs Türk mallarını istimlak etti.

Şimdi yeni haber, limanın özelleştirmesi için önümüzdeki ay ihaleye çıkılacağı şeklinde.

Konu sadece Tatlısu da değil. Zigi (Terazi), Kalavasos (Kalavason), Dohni (Taşkent), Pendakomo (Beşevler), Psematismeno (Yalancıköy) köylerinde de Türk malları istimlak edildi.

İstimlakın Rum Yönetimi’ne maliyetinin 45 milyon Euro olacağı ilan edildi.

İşin içinde, Rumların ilan ettiği bölgelerde doğal gaz arama yetkisi verilen  Noble Energy şirketi de var.

Düşünün, Rumlar her fırsatta Kuzey’deki mallarının peşine düşer, milyonlarca Euro tazminat koparırken, Kıbrıs Türk malları yok pahasına ve hiç bir zorlukla karşılaşılmadan istimlak edilir.

Kuzey’de eşdeğerine karşılık almamış Tatlısulular tanıyorum. Hiç bir hak iddia edemiyorlar.

Deneyenler de olmadı değil. Güney’deki mallarından feragat etmeyen, yani  malına karşılık Kuzey’de mal almayan dostlarım, istimlak edilen malları için Rum İçişleri Bakanlığı’na müracaat ettiklerinde, “paranızı ayırdık, çözümden sonra alacaksınız” dendi.

Santraldaki patlamadan sonra yeni planlama yapılırken, bazı İsrail firmaları, aracılar koyarak Kıbrıslı Türk mal sahiplerine ulaştılarsa da, Rum Yönetimi satışı engelledi.

Rum hükümeti böyle bir tehlikeye karşı, en kolay yolu seçti ve istimlak etti. Ne de olmasa ne arayan var, ne soran…

Bu, adanın her yeri için böyle. Mesela, Larnaka-Limasol yolu üstündeki malına, sekiz şeritli bir kavşak inşa edilen arkadaşım var. O da malından feragat etmemiş… “Paran bankada, çözümden sonra gel al” demişler. Neye göre bedel belirlemişler, kime sormuşlar, hiç!

74’den sonra izlenen politika, iki coğrafyalı bir siyasi durum yarattı. Ama bundan zarar gören de ne yazık ki, “savaşın galibi” Kıbrıs Türkleri oldu. Hem ganimet düzeninin adaletsizliğinden, hem de Güney’de bıraktıkları mallara asla “malım” diyemedikleri için.

Ben Güney göçmeni değilim. Eşdeğer konularıyla hiç alakam yok. Ama bir, haksızlığa uğrayan insanlarımıza bakıyorum, bir de hala Kuzey’deki mallarına karşılık milyonları götüren, üstüne üstlük hep haklı görülen, hep daha fazlasını isteyen Rumlara. Büyük bir adaletsizlik var. Bir yanlışlık var…

Kuzey’de elde edilen toprakların karşılığı olan Kıbrıs Türk malları neden gözden çıkarıldı? Neden sahiplenilmedi? Neden hiç bir müzakere sürecinde ciddi olarak üstünde durulmadı?

Bu işe kafa yoran birileri yok mu..? Hiç mi olmayacak..?

Adamlar mallarımızın sefasını sürerken, biz onlara para ödemeye devam mı edeceğiz..?

En azından Güney’deki malları feragatnameyle üstüne alan KKTC devletinin söyleyeceği tek bir söz yok mu..? Olamaz mı..?

Kuzey’deki Rum malı nasıl uluslararası hukuksa, bu da hukuk.

Ama biz böyle görmezden gelmeye devam ettikçe müzakere masalarında daha çok uzun yıllar Rum mallarını tartışır dururuz…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

YASAĞI TAKAN YOK:

Devlet çalışanlarının partilerin seçim gezilerinde yer almaları seçim yasağıdır. Ancak bu yasağı takan neredeyse yok gibi. İktidar partisinin Arasta ziyaretinde adaydan çok müdür, müsteşar vardı. Yasağa rağmen adaylarla birlikte boyunlarında parti atkıları ile dolaşıp resim çektirmekten bile çekinmediler. Üstüne üstlük bunları sosyal medya üzerinden paylaşarak adeta yasağa meydan okuyorlar…

 

KİMSENİN HABERİ YOKMUŞ:

Vakıflar İdaresi’nce Türkiye Maarif Vakfı’na kiralanan ve “fakir öğrenciler için okul inşaatı” için verilen 70 dönümlük arazide bilinmezlikler sürüyor. Müdür ile Yönetim Kurulu farklı açıklamlar yaparken, bakanlık, böyle bir okul inşaatı için hiçbir izin ve müracaat talebi olmadığını açıkladı. İmam Hatip veya İlahiyat Koleji, adı her ne olursa olsun, bu ülkenin öncelikli ihityaçları bunlar mı? Girne’de çocukların okul eksiği ortada dururken, birilerinin kendi kafasına göre bu ülkeye adı ne olursa olsun okul yapma girişimi, hangi zihniyete sığar…

 

ANKET SAÇMALIĞINDAN KURTULDUK:

Yüksek Seçim Kurulu bugünden itibaren seçimlerle ilgili kamuoyu yoklamalarının hiçbir şekilde yayımlanamayacağını, ilan edilemeyeceğini ve dağıtılamayacağını duyurdu. İyi de oldu çünkü, hergün saçma sapan, birbirini tutmayan ve tamamen yanlı anket maskaralıklarıyla seçmenin zaten karışık olan kafası daha da karışıyordu. Hiçbir dönemde bu kadar çok ve birbirinden farklı anket sonuçları görmemiştik…

 

MARAŞ AÇILSIN AMA:

Birçok partinin seçim manifestosunda yer alan “Maraşın Türk idaresinde eski sahiplerine iade edilmesi” önerisi Rum tarafında kabul görmedi. Güney’deki “Mağusa Ticaret ve Sanayi Odası” Maraş’ın açılmasına destek verirken, bunun Türk yönetiminde değil, BM kontrolünde olmasını istediklerini açıkladı. Yani bizdeki bazı partilerin bu önerisi, daha doğmadan ölmüş oldu…

 

TC-GÜNEY KIBRIS KONSORSİYUMU:

Dünya gazetesinde Kerim Ülker yazdı da öğrendik. Sırbistan Nikola Tesla havalimanının işletmesi için ihale açmış. İhaleye katılan ve son dörde kalan konsorsiyumlardan biri IC İçtaş Altyapı Yatırımları ve İşletmeleri… İlginç olan tarafı, bu konsorsiyumun “Türk-Güney Koreli ve Kıbrıslı” olması. “Kıbrıslı” ayağı, Rusların Güney Kıbrıs’ta kurdukları bir şirket. Böylece Türk şirketleri Kıbrıs Rumlarıyla ilk kez böyle bir ortaklıkla, uluslararası ihaleye katılıyor. Konu para olunca, politikaların esamesi okunmuyor…

 

MAKSAT GÜNÜ KURTARMAK:

Geçen seçimlerin öne çıkan “Ercanı geri alacağız, bet ofisleri kapatacağız” vaatlerinin yerini bu seçimlerde, “Maraş açılacak, evsizlere ev, 14500 kadına Türkiye’de emeklilik hakkı ve maaş” vaatleri aldı. Her iki seçimde de gördük ki, partilerin elle tutulur ciddi bir vaadi yok. Bunları hayata geçirecek oyu alacakları da meçhul ya, maksat günü kurtarmak…

 

 

 ZİRVEDEKİLER

Cenk Uzunoğlu: “Resmin tümünü önceden görüp bunun doğuracağı sonuçlara yönelik kendine çekidüzen verip hiçbir siyaset üretmeyeceksin, aday listelerinde kendini yolsuzluk iddialarını taşıyanlardan arındırmayacaksın sonra da, ‘algı operasyonu, proje ya da arkasında birileri var’ deyip mağduru oynayan efe rolüne soyunacaksın. Trajikomik olan durum budur. Siyasi maharet işi bu noktaya getirmemekti”…

 

DİPTEKİLER

Tüketimin Yarıdan Fazlası Kaçak Et: 2016’da KKTC’ye sokulan ve yakalanan kaçak et miktarı 3 ton olarak açıklanmıştı. 2017’de ise bunu kat kat aştı. Baksanıza bir seferde 900 kilo yakalanıyor. Yakalanmayanlar ha keza… Şu anda KKTC insanı, et ihtiyacının sanırım yarıdan fazlasını vergisiz, sağlıksız, ne olduğu belirsiz kaçak etlerle karşılıyor. 2011’de yapılan bir araştırmada, büyükbaş hayvan ihtiyacının 1600 olduğu, ancak sadece yarısı kadar kesim yapıldığı ortaya konmuştu. Şimdi demek ki, üçte ikisini de geçmiş. Devlet ne yapıyor? Sadece seyrediyor, yakalayabildiğini yakalıyor, o kadar. Bu kadar mı çaresiziz, bu kadar mı beceriksiziz? Bir de kalkıp halk sağlığından bahsetmezler mi…