Dün, Sn. Akıncı’nın bir süre önce Yakın Doğu Üniversitesi’nde müzakerelerle ilgili verdiği konferanstaki açıklama ve değerlendirmelerine, kendi yorumlarımı da ekleyerek değindiydim “köşemde.”
Özellikle Sn. Akıncı’nın Rum tarafının tutumuna ilişkin altını çizerek vurguladığı şu tespiti ile “açıklamalarına” göz atarak devam ediyorum:
DİYOR ki Sn. Akıncı “Federasyon tüm tarafların ortak hedefi, ortak hülyası haline gelirse gerçekleşebilir. Bunun için adım atılması gerekiyor.Rum tarafı bu adımları atmıyor.Bizim eşit bir varlık olarak federasyonda iki eşit kurucu kanattan biri olmamız konusunu içselleştiremiyor!”
(Sn. Akıncı’nın bu haklı yakınması ve temennisi elbette doğru. Hatta “ideal” bir görüş! Ancak insan sormadan yapamıyor. Sn. Akıncı ilerideki müzakerelerde bu Rum’un Türk halkını siyasi eşitlik ilkesinde içselleştireceğine inanıyor mu? İnanmıyorsa müzakerelerden ne bekliyor ki sürdürüp götürmek istiyor?)
ÖTE yandan Sn. Akıncı konferansında, bir süre önce AİHM’nin bir Rum’un müracaatı üzerine aldığı karara da değiniyor ve bir süredir Taşınmaz Mal Komisyonu ile ilgili uyarılarda bulunduğunu hatırlatıyor. Aslında Kuzey’deki “Rum taşınmaz malları” sorunun sıcak karnını oluşturuyor, buna karşılık 43 yıl sonra bile hâlâ muallakta duruyor!
Bu son olayı hatırlatmak gerekirse: “Bir süre önce bir Rum Kuzey’deki mülkü üzerinde inkişaf yapıldığını görür ve AİHM’sine baş vurur. Mahkeme Rum’a Türk tarafının tazminat ödemesi kararını verir.. Bu karar 1974’den sonra Kuzey’de kalan “Rum malları tazminatları” yönünden yeni bir “emsal” teşkil eder. Nitekim bundan sonra bu karara dayanarak Kuzey’de mülkü olan Rum’ların yoğunluğunca AİHM’sine müracaat etmesi ve aleyhimize sürekli tazminat kararlarının çıkması olasılığı vardır!”
BU nedenle Sn. Akıncı da uyarmak gereğini duyuyor. Çünkü şimdilerde görevi iki yıl daha uzatılan Mal Tazmin Komisyonu etkinliğince çalışmaz, Rum malları ile ilgili Güney’den gelen müracaatlara tatmin edici kararlarla cevap veremezse, “mülk sahipleri” AİHM’sine yönelecekler, oradan çıkan kararlar da bizi sürekli töhmet ve şaibe altında itecektir.. Tabi gelişmelerden anlıyoruz ki “henüz Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili “oldu bitti maşallah” deyip sorunları ıskalamak mümkün değildir!
Dolayısıyla Sn. Akıncı bu konuda çok haklıdır, özellikle Ankara’nın devreye girmesi, yeni politikalar üretmesi gerekmektedir. (Değerlendirmemize devam edeceğiz.)
SEÇİM ÖNCESİ VAATLER NE KADAR CİDDİDİR!
Bir süre yakından izleyim dedim! Sonra bir “köşeci” de olsam, “izlemesem ne kaybederim” dedim! Ve filmi geri sardım: Ta 1960’lara gittim. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş, anlaşmalar gereği “Türk Cemaat Meclisi Üyelerimizi” seçeceğiz!
Heyecan büyük! Seçim arifesi kıran kırana! Rahmetlik Denktaş’ın yıldızının Dr. Küçük ve Osman Örek arasından sıyrılarak parladığı yıllar!
Fakat olayın asıl büyüklüğü şurada: Rum Cemaatına verilen “hak” Türk cemaatına da veriliyor ve kendi siyasi iradesiyle kendi içinde seçimini yapıyor.. Tutun ki bu “seçim hakkı” adadaki Türk halkının kalıcılığı ile varlığının ilk kazanımı oluyor. Ki o “haklar” sonunda “iki ayrı devleti” doğrucaktır…
HAYIR: Aslında bunları anlatacak değildim. Anlatacağım işte o yıllardan beridir seçimden seçime koştuğumuzdu!
Ve şunu da hatırlatacaktım: “Hiç bir seçim kampanyasında vaat edilenler hükümet olunduktan sonra tam tamına uygulama şansı bulamadı! Memleket büyüdü, gelişti, şişindi ama bunlar seçimlerdeki “vaatler” doğrultusunda olmadı! Olanlar inisiyatifiydi! Bazı büyük icraatlar da özel sektörün gayretleri sonunda gerçekleşti.
Nitekim ne üniversitelerin sayısal çokluğu ne kumar ağırlıklı turistin bir milyonu bulması, ne sanayi bölgelerinin oluşturulmalarıyla tesisler falan… Hükümetlerin eserleri olmadı! Aksine “hantal merkeziyetçi tutumlarda” kalkınma ve büyümeye engel bile olundu! Hatta var olan THY’ı gibi büyük yatırımları da batıran devletti! Nitekim bugün de özel sektörlerin en büyük şikâyeti, seçimlerdeki onca aydınlık yarınlar müjdelerine karşın “hükümet olundukta” en kabadayısından icraatların “imkânlar nisbetinde” olacağını bilmesidir!
Dolayısıyla dün de değinmiştik! Kafalardaki devlet resmi ile hükümet olundukta, Bakanlarımızın önlerinde buldukları sorunlar mağriple maşrip kadar birbirinden uzak ve kopuktur!
Hele Koaliayon hükümetleri için “plan program ve icraatlar” uyumunda “iyi yönetim” beklemek hiç mümkün değildir!
Basit bir örnek: “Ülkede imar iskân” arttı ama devletin sağlaması gereken ayni paralelde “bayındırlık” olmadı! Olan çarpık yapışlaşma ile “pislik” ve trafik sorunu oldu!
Su değil mi su! Türkiye bir dünya olayı yarattı, TC’den Kuzey’e su akıttı. Peki Kuzey’de hükümetler ne yaptı? “Ya su şebekelerini zamanında yapmadı yahut “suyunu istemeyiz” dedi yada “çok pahalıdır” diyerek suyu beleş kapatmak istedi! Hangisinde ciddiyet var ki?
Kısaca yıllardır seçmen partilerin vaatlerine değil, adaylarına bakar! Arada varsa eğer yakınlarına akrabalarına oy verir önce. Bir de seçilen partinin kendine ne kadar kıyak sağlayacağına bakar! Ötesi seçim olgusu fasa fisodur!
KISACA TAKILDIĞIM: (KIB-TEK’İ KUTLARIM.)
Yeni yıl geliyor ya.. Bakıyorum yollarımızda ışıklandırmalara hız verilmiş! Düne kadar karanlık yollarımız, batmadan güneşe inat, ışıl ışıl ışık deryaları içinde! Zaten çevre de eski zaman gelinleri gibi süslenmiş püslenmiş, her taraf yalbır yulbur yanıyor, gözlerimizi alıyor.. (Yalnız istirhamım olacak efendim. O şavkları az biraz kıssanız çünkü gözlerimizi kamaştırıyorlar!)
Ve KIB-TEK’e bravo diyorum! Gitti o karanlıklar, geldi güneşler gibi şavklı akşamlar!
































