Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tarihsel Özelliklerinden Hareketle…

İngilizler  adaya gelmezden önce, 1700’lü yılların son çeyreğinde Kıbrıs’ta çeşitli gözlemlerde bulunan bir yazar, Kıbrıslılar hakkındaki gözlemlerini aktarır.

Yabancı gözlemciler “Kıbrıslı” kimliğini genellikle adadaki Rum ahali için kullanırlardı.

Hoş, Lüzinyan ya da Venedik döneminde olsun burada hayatlarını sürdüren Rum ahalinin dışındaki binlerce insan da kendisine “Kıbrıslı” diyor, “yurdum” dediğinde bundan Kıbrıs’ı kastediyordu…

Ama adanın esas yerlileri Rumlar bilindiğinden, yabancı gözlemciler yerli halkın kültürel ve sosyal özelliklerine dikkat etmeyi ihmal etmezlerdi.

Sırasında onların kendi hayat tarzları ile Avrupalıların hayat tarzlarını karşılaştırırlar, Kıbrıslıların Avrupa medeniyetinden ne kadar etkilendiğini dikkatli gözlemlerle kaydederlerdi.

Örneğin, yemek yemek için  masa ve iskemle kullanan Kıbrıslıların, bu görgüyü Avrupa medeniyetinden etkilenerek aldıklarını ima eden yazarlar vardı…

Konumuza gelecek olursak,

Richard Pococke adlı bir yazar, ada insanının zeki ve zanaatkar olduğunu söylemekle birlikte onların sözlerine güvenilemeyeceğini belirtmişti.

Şöyle diyordu yazdığı notlarında:

“Kıbrıslılar, bütün Doğu Akdeniz’deki en zeki ve sanatkâr insanlardır fakat komşularından daha fazla doğru sözlü oldukları yoktur. Bu nedenle, aldatmak için her türlüsünü kullandıkları sözlerine güvenilmemelidir.”

Yazar, bu kanıya nereden varmıştı bilinmez ama ada insanı yüzyıllarca hep köle olarak yaşamış, kendi kendisinin efendisi olamamıştı.

Ürününü istilacılar için yetiştirmiş; dayanılmaz vergiler altında onların hayatları idame etsin diye ezilmişti.

Köleydiler kısacası.

Ta Romalılardan İngiliz dönemine kadar esemeleri bile okunmazdı bu topraklarda.

Ada ahalisi için kendi topraklarının istilası bir kader halini almıştı!

Böyle bir durum, gidip gelen tüm nesilleri boynu bükük yapmasın da ne yapsındı?

Richard Pococke onların sözlerine güvenilemeyeceğini söylerken, tarihin onlara yüklediği bu ezilmişliği dikkate almış mıydı?

Osmanlı adaya geldiğinde, önce Lefkoşa fethedilmişti.

Fetih yolunda yerli halktan, yani Rumlardan onlara yardımcı olanlar çok olmuştu yazılanlara göre.

Savaş sırasında bile Osmanlı askerlerine yardım eden Rumların olduğu, papazların heyecan duydukları söylenir.

Venedik gitmiş Osmanlı gelmişti.

Herhalde Venedikliler geldiğinde de durum bundan pek farksızdı.

Venediklilere yardım ya da yataklık etmekten başka ne gibi seçenekleri olabilirdi?

Diyeceğim, bu kötü bir şey.

Toprağında köle olarak yaşayan toplumların tutum ve davranışları, toprağında, ya da fethedilen topraklarda “efendi” olarak yaşayanlardan farklı olsa gerek…

Derenin altından çok sular akmıştır.

O kadim ahalinin günümüzdeki nesillerini aynı potada değerlendirmek doğru olamaz.

Doğru olamaz ama,

Galiba,

Nasıl anlatsam,

Tarihin verdiği o baş eğme sürüyor mu?

Bir istilaya, bir fethe, bir işgale karşı direnmeme, onu kanıksama, boyun eğme, günlük hayatına bakma, durup bekleme, var olanla yetinme gibi özellikler hâlâ var mı?

Kesin bir şey söylemek için,

Üzerinde iyice çalışmak lazım…