Tabi ki “aklımıza geleni” değil, “aklımızda olanları yazıyoruz. Onlardan bir tanesi hiç aklımızdan çıkmıyor. Ne Rum medyası ile Anastasiadis ve Rolandis’in açıklamalarıyla medyasının yayımları.. Ne bizim Havadis gazetesinden Hüseyin Ekmekçioğlu ile Tümerkan’nın bizzat oradaki müzakere sürecini yaşadıklarının şahitli ispatlı gözlemleri hâlâ sorumuza aradığımız cevabı veremiyorlar!
Oysa Annan planı referanduma taşınma şansı bulduğu için “anlaşma metni” halkın bilgisine türlü çeşitli yayınlarla getirilmişti sandığa giderken her şeyi biliyorduk. Bu son müzakerelerde Rum tarafının bazı ifşaatlarına karşın bizim tarafta ketumiyet devam ediyor! Belki şu düşünceden dolayı: “HENÜZ müzakereler bitmediğine göre hiçbir şey sonlanmış değil. Büyük olasılıkla bir gün kaldığımız yerden müzakerelere devam edeceksek o halde etrafı ayağa kaldıracak açıklamalar yapmayalım fincancı katırlarını ürkütmeyelim! Bir süre daha Crans Montana’nın üzerine serdiğimiz gizlilik örtüsü varsın kalıversin!..”
BU tutumun Sn. Akıncı’ya nasıl bir politik avantaj sağladığını bilemiyoruz! Geçmişte de bazı “tepe adamlarımız” mesela rahmetlik Denktaş, önce sizin konuşmanıza fırsat verir, siz, hazır elinize geçirdiğiniz bu fırsatı kırık dökük gazete haberleriyle tereciye tere satmak kabilinden heyecanla yorumlarken, bir süre sonra araya girer ve bizzat yaşadığı siyasi olayların anlatımlarıyla sizi boş böğrünüzden vururdu!
LEFKOŞA’nın yeni yetme genç entelleri de etki ve güç alanlarını bu açıkgözce tutumlarıyla pekiştirirlerdi! Önce sizin lafazanlık yapmanıza hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi fırsat verir, sonra da “bizzat yaşadıklarıyla okuyup gördüklerini tartışmanın mihengine vurarak karşılarındakini duman eder havaya üflerlerdi!” (Özellikle Sol kesim etki alanı oluşturmak için bu taktiği çok kullanırdı!)
KISACA toplumun liderliğine soyunmuş politikacıların zamanı geldiğinde silahlarını muhalif ve muarızlarının üzerine boşaltmak için kendilerine ait bir politik “güç alanı” yarattıkları muhakkaktır! Tutun ki Sn. Akıncı’nın bu konudaki zırhı da “ketumiyeti” olmaktadır!
Mesela hâlâ o müzakere masasında “garantileri, siyasi eşitliği, Kuzey’den Güney’e hangi köy ve toprakların verildiğini, haritada sınırların nasıl çizildiğini, Kuzey Kurucu Devletinin kendi içindeki özerkliğinin neler olduğunu, uluslar arası ilişkilerde nasıl çalışacağını bilmiyoruz! Fakat Sn. Akıncı biliyor!
_______________________________________________________________________________
SEÇİM SONRASINI DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
Seçimlerin ay’ı, haftası, günü geldiğinde biliyoruz ki sandıktan UBP ile CTP’nin önde çıkacağı malum.. Fakat şunu da biliyoruz. “Koalisyon hükümeti bir kez daha kaçınılmaz olacak!” Bu nedenle diyorum, bu günden düşünmekte yarar vardır çünkü yeni bir krizle tokuşabiliriz! Şöyle ki “kim kimle nasıl bir koalisyon hükümeti oluşturacak” tartışmalarında!
Biliyoruz, bugüne dek hiçbir koalisyon hükümeti başarılı olamadı! Nitekim bir devrelerde “neden iki büyük ve güçlü partimiz UBP ile CTP bir koalisyonda buluşmasınlar” diye kendimizi paralarken beklenen oldu fakat “başarılı olunamadı!”
Çünkü UBP yıllarca Türkiye’ye, Atatürkçülüğe yaslanarak sahte milliyetçilik cübbesiyle her köşede bir mütegallibe yaratıp memleketi sömürücülerin insafına terk ederken; CTP de “halkın, emekçinin, işçinin hak hukuku için savaşıyorum” diyerek Marksist Leninist ekolden Mao’ya kadar silsile halinde uzayan ve sadece kendi partililerine hitap eden ne kadar “izm” varsa, hepsini de Türk halkına ve siyasi soruna boca ettiydi! Tabi Türkiye’yi de dışlayarak!
Tutun ki bu iki parti bu seçim sonrasında bir koalisyon hükümetinde yeniden buluştular! Sevinçten göbek mi atardınız yoksa “eyvah şimdi de 2018 yılı curcunası başladı” diyerek hayıflanır mısınız?
Durup dururken bu hatırlatmayı neden yaptım? “Önümüzdeki seçim sonrasında KKTC’i bir koalisyon hükümeti bekliyorsa önce siyasi partilere sormak gerekir: “Buna hazır mısınız? Örneğin yine bir UBP-CTP koalisyonu olursa Kıbrıs siyasi sorunu ve Türkiye’ye yönelik politikalarla “mali ve ekonomik protokollerin” uygulanmasında nasıl bir “bütünsellik ve programla uzlaşma” sağlanacak?
Hele Özgürgün Başbakan , Ertuğruloğlu Dışişleri Bakanı olursa! “Kırk küpü üst üste dizseler en altındaki çekseler, seyredin siz gümbürtüyü!”
Bir başka koalisyon hükümetinde de ne durum değişir ne gidişat! Çünkü koalisyolar çok başlı çok kollu çok ayaklı ucubeler haline geldi KKTC’de!
Bunları yazmamın nedeni dün Havadis’te “Target Araştırma Merkezi”nin “Başkanlık sistemi üzerine” yayımlanan kamuoyu yoklamasıydı. Başkanlık sistemine hayır diyenler yüzde 76, evet diyenler yüzde 20 oranında çıktıydı.
Şimdi eğer bu halk birinci parti durumundaki UBP başlıklı ve patentli bu parlamenter sistemden memnunsa, demek ki koalisyon hükümetinden de memnundur! Öyle değil ama! Eee, nedir bir buçuk yıldır bu hükümet üzerinde dövün dövün dövünmeler? Erken seçimlere gitmeler eğer seçim sonrasında hiçbir değişim olmayacaksa! Yoksa KKTC halkı seçimlerle mi eğleniyor?
______________________________________________________________________________
KISACA TAKILDIĞIM: (ALLAH İÇİN YAPMAYIN EYLEMEYİN!)
Bir süre önce Enerji Bakanı Sunat Atun dedi ki “yabancı para cinsinden borçlanmak risktir!” Doğru! Üstelik o yabancı para ayni zamanda “kalleştir ve bu nedenle mahkemelik davalı olmalıdır” ki memleketin tüm araba, ev, arsa, büyük oranda yatırımlar için kredi borçlanmalarıyla ötesi akla gelen tüm emtiada geçerli olmakta, vatandaşın canını almakla kalmamakta mahkemelerde sürüm sürüm süründürmektedir!
Eee Sn. Bakan siz bilmez misiniz bu ülkede dövizin Kıbrıs Türk halkının kanını nasıl emdiğini! Eğer siz tedbir almıyorsanız Vatandaş ne yapsın? Kaldı ki siz bakansınız, camideki hutbede “nasihat” eden imam değil! Allah için yapmayın etmeyin eylemeyin!
































