Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye-Yunanistan yakınlaşması mı?

Son günlerde hem Yunanistan hem Güney Kıbrıs cephelerinde gözle görülür bir siyasi hareketlilik gözlemleniyor.

Henüz ne kadar gerçek olduğunu bilmiyoruz. Fakat Yunanistan, kapsamına Doğu Akdeniz’deki MEB’leri de soktuğu öncekilerden farklı bir yumuşaklıkla yeni  ve daha sağlıklı bir  siyaset kulvarı saptamaya çalışıyor gibi!

MESELA Rum medyasına göre “Yunanistan dışişleri bakanı Kocaş, Türkiye dışişleri bakanı Çavuşoğlu’nun  Yunanistan’la “garantiler de dahil zor konuları görüşmeye hazır olduğu sunumunda bulunmuş!..”

Hatta bu konuda, “Türkiye güvenlik ve garantilerin ileriye götürülmesi için hazırlık  istiyor” diyecek kadar da ileri bir “müzakere” aşamasını vurgulanmış.

BU arada “not” diyelim. Güney’de “başpiskopos Hrisostomos her halde bu mealdeki “haberlerden” tedirgin  olmalı, son zamanlarda Anastasiadis’e “sert ve uyarıcı göndermelerde” bulunmaktadır! Mesela Güney’deki 2018 seçimini işaretleyerek “seçilecek başkanın halkın kabul etmeyeceği tavizlerde bulunmaması” çağrısı yapıyor!

NE DİYORDUK:  Köşemi takip eden okuyucular bileceklerdir. Biz Kıbrıs siyasi sorununun Türkiye Yunanistan ve Kıbrıs Rum  Türk yönetimlerinin katılımlarıyla gerçekleşecek müzakere ve ilişkilerden geçerse çözülebileceğini iddia edenlerdik.

Ancak bu görüşümüz hem Mont Pelerin’de hem Crans Montana’da, BM’lerin ve Guterres’in beceriksizlikleri yüzünden  iflas etti! Ki bırakın “iyi ilişkilere kapı açacak siyasi yumuşama ve anlayış içinde bir çözümün kapısını aralayacak gelişmeyi, tırnaklık çözüm umudu da yitirildi! (Kaldı ki biz asıl federasyonun Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta Kuzey ile  Güney Rum ve Türk  devletlerinden oluşması gerektiğini  bile yazdıktı ki tabi büyük hayaldi ve şu anda böyle bir ortaklığın olması da mümkün değil!)

SON gelişmelere dönecek olursak. Biliyoruz ki Rum tarafı için  “garantilerin kaldırılması  konusu” kırmızı çizgileridir. Politikaları gereği  bu konuda arkasında Rusya’nın da AB’nin de desteği vardır.

Buna karşın şu gerçeği de unutmamak gerekir. Her ne kadar Sn. Akıncı ve BM’ler müzakere sürecinde “hangi konularda tam mutabakat sağlandığını haritalarla birlikte açıklamıyorlarsa da bildiğimiz kadarıyla eğer uzlaşı sağlansaydı hiç beğenmediğimiz Annan planından beter berbat bir çözüm ucubesi çıkacaktı karşımıza… Bu nedenle her olmayan işte hayır vardır diyerek Ankara ile Atina’yı gözleyelim..


POLİTİKACILAR VE SEÇİMLER ÜZERİNE GÜZELLEMELER!

Seçim tantanası başladı mı “ötesi” hiçbir konudan veya sorunla sosyoekonomik gelişmelerden sual edilmez!                                   Seçim odaklı günlük yaşamlara oy kaparozlama açıkgözlüğü sanılan “yaptık ettik” laflarıyla “yapacağız edeceğiz” laflarına da kulak vermeyin, yapsalardı devri iktidarlarında yaparlardı!

Şimdi, “kimi, hangi partiyi neden seçeceğiz” düşüncesine odaklanılacak! Fakat eğer anketler doğruysa yüzde 30’un üzerinde kararsız ve sandığa gitmeyeceğini söyleyen bir kesim var.

       BUNLARDAN daha önemlisi ama sorulası soru şudur: Politikacılarımız neden başarısızlıklarından dolayı istifa etmek yerine sürekli erken seçim  tezgâhına mekik atarlar! Neden istifa mekanizmasını çalıştırmazlar? Ve neden “çalıştırma” gereği doğduğunda politika yaşamından çekilmeleri gerekirken,   bir başka partiye transfer olarak kendilerini seçmene “yeni” diye yutturma gayretine düşerler?

       ÖZDEMİR Berova’ya bakın! Tüm uyarılara, medyanın hatırlatmalarına hatta sendikaların kendisine eğitimdeki sorunları  bircik bircik  dikte edebilme fırsatı vermesine karşın, çok kısaca eğitim bakanlığında bekleneni veremedi, başarılı olamadı!

Fakat KKTC’de Bakanların ve Bakanlıkların yada hükümetlerin başarısız olmaları önemli değildir çünkü hemen bir erken seçim kararı alarak hatta yeniden iktidara gelme şansları yaratabilmektedirler! Çünkü icraatlar yönünden başarısızdırlar ama “popülizm, seçmen tavlama,  ileride memleketi dar boğazlara sokacak partizanca istihdamlar yahut arazi peşkeşleriyle mütegallibe yaratmakta” çok ustadırlar! O kadar ki her seçimde küllerinden yeniden doğarlar!

ÖNÜMÜZDEKİ seçimin farklı olacağını düşünmeyin! İlk ispatını Berova verdi! Onca başarısızlığıyla DP’de sandıktan çıkmasının mümkün olmadığı hesabında tam seçim kararının verildiğinin arifesinde partisinden ayrılacağını açıkladı!

       (OYSA asıl “politikadan” ayrılmalıydı!) Buna karşın,  “peki ama her hangi bir parti kendisine saflarında yer verir mi? Verse eğer “altın gibi değerli adayımız” mı der!                     Der mi der! Sırf Bakanlığı döneminde kayırıp kıyak çektiği, kendisine minnetle borçlu beş on seçmenin oylarını partinin kaparozlaması için  tabi!

YANİ bu ülkede (elbette çok dürüst politikacılar var) ama, Berova gibileri de vardır Berova gibi olanları da vardır!                                                


       KISACA TAKILDIKLARIM: (MÜLTECİLER  

Kıbrıs Türk halkı yıllarca göç yollarında savruldu, göç yollarında öldü! Tutuklandı, öldürülüp çukurlara gömüldü!..                           Geçen hafta Yenierenköy açıklarında 24 mülteci tutuklandıydı. 22’si yargılandı ve ülkeye sahte pasaport, yasadışı giriş, sınır ihlali gibi suçlardan hapsedildi! Oysa bu insanlar bölgemizdeki savaşlardan, ölümlerden kaçıyorlardı!  Bizse yakaladığımızda ne yapıyoruz onları ama? Geçmişte ayni acıları ayni göçleri, ayni ölümleri yaşadığımız halde bir daha kaçmasınlar diye tutuklandıkları anda kelepçeleyip hapse gönderiyoruz! İçim sızladı!

Sn. AKINCI: Federasyon modelinin terk edilmesine yönelik girişimleri kınarken, “Kıbrıs sorunu Denktaş’tan beridir Cumhurbaşkanlarının yürüttüğü bir makamdır” dedi! Ve tabi hatırlattı: Şöyle ki:  “Denktaş’tan beridir  Kıbrıs siyasi sorunu tüm cumhurbaşkanlarının müzakereler sürecine karşın bir türlü çözüme ulaşamıyorsa demek ki  siyaseten bu süreç ve de müzakereci olarak cumhurbaşkanı “seçeneğinde” bir yanlışlık olmalıdır. Bu durumda da yanlışta daha çok ısrar etmeden  “müzakere yetkileri” cumhurbaşkanlığı makamından alınarak bir başka yetkili ve sorumlu makama verilmelidir! Değil mi ama?  Belki müzakereciler değişirse “çözüm olur” umudunda tabi!