Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yine, Yeniden Gaziantep…

Fırat’ın enerjisi mi çağırdı bilmem, 5 yıl sonra yeniden Gaziantep yollarına düştük. Her nedense, batı şehirlerinden daha ilginç geliyor bize buralar…

Bakalım dedik, 5 yılda ne değişmiş… Hani, televizyolarda gördüğümüz kadarıyla,  Suriyeli göçmenlerin kentin sosyal yaşamını bozduğu iddiaları bizi de etkiledi…

Bir kentin, bir kaç yılda kendi nüfusunun neredeyse dörtte biri kadar göç alması ne demek. 2 milyona yakın  nüfusu olan kente gelen  göçmen  sayısı, 400 bin… Kendisi de göçün çarpıcı etkilerini yaşayan bir ülkenin vatandaşları olarak bu değişim görülmeye değerdi.

Gittik gördük, hiç de öyle çarpıcı bir olumsuz değişim görmedik…

Aksine zengin Suriyelileri alışverişlerde gördük. Sonra, o zaman tek bir tane olan alış veriş merkezlerinin çoğaldığını, 5 yıldızlı otel sayısının arttığını gördük…

Oteller, restoranlar, Gaziantep’le iş yapamaya gelen yerli yabancı işadamlarıyla dolu… Sosyal yaşam, eskisinden pek farklı değil. İstediğiniz yerde yiyip, içebiliyorsunuz… Acaba bu yapıyı koruyabilmelerinin nedeni, genel refahtan mı geliyor, yoksa Gaziantep’in, doğudaki diğerlerinden  farklı olan  kültüründen mi?

Türkiye’nin en büyük sanayi tesisleri burada. Hala da yenileri kurulmaya devam ediyor…

Fıstık, ayrı bir zenginlik… Bir tek ağaç 100 kilo Antepfıstığı veriyor. Kilosu da 50-60 liraya satıldığına göre, dönen parayı hesap edin. Geçen yıl üretim rekor kırmış, tam 170 bin ton, ABD’den sonra dünya ikincisi… İhracat getirisi ise, geçen yıl 215 milyon doları bulmuş…

Ya zeytin, ona ayrıca değinmek gerek… O kadar bakımlı zeytin arazileri var ki, görmek gerek… Bizim burada saldım çayıra diye kendi haline bıraktığımız, sanayiye asla kazandıramadığımız zeytin, orada endüstri ürünü, önemli bir gelir kapısı… İlginç olan, bir zeytin, bir fıstık ağacını birlikte dikmişler. Belli ki birbirlerine faydası var. Her ikisinde de mahsul yeni toplanmış, ama tüm araziler çapalanmış, gübrelenmiş, gelecek yıla hazırlanmışlar bile…

Gördükçe hayıflandık. İklim aynı iklim, toprak da benzer. Hatta yanılmıyorsam İsmet Kotak döneminde Karpaz’da antepfıstığı ağaçları dikilmiş, verimli de olmuştu. Ama kimse geliştirelim, ekonomiye kazandıralım demedi. Yapsaydık, Halep gibi, Antep gibi biz de belki Kıbrıs fıstığını marka yapabilirdik…

Sanki elimizi tutan var. Bir türlü gerçek anlamda üretici olamıyoruz.

Ha, bir de gabbar… Bizim hala yabani ot diye baktığımız gabbar… Tohumu ayrı bir değer, ama salatalıkları da meğer kornişonmuş. Acaba bunu kaç Kıbrıslı bilir? Sokaklarda turşuluk diye satılıyor. Biz burada ithal olana dünya para vermeyi tercih ediyoruz, gabbarlarımız da inşaat çılgınlığına kurban gidiyor…

Müzeler adım başı. Her çıkan eski eseri en modern müzelerde sergiliyorlar. Sadece batan şehir Zeugma’nın mozaikleri bile dünyadan ciddi oranda turist çekiyor. 78×52 boyutlarındaki küçücük ‘çingene kızı’ ya da Büyük İskender mozayiği, dünya literatüründe önemli bir yer tutuyor ve inanılmaz ilgi görüyor…

Güneydoğunun bir çok kentini gezdim, mutfağını tattım ama Gaziantep başka. İmam Çağdaş’tan, Halil Usta’dan  kebap yemediyseniz, farkı bilemezsiniz, ya da en küçük baklavacıdan bir baklava… Özenle, lezzetini, kalitesini asla bozmadan sürdürüyorlar. İstanbul’daki tarihi Kapalıçarşı ucuz ithal ürüne teslim olurken, Antep’in kapalıçarşısı hala kendi üretimini satıyor. Üfleme camdan, telkariye, ipekten, bakıra…

Tüm bunlar, Türkiye’nin planlara bağlı bir şekilde yönetildiğinin bir göstergesi. Ekonomisinden, tarımına, kültürel varlıklarından, mutfağına hepsi ama hepsi devletin planlamasıyla yaşıyor, güçleniyor. Adım başı her konuda ilgili bakanlığın bir “geliştirme merkezi”ni görüyorsunuz.

Bir kelaynaklar meselesi var ki, ayrıca yazacağım. Batık şehir Halfeti, Fırat’ın üstünde tur tekneleriyle bir kaç saatlik yolculuk bile tek başına Gaziantep’e gitmek için yeterli bir neden.

Sadece bir kaç yüz metre ötede korkunç bir savaş var. Otobanda Halep tabelasını gördüğünüzde, ya da yollarda Jandarma kontroluna rastladığınızda aklınıza geliyor ve o zaman düşünmeye başlıyorsunuz…

İnsanlar kalkınma hedefli olarak çalışıyor ve üretiyor…

Gezmeye de gitmiş olsanız, aklınızdan çıkmayan tek şey var, “neden biz yapamıyoruz”…

 

 

 


YERİN KULAĞI VAR

BU KADAR DA OLMAZ:

Hay Allah, koltuğu babasından miras sanan, hangi partiden seçime gireceğine sonra karar vereceğini söyleyen Özdemir Berova, DP’nin kuruluş yıldönümü kutlamalarında eller havada geziyordu. Şimdi yeniden istifa haberleri geliyor. Eminim seçmen gereğini yapacak ve ona yerini gösterecek…

 

MECLİS DEĞİL HALK KARAR VERİR:

19 milletvekilinin federasyon kararından vazgeçilmesi için Meclis’e verdiği öneriye gelen tepkilere baktım. Geneli “hayır, federasyona devam” şeklindeydi. Oysa, böyle bir kararı Meclis veremez ki… Verirse, halk verir… Federasyon hedefi, Anayasa’nın girişinde var. Yoksa acaba referandum hazırlığı da mı isterler..?

 

ADAY OLACAK MI?:

Son yıllarda her seçim döneminde aday olup olmayacağı tartışılan, “son kez” demesine rağmen milletvekilliği, belediye başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkan DP milletvekili Mustafa Arabacıoğlu’nun önümüzdeki seçimlerde aday olmayacağı yönündeki duyumlara rağmen, yeniden adaylığı düşünebileceği iddia ediliyor. Tam bir görev adamı olan ve yıllardır en kötü günlerde bile partisini terk etmeyen Arabacıoğlu, siyasetin dürüst figürlerinin en başta gelenlerinden birisi…

 

ERİYORUZ:

Ortalık toz duman. Devlet dairelerindeki yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış, ülke seçime hazılanıyor. Vatandaş geçim, onlar seçim derdinde. Dövizin önlenemez artışı iş dünyası dahil herkesi paniğe soktu. Türkiye’deki siyasi gelişmeler nedeniyle eriyen Türk Lirasının değer kaybının faturası, olaylarla ilgisi olmayan vatandaşa kesiliyor. Bir gecede daha da fakirleşen halkın feryadını duyan da, önlem alan da yok. Hoş, paranızın kaderi bir başka ülkeye bağlıyken ne yapabilirsiniz ki…

 

ÜNİVERSİTE SEKTÖRÜNÜ KARARLILIKLA BİTİRİYORUZ:

Enflasyonun kontrolsuz bir şekilde artmasının sonu, iflastır. Hangi konuda olursa olsun. 16 üniversite varmış, 16’sı da izin bekliyormuş. Bu çöküşün itirafıdır, başka bir şey değil… Yumurtlayan tavuğu çoktan kestik gitti…

 

ZEYTİNYAĞINDA BİLE HİLE:

Bu firmaları bir yere not edin ya da isimlerini ezberleyin. Bunlar, saf zeytinyağı satanlar. Tarım Bakanlığı iyisini de hilelisini de isim isim açıkladı, karışık olanları piyasadan toplatıyor. İşte saf zeytinyağları; Ada, Mer naturel, Alemdağ, Kırımlı, Yeşil Lefke, Aydın, Kantara, Bafra, Bella, Ciklos, Antik, Arsal…

 


ZİRVEDEKİLER

Mete Tümerkan: “Ülkedeki durum dikkate alındığında bir daha yanlış bir seçim yapma lüksümüzün kalmadığını herkes artık görmelidir. Önümüzdeki seçimde ya gerçek anlamda önce biz değişip gerçekten değiştireceğiz, ya da tükenme sürecini hızlandırıp ülkeyi uçuruma sürükleyeceğiz.

Karar bizim…”.

DİPTEKİLER

Tabella Örgütler: Post Araştırma Ensititüsünün yaptığı araştırmadan öğrendik ki, ülkede bin 800’den fazla kayıtlı dernek olmasına rağmen, bunların ancak 200’ü aktifmiş. Böylesi küçük bir ülkede bu kadar çok örgütün olması zaten başlı başına sorun. Tabelalarıyla çevre kirliliğinden başka bir işe yaramayan adı var kendi yok binlerce örgüt. Kimdirler, ne yapıyorlar nasıl olmasa arayan soran yok…