Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yeni yol haritamızı yeniden saptamak..

Sorunları konuşup, tartışıp yazmanın da bir “zamanı” olmalıdır! Mesela şimdiler  “seçim zamanıdır!” Bu nedenle kimsenin diğer sorunlara dönüp bakacak ne zamanı vardır ne de harcayacak eforu!

Ancak Kıbrıs siyasi sorunu seçimlere de damgasını vuracak kadar tüm zamanların ulusal davasıdır. Bu nedenle süreklilik taşır çünkü Kuzey’deki Türk halkının varoluşu ve gelecekteki varlığının da  siyasi davasıdır. Bu nedenle hep gündemimizde olmaya devam edecektir. Nitekim bu düşünceyle soruyorum:

GELECEĞİN çözüm olasılığında öncelikle sorunları ile çözümsüzlüğünden kurtarıp yaşatacağımız, yaratıp ihya edeceğimiz “Kuzey Kıbrıs Türk devleti” mi olacaktır, yoksa Kıbrıs adası mı?

       Barış dediğimizi KKTC bünyesinde mi ikame edeceğiz yoksa Rum tarafını da içine alan tüm Kıbrıs’ta mı?

Ayrı gayrı bir devlet mi olacağız, yoksa Rum toplumu ile iç içe yaşayacağımız bir kurucu devlet mi?

Hep azınlık olarak mı kalacağız yoksa demografik yapıyı bozmadan topraklarımızın elverdiğince nüfus artışı politikasını mı benimseyeceğiz?

OIası çözümde Güney’le oluşturulacak bir yönetim söz konusu oldukta azınlık çoğunluk mu yoksa siyasi eşitlik ilkesinde mi katılacağız ortak  yönetime? Vs…

BENZERİ soru ve şüphelerin yanına onlarcasını daha ulamak mümkündür. O cevaplar yan yana geldiğinde “Kıbrıs Türk halkının siyasi yol haritası çizilmiş olacaktır..”          Ki Sn. Akıncı’nın ifadesiyle eğer bir elli daha bu müzakere sürecini sürdürüp götürmeye tahammülümüz yoksa bundan sonra gelecekte nasıl bir Kıbrıs yada nasıl bir Kuzey Türk devleti kuracağımızı açık seçik bilmek zorundayız.

EĞER sorun halkın, KKTC’nin sorunu ise her gelen Cumhurbaşkanının kafa yapısı ile basiretine bağlı değil; halka mal edilirken “ulusal konsensus” sağlanmış, hedefi iyice belirlenmiş bir  dava sahibi olmalıyız artık!

Yoksa davamızı bu yöntem ve sistemle çözmeye çalışırsak bir elli yıl daha Rum’un sümüğünü çeker,  megali ideasına ulaşmak için zaman kazanma yolunda müzakereleri sürekli dinamitlemesine çatmakla zamanları öldürürüz!                                                                                  


                         

      BÖYLE ÜLKEDE OMBUDSMAN NE YAPSIN?           

Sn. Akıncı müzakerelerin çökmesinden sonra o çalışmalar yoğunluğu içinde bugüne kadar  “iadeyi ziyarette” bulunamadığı devlet kurumlarını” şimdilerde ziyaret  etmeye başladı. Mesela geçtiğimiz  gün ombudsman Emine dizdarlı’yı ziyaret ettilerdi. Dizdarlı “yargı ile ombudsmanlığı ayni eşitlikte öneme sahip iki kurum olarak niteleyerek “idarenin tanzim ettiğimiz raporlardaki tavsiyelere uymasını bekliyoruz” dediydi.

KKTC’de Devlet kurumlarının iyi çalışmadığı, pek çok sorunları olduğu, bazılarında işin erbabının bulunmadığı, ehil insanlardan yoksunluklar nedeniyle sürekli zafiyet gösterdikleri zaten halkın da gündelik hayatı ve işleri  nedeniyle görüp bildiği sıkıntılarla  açmazlardır..

Ombudsmanlık müessesi bu açmazlarda heyamola çeken kurumlarla ilgili yurttaşlardan     gelen  şikâyetleri “hükümete” iletiyor ama Dizdarlı’nın söylemesinden anlıyoruz, aldıran olmuyor!

Öte yandan Sn. Akıncı’nın da vurguladığınca “ombudsmanlık bir mahkeme değildir.” Halkın şikâyet ve beklentilerini hükümete ileten bir köprü vazifesi görmektedir. (Ki bir zamanlar ben de Mağusa’daki “sancak Karargâhında” rahmetlik Burhan Nalbantoğlu’nun yardımcısı olarak Dal 7’de ilçeyi kapsayan benzer “iletişimin” sorumlusuydum. İnsanların şikâyetlerini başta Denktaş olmak üzere  Türk yönetiminin üst kademedeki ilgili  idarecileri ile  TC Büyükelçiliğine, kolordu komutanına mesajlarımla iletir, sonunda da  Mağusa sancaktarının imzasıyla “çözümünü” arz ederdim.. Tabi o 1965’li yıllarda askeri yönetim ciddiyetinde sorunlar hemen çözülürdü..)

İŞTE SORUN: Pekala bir ülkede sorunların çözümü ve ciddiyetle çalışılması için  ille de askeri rejim mi olmalıdır?  Yani her yöneticinin her sorumlu ve yetkilinin başına elinde topuzu ile bir asker  yahut bir özel görevli mi dikilmelidir?  Ki ne zaman işler kaytarılır ve savsaklanırsa  topuzu başına indirsin!

KKTC’de doğrusu ya öyle “topuzluk” çok yönetici çok yetkili ve sorumlu vardır da asıl sorun şudur: Topuzu başlarına indirecek olan başbakan, bakanlar kısaca hükümet’i alileri olacak da.. Önce o topuzu hükümetin başına vuracak bir zebaniye ihtiyaç vardır ki “hem uyansın hem ciddiyet nedir, denetim nedir öğrensin!

BİLİRSİNİZ:  Balık baştan kokar! Bizde de kokan “hükümet’i alimizdir.” Düşünün Türkiye’de bile söz konusu olamaz!  Memleketin başbakanı, CTP’nin  başkanı kendisine seçim için “hodri meydan” demiş de o da hodri meydan çekerek  “varım” demiş! Şimdi milletçe bu ucube erken seçimin gailesine düştük başbakanımızın hodri meydanı  sayesinde!

KALDI Kİ “kurumlar arasında denge ve uyum sağlayacağız!” Nitekim Yüksek Seçim Kurulu Başkanı dedi ki geçenlerde, “hadi erken seçim kararı alacaktınız. Bari bana da sorsaydınız ya hazır mıyız değil miyiz, ne zaman yapabiliriz diye!..”

GÖRÜNÜZ! Seçim kararı alınır  YSK başkanına sorulmaz! E Allah için böyle bir  ülkenin kurumları nasıl çalışsın? Ve böyle bir ülkede ombudsman ne yapsın?


 

      KISACA TAKILDIĞIM: (ŞİMDİ SIRADA YENİİSKELE İLE KARPAZ VAR!)

Bir gün bu ülkede çarpık yapılaşma sonucunda  bugünkünden çok daha beter sorunlar yaşanacaktır da zararın neresinden dönülürse, memleketin neresi kurtarılırsa kârdır diyoruz. Çünkü Girne gitti. Orayı kimse kurtaramaz, bugün değilse yarın  ne kıyılar kalacak iskâna açılmamış ne de on beş yirmi katlı binaların yapılması önlenebilecek!

Lefkoşa  da gitti, Mağusa da! Şimdi bakıyoruz gözler müteahhitlerle birlikte Karpaz’a Yeniiskele’ye çevrildi. Her iki yöre de bakir mi bakir ve iştah kabartıyorlar!..            Tez imar iskân planları yapılsın, bir başlarsa oralarda da inşaat furyaları yolcudur Abbas bu iki bölgemiz de!