Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra,
Türkiye Kıbrıslı Türklere çağrı yapmış,
İsteyenlerin Anadolu’ya yerleşeceğini bildirmişti.
Bunun üzerine birçok insan malını mülkünü satarak,
Gemilere ve sandallara atlayıp ülkeyi terk etmişti.
Yanlarında birkaç bohça ancak vardı…
…
Sonraları,
Anlaşılan bu siyasetten geri dönülmüş,
Bu kez adada kalmak için çalışmalar başlatılmıştı,
Hatta gidenlerin geri gelmesi isteniyordu…
…
Gelenler gelmiş,
Kalanlar kalmıştı…
…
Altmışlı yıllarda da göç olmuş,
Bu sefer daha ziyade İngiltere tercih edilmişti.
Çünkü İngilizler adadan ayrılırken,
Onlar da Türkiye gibi isteyen Kıbrıslıların İngiltere’ye yerleşebileceklerini duyurmuşlardı…
…
Gidenler gitmiş,
Kalanlar kalmıştı…
…
Sonra arada birçok olaylar yaşandı,
Sonuç olarak 1974’e gelindi…
…
Yetmiş dörtten doksanlı yıllara kadar adadan ayrılan Kıbrıslı Türklerin memleketlerine gelmeleri için çeşitli defalar çalışmalar sürdürülmüş,
Ta Londralara gidilerek çağrılar yapılmış,
Ülke içinde ve dışında çeşitli platformlar oluşturulmuştu…
…
Gelenler gelmiş,
Kalanlar kalmıştı…
…
İngiltere’ye gidenler İngiltere’yi düzeltmek için gitmiyorlardı.
Türkiye’ye gidenler, Türkiye’yi düzelmek için gitmiyorlardı.
Yeni hayatlar oluşturmuşlardı ama,
Herkesin aklı yine vatanındaydı…
…
Bu siyasetten vazgeçildi.
Kimse onlara çağrı yapmıyor artık.
İster gelsinler ister gelmesinler.
Oldukları yerde mulihiyayı, hellimi, çakıstesi sayıklayabilirler.
Gelen gidene bunları sipariş edebilirler.
Naneli köy hellimi, güzelim ceviz ve turunç macunu rüyalarına girebilir…
…
Eskiden sinemalara geç gelenlerin önü elinde gece feneri olan teşrifatçılar tarafından kesilirdi.
Film güzelseydi,
İzdiham olurdu,
Ve bütün sandalyeler dolduğundan yer kalmazdı.
Loca da dahil.
Ama diretenler olur ve teşrifatçıyla münakaşalar başlardı.
O sıralarda film başlamış olurdu ki,
Teşrifatçı feneri yüzünüze döndürür gözleriniz kamaşırdı.
İnatçı müşteriler teşrifatçıyı çileden çıkarırdı nemelazım.
Bu arada teşrifatçının kıyak yaptığı kimseler de olurdu doğrusu.
Onlar kimseye çaktırmadan içeriye alınırlardı ki,
Teşrifatçının gönlünü kıramadığı kimselerdi bunlar.
Mahalleden.
Sonuçta işin içine sinema yetkilisi karışır,
Yeni gelenlere kıyak olsun diye,
Teşrifatçıya ambardan sandalye çıkarması talimatını verirdi.
Diyelim on sıra olan sandalyelerin yanına,
Bir sıra daha eklenir,
On bir sıra olurdu.
Sandalyelerin düzeni korunarak…
…
Memlekete gelecek olanlar teşrifatçıya başvurmak durumundadırlar.
Onu çileden çıkartmadan.
Gözleriniz kamaşmadan.
Yer yok…
…
Dağlara doğru ancak.
Dağların düzenini bozmadan…
































