Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir Yıl Öncesine Baktım, Daha Da Kötüye Gittiğimizi Gördüm…

Gündem birbirini tekrar ettiğinde, aynı sorunları tekrar tekrar yazmak istemediğimde, arşive bakarım.

Ama onun da bugünden bir farkı yok ki…

Daha da kötü. O gün şikayet ettiğimiz sorunlar aynen devam ediyor.

Umut ettiklerimiz olmamış, korktuklarımız başımıza gelmiş.

Bakın geçen yıl bugünlerden bir kaç haber hatırlatayım, siz karar verin. Bakalım şu son bir yılda aklınıza kazınan müthiş bir gelişme oldu mu… Aman yanlış anlamayın, kastettiğim toplum adına iyi bir şey…

Bir kere bugünlerde New York’da liderler yine BM toplantılarına gitmişlerdi. Herkes umutlanmış, ama hayal kırıklığıyla dönmüşlerdi. Tarafların toprak ve garantiler konusunda bir 5’li zirveye hazır olmadıklarını anlamıştık… Bunun yerine yeni bir üçlü zirve daha olacak denmiş; Genel Sekreter Ban, vereceği desteğin, “uluslararası boyutu” da olacağını söyleyince, Akıncı bunu 5’li konferans olarak yorumlamıştı… Hatta Cumhurbaşkanı o günlerde olabilecekler konusunda ciddi bir uyarı yapmış ve “2017 yılına bu sorunu olduğu gibi aktarırsak çok endişe ederim ki bu çözüm başka bahara kalır ve o başka bahara kalan çözümde de konuşulan başka şeyler olur” demişti. Biz zirvede çekilen fotoğrafı yorumlamışız, Anastasiadis gayet rahat, Akıncı endişeli görünmüş gözümüze. Demek ki, adam ne yapacağına o günden karar vermiş…

Yüzyıllar ötesinden bir haber gibi değil mi? Ama sadece 1 yıllık. Akıncı’nın dediği çıktı… O bir yılda derelerin altından ne sular aktı, ne üçlüler, ne beşliler toplandı, umutlar tavan yaptı, ama sonuç, sıfıra sıfır, elde var sıfır… Bugünden geriye bakınca, gelişmelerin ne kadar dışında kaldığımızı; geleceğimizi belirleme açısından ne kadar aciz olduğumuzu gördüm bir kez daha.

Yine geçen yıl bugünlerde, tüm Kuzey sahil şeridini çok katlılarla katletmeye yönelik Emirname değişikliğine karşı mücadele veriyormuşuz. Halkın Partisi ile, Şehir Plancıları öncülüğünde Yerbilim Mühendisleri Odası ve bölgede yaşayan vatandaşlar dava açmışlar, ara emri almışlar. Tüm meslek kuruluşları, sivil toplum, muhalefet tepkilere destek vermiş, nihayetinde bildiğiniz gibi, hükümet geri adım atmak zorunda kalmıştı. Demokrasimiz adına da, doğamız adına da büyük bir başarıydı. Ama ne var ki, başka yollarını buldular, Özel İmar Emri çıkartacak kadar ileri gittiler. Şimdi o da dava edildi ya, bakalım ne olacak…

Ha bir de şu lüks makam araçları konusu vardı ki, dinlemediler aldılar. Daha da devam edeceklerdi ama, anlaşılan tepkilerden firma rahatsız oldu, şimdi leasing yerine doğrudan satın alma noktasındalar. O günlerde Ersin Tatar, makam araçları konusunda hükümeti topa tutmuş, “Benim bildiğim Mercedes 10 yıl gider, ne diye 2 yılda bir değiştireceksiniz” demiş, Bakanlar Kurulu’nu icraat değil, reklam yapmakla suçlamıştı. Aynen bugünlerde Sayıştay Başkanı’nın ailevi atamalarına karşı “Cumhurbaşkanı mühürcü mü” dediği gibi… Doğal olarak, onun tepkisini de takan olmamıştı.

Geçen yılın Eylül’ünde sözde Toprak Ürünleri Kurumu’nu kurtarma adına ithal mallara gelen yüzde 3’lük vergiye karşı tepkiler gelmiş, ancak cılız oldukları için hep birlikte bu kazığı yemiştik. Aradan bir yıl geçti, TÜK eskisinden kötü durumda… Vergi, zincirleme olarak yüzde 20’lere varan oranda hayatı pahalılaştırmaya devam ediyor, üstelik nereye kullanıldığı bile belli değil. İlk günlerde, dava açacağını söyleyenler, bir süre sonra unuttukları için, aynı haksız vergi sonsuz bir fon adı altında bugün de alınıyor.

Yine Araç Kayıt Dairesi’nin rezaletini; yine devlet okullarının üvey evlat muamelesi görmesini,  velilerden toplanan paraları; Lala Mustafa Paşa Camii’nde kaybolan Hilat’ı; öğrenci yurtlarına atanan din görevlilerini; hükümetin  muhaceret affı ve seyrüsefer affı konularında da ara emirleri alındığını, rahmetli Denktaş’ın yapılmayan anıt mezarını falan konuşmuşuz.

Ne olmuş?

Düzelen bir şey var mı? Biz yazdık, arkadaşlarımız yazdılar, muhalefet, sivil toplum tepki gösterdi, ama durduramadık. Öyle bir ısrarla yapıyorlar ki yaptıklarını… Boşuna uğraşıyoruz. Bu ülkede azınlık bir hükümet, camcı dükkanındaki fil gibi, ülkeyi talan edebiliyor…

Sadece bir kaç günlük bir özet bu…

Bunu bir yılla çarpın ve kararınızı verin…

_______________________________________________________________________________

YERİN KULAĞI VAR

“KULAK ÇEKMEYE” Mİ GELDİ:

Bizimkilerin, “boşverin nasılsa bir şey olmaz” diyerek erteledikleri ve altında imzaları bulunan ekonomik protokolü neden hayata geçirmediklerinin hesabı soruluyor sanırım. KKsTC’den sorumlu Bakan Akdağ’ın son bir ay içerisinde ikinci kez adaya gelmesinin başka ne sebebi olabilir ki..? Göreve atandıktan sonra yaptığı ilk ziyarette bunun sinyallerini veren ve protokolün hayat geçmesini isteyen Akdağ’a rağmen hükümet, işi savsaklamaya kalkınca ikinci kez adaya ziyaret de kaçınılmaz oldu. Meclisin açılmasıyla birlikte Akdağ’ın hükümet ve protokol üstündeki etkisini birlikte göreceğiz…

DÜN BİR, BUGÜN İKİ: 

AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, BM Genel Sekreteri Guterres’in, Crans Montana zirvesinde Güzelyurt’un Kıbrıs Rum idaresi altında yer almasında ısrar ettiği iddiasında bulunmuş. Ne çabuk angaje olmuş… Daha oturduğu koltuğu ısıtmadan ne ara böyle bir karar almayı kendinde hak görmüş ki?  Ama adam geleneksel politikayı izlemiş. Bugüne kadar tersini yapan çıktı mı? O da kendinden öncekiler gibi Rum taleplerini ezberlemiş, savunmuş… Suçun kaçta kaçı onda acaba?

HAYIR DEMEYİ BİLMİYORUZ:

Kıbrıs Türkü olarak en büyük zaaflarımızdan biri de “hayır” demeyi bilmememiz. Siyasetçiden sade vatandaşa kadar hepimiz böyleyiz. Olmayacak bir iş bile olsa, “hayır” deyip koparıp atmak yerine, “bir bakalım, belki hallederiz” dmeyi tercih ediyoruz. Böyle olunca da kaybeden taraf hep biz oluyoruz. Keşke “hayır” demeyi öğrenebilsek…

 SÜRE VERİLMELİ:

HP Genel Başkanı Kudret Özersay, Ulaştırma Bakanı Kemal Dürüst’ün yaklaşık iki ay önce Değirmenlik-Girne yolunun çif şeride çıkarılması için Eylül ayında temel atılacağı açıklamasını hatırlatarak, Dürüst’ün “1 günü” kaldığını söyledi. Bence insafsızlık yapmayalım. Bugün ve yarın resmi tatil, sayılmaz. Bence Pazartesi’ni beklemek, hatta biraz da ek süre vermek lazım. Kaçış yoluydu, mandıra yoluydu derken bayağı efor sarf etti…

 YOLUNU BULDULAR:

Hükümetten talebiniz mi var, istediğiniz mi olmadı? Çözüm belli, hele de binlerce kişiyi temsil ediyorsanız istediğinizi almamanız için sebep yok. Atın ortaya bir “grev yaparım ha” korkusu, bakın işiniz nasıl hemen olur, hatta olmayan para da bulunur, yapılan zam da geri alınır…

 HAVUÇLAR İMHA EDİLMİŞ, YA DİĞERLERİ:

Tarım Dairesi, zehirli olduğu tespit edilen havuçları imha etmiş. Bir zahmet şu basit soruya cevap versinler; bu memlekette kaç tarlada havuç üretiliyor, kendileri kaç tanesinden örnek almış… Analiz etmedikleri ne olacak? Basit aslında, onları da hep birlikte afiyetle yiyeceğiz… Kendi sağlıklarından da korkmaz mı bu insanlar? Bu kadar mı çaresiziz…

_______________________________________________________________________________

ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “Her şey o kadar hızlı gelişiyor ki, bu sefer, hayatın hızlı akışından yorgun düşenler alternatif yollara, yavaşlatılmış hayat biçimlerine başvurmak durumunda kalıyorlar. Aslında, evinizi kentlerden uzaklara taşımanız da bu arayışın bir parçası değil mi? Hiç kimse komşusunun kapısını çalmıyorsa, ya da hiç kimse kapısının çalınmasını istemiyorsa var bir nedeni. Çünkü bu yalnızlaşma ve çıldırma hali bireysel değil toplumsal ve sadece bir topluma mahsus da değil”…

_______________________________________________________________________________

 DİPTEKİLER

Vatandaşlıklar Artık Haftalık Değil, Günlük: Başbakan açık açık söyledi, vatandaşlık vermeye devam edecekler. Bunun burada yaşayıp, hak kazananlarla da alakası yok. O “zorunlu” denilen ve ne olduğu belirsiz gerekçeyle vermeye devam edecekler. Baksanıza bu hafta Bakanlar Kurulu’nun toplantısının dışında çıktı vatandaşlıklar. Artık günlüğe bindirdiler sanırım, kararı elden dolaştırıyorlar. Bu ne ısrar, bu ne telaş, bu ne kendinden geçmişliktir…Kendi halklarını yokeden basiretsizler olarak anılacaklar…