1900’lü yılların başında raylar döşenmiş,
Belirlenen güzergahlarda istasyonlar yavaş yavaş inşa edilmeye başlanmıştı.
Ahali tarlasında, mandırasında, işinde gücündeydi.
O zamanlara kadar ulaşım araçları olarak at, eşek ve garutsalardan yararlanılırdı.
Nihayetinde tren diye bir şey raylarda hareket edince,
Buna bisiklet ve ilk motorlu araçların giderek yaygınlaşması da eklenince,
Kıbrıs’ta eski günler geride kalacaktı…
…
1940’larda Lefkoşa sokaklarında artık yaşı ilerlemiş birilerine hayatla ilgili sorular sorulduğunda,
“Nerede o eski günler” demekten kendini alamadıklarını kimi anı yazılarından öğreniyoruz…
…
Eski günler denilen, trenin, bisikletin, motorlu araçların olmadığı günlerdi…
…
Osmanlı döneminde adaya gelen birçok gezgin de aynı duygu içindeydiler.
Tarihi ve kültürel değerlerin,
Hisarların, kiliselerin, kimi tapınak yerlerinin harap halini görenler,
Bir zamanlar bunların sapasağlam ve kullanılıyor olmalarına, bunların çevresinde hayatların yeşerdiğine değinir,
Ve eski günlerin daha iyi olduğunu, o eski günlere özlem duyulduğunu belirtmeden edemezlerdi…
…
Doğrusu,
Eskiye özlem her dönem için geçerli bir duygu…
…
Belki de hayat, anıların insanın arkasından koşturmasından başka bir şey değildir…
…
Değerli dostum Öntaç Düzgün bir önceki Poli Dergisinde “KKTC Federal Devlete Ortak Olamayacak Kadar Kötüleşti !” başlığı altında “nostalji” nin tarifini ele alarak şunları belirtti:
“Toplumda son yıllarda nostaljiye olan yönelişin nedenlerini sorduğum bir dostumdan aldığım yanıtlar beni hayrete düşürdü. Nostalji sözcüğü ile ifade edilen durumun bir tür sapma ve tıbben hastalık olarak açıklandığını söyledi. Sözcük, eski Yunancada “dönüş” ve “keder” sözcüklerinin birleşmesinden türemiş. İlk olarak göçmenlerde ve uzun süre yurt dışında görev yapan askerlerde teşhis edilmiş. Ülkeye dönüşün olanaksız olduğu, sıla hasreti gurbet acısı sonucu yaşanan yoğun hüzün ve travma hali imiş…”
…
Yukarıda değindiğimiz gibi eskiye özlem her dönemde mevcuttur.
Günümüzde de bunun olması bu çerçevede normal görülebilir.
Ne var ki,
Meseleye bu kadar yoğunlaşmak, kim bilir Öntaç’ın aktardığı tariflerde de görülebileceği gibi bir “hastalık” halidir.
…
Bu doğruysa neden böyle?
…
Lefkoşa, ısrarla “Lefkoşe” yapılmak isteniyorsa,
Mağusa, ısrarla “Magosa” yapılmak isteniyorsa,
Templos’a Zeytinlik,
Sinde’ye İnönü deniliyorsa,
Ve o şehirler büsbütün viraneye çevriliyorsa…
…
E kusura bakmayın.
Hasta olur insan…
































