Biz kaderimizi Rum’un insafına hiç terketmedik ki Sayın Denktaş…
Serdar bey, Türkiye Bakanı Recep Akdağ ile buluşmuş Ankara’da. Ve “Kaderimizi Ruma teslim etmeyeceğiz” demiş.
Ayrıca, “Artık belirsizlikten kurtulmalıyız….Gelecek yıl seçimlerimiz var, yeni dönemde, yeni bir heyecanla inşallah işlerimizi yürütürüz” de demiş.
Bunu duyan ve buraları hiç bilmeyen biri, “demek ki bu insanlar, 40 yıldır el el üstünde oturmuşlar, ha bugün ha yarın Rum kabul edecek, anlaşma olacak diye beklemişler, hiç bir şey yapmamışlar” diyecek.
Böyle mi yaptık? Ben kabul etmem…
Kendisinin de kabul etmemesi lazım. Çünkü böyle bir söylem, kendi kendini inkar olur.
1974’den bugüne en az UBP kadar iktidarda kalmış bir partinin başkanı söylüyor bunu.
Yani bir anlaşmayı bekleyip de ertelediğimiz ne var ki?
İşte şu son süreç. Eroğlu’yla başladı, Akıncı’yla devam etti. 3 yıl… Bu 3 yılda hangi icraatımızı engelledi bu süreç?
Ne yapacaktık da yapmadık? Vazgeçin Allah aşkına…
Ha, evet olmamız gereken yerde değiliz.
Ama onun nedenleri başka… Bunda bir anlaşma olmamasının etkisi yüzde kaçtır ki?
Biz kötü yönetildik… Kendi kendimizi yönetmeyi beceremedik. Mal, mülk, toprak, para, yetişmiş insan kaynağı, hepsi vardı… Devletse, devlet de vardı. Ama başaramadık.
Bunun suçu asla Godot’yu bekler gibi beklememiz değildir.
Eldeki malzemeyi doğru kullanmadık. Çalışmadık, gün geçirdik.
Ama mesele hep “ben ve partim” oldu.
Biz “yapamadık” değil, “yapmadık”…
Eğer bu topraklarda siyaset, bir sonraki seçimi kazanmaya değil de, ülkenin kalkındırılmasına endeksli olsaydı, tüm sahip olduklarımız, insanıyla, ekonomik kaynaklarıyla, parasal gücüyle doğru yerlere kanalize edilseydi, kalkınmamak için sebep yoktu.
Hazır yedik, hazıra alıştık, alıştırdık…
“Biz”in gerçekte ne anlama geldiğini bile unuttuk.
Ne ekonomik sistemimizi kendimiz kurmaya çalıştık, ne sosyal yapımızı bıraktık. Kaderimiz elimizden kaydı gitti… “Biz”e benzemeyen bir yapı ortaya çıktı…
Bunca yıldan sonra, karar veren “Biz” olmalıydık, kaderimize yön veren “bizim” kararlarımız olmalıydı. Ama yok!..
En azından şimdi, şu gelen suyun işletmesini kendimiz yapacak durumda olmalıydık. Bunu yapmamıza Kıbrıs sorunu mu engel oldu..?
Yoksa “kum havuzu” tabelası asıp, içine kum koymaya engel olan şu son müzakere süreci miydi..?
Uyuşturucu ve suç cenneti olma yolunda hızla ilerlememizin, işsizliğin artmasının, kamunun kalite kaybının sebebi, Rum’un insafa gelmesini beklememiz midir..?
Türkiye’den akan onca paradan sonra, bugünlerde artık dış desteğe bile ihtiyacımız olmamalıydı.
Niye hala ihtiyacımız var? Hem de eskiye göre daha da artan bir şekilde?
İşte sorunun cevabı burada yatıyor…
Kısır, şark usulü, tembel, hazırcı siyaset modeli, bizi yönetsel açıdan 74’dekinden çok daha gerilere itti.
Bakmayın siz ortalıkta dönen paraya, yükselen rakamlara, dikilen apartmanlara, bunlar planlı bir kalkınma değil, aksine bizi nereye götüreceği belli olmayan, çarpık gelişmeler… Bunun içinde ne gelir adaleti var, ne toplumsal kalkınma…
Kağıt üstünde yükselen milli gelirin getirdiği bir refah yok ki…
Eğer murad edilen, bu tuhaf durumun üstüne bir gelecek inşa etmekse, yandık…
Serdar Denktaş’ın bu sözünü rahmetli baba Denktaş duysaydı, o da reddederdi eminim…
YERİN KULAĞI VAR
DUR BAKALIM N’OLACAK:
Türkiye’de Danıştay, yaz saati uygulaması konusunda yürütmeyi durdurma kararı verdi. Şimdi idare ya bu karara uymak zorunda kalacak, ya da yasayı değiştirecek. Ya biz? Ne yapacağımıza Türkiye Danıştay’ına ya da Türkiye Bakanlar Kurulu’na bakarak karar vereceğiz. Serdar Denktaş söylesin, Rum’un insafını beklediğimiz için mi bunlar..?
YASA DIŞI GÜLLÜK GÜLİSTANLIK:
Sağlık Bakanı Sucuoğlu hala “güllük gülistanlık” benzetmesi yapıyor. Mahkeme kararından sonra sadece 1 doktor istifa etmiş falan… Daha öncekileri hesaba katmıyor bile. Ya da, Kamu Görevlileri Yasası’na da, Anayasa’ya da aykırı bir Tüzükle uygulama yaptıklarından da bahsetmiyor. O yapıyor, oluyor… Ta ki yeni bir mahkeme kararına kadar…
NE AKLI EVVELLER VAR:
Daha doğrusu, Türkiye’de hala Kıbrıs’ın ne olduğunu bilmeden köşe yazarı olanlar var. Dünya gazetesinde Aydın Eroğlu diye biri, Kuzey Irak’taki referandumdan bahsederken, ‘madem referandumla bağımsızlık istemek bir halkın en büyük hakkı, o zaman Kıbrıs Türkleri de 1983’deki referandumu bir daha yapsın, böylece Kıbrıs sorununda büyük bir güç elde ederiz’ anlamına gelecek şeyler yazmış. Hem de bu sayede, Kuzey Irak’ı tanıyacak olanların, KKTC’yi de tanıması sağlanabilirmiş. Ya sabır…
NEDEN ACABA?:
İçişleri Bakanı Kutlu Evren de, ülkede şu anda 134 milletten insan yaşadığını ve suç oranlarının her ülkede olduğu gibi KKTC’de de gün geçtikçe arttığını söylemiş. Ne diyelim, günaydın Sayın Bakan. Peki ama bunun nedenini hiç düşündünüz mü? Acaba ülkeyi sorma gir hanına çevirmenizden, golifa gibi sorgusuz sualsiz vatandaşlık dağıtmanızdan olabilir mi dersiniz…
OLMADI SAYIN DÜRÜST:
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Kemal Dürüst, kabinenin en çok eleştirilen fakat en çok da iş yapan bakanı. Beğenir veya beğenmezsiniz ama, yanlışları yanında doğru yaptığı işler de var. Ancak son olay bunların hepsini aldı götürdü. HP Genel başkanı Kudret Özersay’ın , “Dağyolunda son üç yıldır kum havuzunda kum yok ama, bakanın mandırasına giden yola, üstelik de Pazar geceyarısına kadar çalışıp dökmek için her türlü malzeme var” iddiası, yetkililerin önceliğinin vatandaşa değil, kendilerine hizmet olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi…
NEREDE SÜRECEĞİZ?:
LTB Başkanı Mehmet Harmancı, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamayla, hem ülkeye gelen turistlere hem de vatandaşlara alternatif ulaşım ve aktivite imkanı sunan mobil yazılımla bisiklet kiralama uygulamasının, çok yakında hayata geçeceği müjdesini vermiş. İyi de Lefkoşa’da bisiklet yolu mu var. Keşke önce bisiklet yolu yapılacağı müjdesini verebilseydi. Lefkoşa’da bırakın bisiklet sürmeyi, insanlar arabalardan, yürüyecek kaldırım bulamıyor…
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı:“Rum tarafında çok büyük bir yanlış var ne yazık ki Kıbrıslı Türkleri bir aktör olarak görmek istemiyorlar, küçümsüyorlar hep muhatap olarak Türkiye’yi alma çabası var ve özellikle bizim bu son iki yılda aldığımız inisiyatifleri bire bir yaşayıp bilen birisi olarak, Kıbrıs Türk tarafını ve onun seçilmiş insanlarını hor görmesi gerçekten bir ortaklık fikrine ne kadar yabancı olduklarının bir göstergesidir. Böyle bir anlayış çözüme hazır bir anlayış değil. Maalesef bunu defalarca gördük”…
DİPTEKİLER
KKTC Gençlik Dairesi: Sarıgöl 11. Sultani Üzüm Festivaline katılan folklor gurubumuzun başlarındaki yemenilerin başörtüsü şeklinde kullanılması tepkilere neden oldu. Birkaç ay önce Çanakkale ziyaretinde yaşananların ardından foklor kültürümüzde olmayan bir “baş bağlama” modelinin kullanılmasını savunan Gençlik Dairesi Müdürü Gencay Eroğlu, “sorumluluklarımız ve kültürümüzü nasıl tanıtacağımızı biliyoruz” yorumunda bulundu. Gencay hanım kusura bakmasın ama, ben bizim foklor kültürümüzde ilk kez böyle bir baş bağlamayla oyun oynandığına şahit oluyorum…
































