Doğruluğunu bilemeyeceğiz. Fakat “söylediler de söyledim” olsa bile eğer anastasiadis “kimse barış hayali kurmasın, Rumlar Türklerle Kıbrıs’ta bir çakıl taşı bile paylaşmak istemiyor” demişse, demiştir! Belki bir sohbette veya viskisini yudumlarken! Fakat bilirsiniz: Dervişin fikri neyse zikri de odur. Her ne kadar söylenecek laflar olmasalar da ayni haberde Anastasiadis’in “Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti Yönetimi altında yaşamaları kendi yararlarına olacaktır” dediği iddiası da vardır!
Tabi ki Anastasiadis gibi kaşarlanmış bir politikacının böyle işkembei küpradan atması mümkün değil! Çünkü mevcut siyasi durumla çözüm arayışlarına hem terstir hem de yaralayıcıdır! Artı, saçmadır da! Fakat: YANLIŞ DA DEĞİL! Çünkü Anastasiadis’in Müzakereler başlarken, “çözüm Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmiş hali olacaktır” dediğini de biliyoruz ki bu iddiasını çok önemsediydik çünkü KC’i Rum çoğunluk egemenliğine dayanan bir siyasi kuruluştu, üniter devlet yapısı vardı ve anlaşmanın her satırı Rum çoğunluğunun sultasını çakıyordu!
Türk tarafının tek kazancı “TC’nin garantörlüğünün sağlanmasıyla yönetimde veto hakkı olmasıydı.” Nitekim Cumhurbaşkanı Makarios, yardımcısı Dr. Küçük veto hakkı kullanmaya başladığında Kıbrıs Cumhuriyeti kilitlenmiş, “iş yapılamaz” duruma gelmişti! Yıkılması da bu nedenle oldu ama Rum bu yıkımı 1963 Noel’iyle “kanlı, yıkımlı, göçmenli” bir çatışma haline soktu! Kısaca Cumhuriyeti yıkan onlardı faturasını ödeyen Türkler! KIBRIS CUMHURİYETİ: Anastasiadis işte bu Cumhuriyetten söz ediyor! Ve zannediyor ki 43 yıl sonra oluşacak çözümle yeniden KC’ne dönüşülecektir!
Tabi iddialı söylemler bu adada kimle çözüm için müzakereler yapmakta olduğumuzu anlamak yönünden faydalı olmaktadır! Ki unutmuyoruz: Güney Rum Yönetimi resmen Enosis Plebisitini tarihi yıldönümü olarak tescil ederken okullarında da ders haline getirdi! Bağırdık çağırdık ama ayni Anastasiadis’li Rum liderliğinden “çözüm için anlayış bekledik, insanlık adına inayette bulunmasını diledik!
O da ne dedi ama? “Eğer çoğunluğum altında yaşamayı kabul ederseniz bu adada çözüm de olur barış da! Dolayısıyla yeniden Kıbrıs Cumhuriyetini işaret ederek “tek varisi ve temsilcisi” benim” demişse şaşmayalım!
BİR YILAN HİKÂYESİ: (TC-KKTC EKONOMİK PROTOKOLLERİ!)
Son günlerde KKTC’den TC’ye, TC’den KKTC’ye yollar bağlanıyor, bazı mahsuplaşmalarla sorgulamalar ve atılan karşılıklı imzalar oluyor..
Mesela Lefkoşa’da “çoğu başlıklarının” uygulanmadığı 2016-18 Mali ve Ekonomik Protokol masaya yatırılmış, “ne yaptığımızla ne yapmadığımız, neyi uygulayıp neyi uygulamadığımız” sorgulanıyor! Toplantıya Bizden Başbakanlık Müsteşarlığı, TC’den ise Teknik Heyet Başkanlığı katılıyor. Katılıyor ama biliyoruz ki “Reformlar” ve “özelleştirmeler” “Ekonomik Protokolün” öncesi protokollerle birlikte yıllardır savsaklanmaktadırlar! Üç beş kurumda alınan tedbirlerden öte çalışmalar yok o tedbirlerin de mesela Sağlık servislerinde nasıl bir sonuç vereceğini hâlâ bilemiyoruz, üstelik tasavvurlar mahkemelerden dönüyor, ilgili sendikaların eylemlerinde patlayıp sönüyorlar! Mesela Telekomünikasyonla KIB-TEK’in özelleştirilmeleri konusu geçti mi kıyametler kopuyor…
AKDAĞ NE DEDİYDİ: Hatırlarsınız geçtiğimiz ağustos ayı sonunda KKTC’ye resmi ziyaret gerçekleştiren bizden sorumlu koordinatörümüz Recep Akdağ TC-KKTC protokolüne değinirken, “uygulanamamasında “bizim de kusurumuz olabilir” demişti ama şunu da eklemişti:
2017-2018 dönemi için 3.5 milyar TL. 2017 reform Dönüşüm Çalışmalarında kullanılmak üzere hazır 540 milyon TL’lik kaynak ayrıldı…
HATIRLADINIZ MI? “Söz konusu bu kaynaklar Projeler çıkarılmadığı dolayısıyla kullanılmadığı için geri çekilmişti de bir tek Eğitim Bakanı “sadece ben bu kaynağı kuruşuna kadar kullandım” diyerek kendi Bakanlığının zevahirini kurtarmaya çalışmıştı!
TABİ Akdağ şunu da söylemişti: “Bürokrasi kendi başına bırakılırsa yürümez. Biz politikacılar da katkı sağlamalıyız. Tıkanıklıkları biz aşmalıyız… Toplumun da ekonomik protokole inanıp destek vermesi gerekir. Aksi halde yürümez!”
YÜRÜMEDİĞİNİ hem de bu nedenlerden yürümediğini hep birlikte görüyoruz! Ki biz bugüne kadar kaç TC’li Koordinatör harcadık bu yollarda!
Tabi Akdağ’ın ajandasında ilk sırada Sağlık ve yeni hastane de vardı. Sağlık ortada işte! Hastahane galiba gerçekleşecek gibi!
KISACA: “Yıllardır TC-KKTC Ekonomik protokollerini izliyoruz” diyelim ve ekleyelim. “Göçmen kuşlar gibi geliyorlar TC’den KKTC’ye/ belki gübresinden yararlanırız umudumuza karşın/ kakalarını bile bırakmadan topraklarımıza/ uçup geçiyorlar ki üzerimizden/ geriye kalan değişmeyen “KKTC’deki ol alem!”
KISACA TAKILDIĞIM: (BU NE HİDDET BU CELAL!)
Dün Havadis gazetesinin manşetinde Dipkarpaz Belediye Başkanı Suphi Coşkun’un hiddet, şiddet ve sitem dolu açıklaması yer aldı. Kısaca Sn. Coşkun, Dışişleri Bakanının “Rumlar Güney’den gelen iaşeyi ucuza satıyor söylemi bize hakarettir” diyordu!
Aslında ben “iki kişi dalaşırken üçüncünün araya girmesini “halt etmek” olarak kabullenenlerdenim” de yazmadan olmayacak ama! Şöyle ki bu “iaşeler 1974’den beridir satılmaktadır bizzat “satın alanlardan alanım!” Hem de o geçmiş yıllarda defatle! Ne mi aldımdı? Kutu sütünden bolibife kadar her türlü iaşeden! Yeşilköy’de şimdilerde yıkılmış kulübemize yazlığa gittik miydi sağolsun Karpaz’a uğrayanlar alıp getirir, parasını verirdim. Ha! Eğer şimdi Sn. Belediye Başkanı seçildi de bu satışları önleyecek bir yasakçı karar çıkarmışsa, cezalandırsın vallahi! Sadece unutmasın: “O insanlar iaşeleri satsalar ne yazar! Her gün Güney’den binlerce avroluk eşya satın alınıp Kuzey’e taşınırken, var mı lafını eden? Yani Karpazdaki satış da ne hakarettir ne de hiyanet! Adamlara tüp gaz bile o taraftan gelirken, bal ve kaymak gibi bu da alış veriştir!
































