Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İflasın Eşiğindeki Belediye’ye 10 Milyon Borç…

Haber, “Mağusa Belediyesine 10 milyon lira kredi verildi” diye çıktı.

Yumuşatmışlar…

Oysa, “Yine borçlandı… Bu defa 10 milyon” demek lazım.

Borcun verilmesini sağlayan, Bakanlar Kurulu…

Kamu bankasından…

Belediyelerin hesapsız kitapsız borçlanmalarının işi nerelere vardırdığını hepimiz yaşayarak biliyoruz.

İşte Lefkoşa örneği, işte Yenierenköy örneği. Ve daha bir çoğu…

Belediye kredi alsın, kimse de ‘almasın’ demez, ama gerekçeye bakın, belediyenin ‘cari harcamaları’ için… “Ödemelerini düzenli yapsın” diye…

Bu ne demek, maaşları bile ödemeyemez duruma geldi demek…

Başkan İsmail Arter göreve geldiğinde daha ilk icraatlarından itibaren, “Mağusa da Lefkoşa’ya benzeyecek” demiştik.

O günlerde epeyce saldırıya uğradık.

Bize ön yargılı dediler.

Sonra dünya kadar yazı çıktı, “Çanlar Mağusa için çalıyor” dendi. İkaz üstüne ikaz yapıldı…

İşte sonuç ortada.

Baktım, geçen yıl da 6 milyon kredi almış.

Oysa o dönemde de, her ay 1 milyon liradan fazla açığı vardı.

Yani alınan krediler havaya gidiyor.

Öz kaynaklarıyla tek bir yatırım yapacak durumda değil.

Türkiye’nin finanse ettiklerinin reklamını yaparak göz boyamaya çalışıyor…

Kendisi, UBP ve DP’nin ortak adayıydı.

Dedik ki, Lefkoşa’da yaptıklarını burada da yapacaklar, aman dikkat.

Aynen öyle oldu.

Ne yapsın adam, kendini Başkan yaptıranlara diyet borcu ödedi.

Sürekli istihdam yaptı… Belediye’ye yandaş doldurdu.

İlk 4 ayda, bir hızla, 36 istihdam yaptı…

30 ay içinde ise yaptığı istihdam 200 kişiyi buldu.

Plansız, programsız ve tabii münhalsiz, sınavsız, adaletsiz…

E, taş olsa çatlar.

Biçare Belediye bütçesi bunu nasıl kalkdırsın…

Yine sanki çok parası varmış gibi bir de danışmanlar aldı…

İş öyle rezilleşti ki, Belediye İhtiyat Sandığı, Sigortası ödenmeyen personel çalıştırır hale geldi.

Örgütlere bol keseden yardımlar yaptı ki, bu da UBP’nin en bilinen partizanlık taktiğidir…

Geçtiğimiz yılın bugünlerinde “Arter, Mağusa’yı batıran başkan olarak anılacak”haberleri çıkıyordu.

İşte bugün, tam da o noktaya geldik.

Ve tüm bunlar göstere göstere oldu.

Durumun vehameti, geçtiğimiz Haziran’da bir ek bütçe onaylatmasından belliydi.

Şimdi esas trik noktasına gelelim.

Artık iflasın eşiğine gelmiş bir belediyeye bir kalemde 10 milyon borç nasıl verilir?

O bankanın durumu iyi olabilir. Ama partizanlık yapılacak diye, kamunun parasını çar çur etme hakkını nereden buluyorlar?

Bugünlerde bunu sık sık yapıyorlar… Milletin mevduatları, geri dönüşü şüpheli kredilere gidiyor…

Bunun hesabını kim verecek?

Bu durum, UBP hükümetinin dönemin Lefkoşa  Belediyesi’ne yaptığı sözde kıyaktan farklı değildir.

O borçlar şimdi daha 25 sene geçse ödenemeyecek.

İsmail Arter Mağusa için talihsizliktir….

Ama bu talihsizliği yaratan da Mağusalı’nın kendisidir.

Şimdi zararı Mağusa’dan çıkmış, taaa kamu bankalarına kadar uzanmıştır…

_______________________________________________________________________________

YERİN KULAĞI VAR

AKDAĞ BEREKETİ:

“Yeni bir gelecek inşa etmenin zamanıdır” diyen Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşleri Koordinasyon Sorumlusu Recep Akdağ’ın 70 saatlik KKTC ziyareti, karayolları için 80 milyon tahsisat ve Lefkoşa’ya modern bir hastahane yapılmasının önünü açtı. Sizin anlayacağınız bu kısa ziyaret yol ve sağlık sorunları konusunda bizim için bereketli oldu sanırım…

HADİ HAYIRLI OLSUN:

Ekonomik protokolun hayatımıza dokunacak kısımlarını onu bunu incitmesinler diye es geçtiler, en iyi bildikleri işe, özelleştirmeye öncelik verdiler. Aslına bakarsanız, doğru dürüst, yasaya, kurala uygun, kamu menfaatini en üst düzeyde gözetecek bir özelleştirmeye hiç de karşı değilim. Hele de limanların şimdiki dökülen haline bakarak… Örneğin Bodrum’daki, Antalya’daki marinaların işletmesini gördükten, uzağa gitmeyelim Karpaz Marina’yı ziyaret ettikten sonra, insan bir an önce özelleşmeli diyor… Ama peşkeşçi zihniyetin zamanında değil…

SİYASETİN ÇİRKİN YÜZÜ: 

Siyaset gerçekten kötü bir meslek. Bir defa her kılığa girmeyi, bol bol vaat vermeyi ve en önemlisi, dün kol kola mücadele verdiklerinizi bile, sırası geldiğinde “yemeyi” bileceksiniz. Bunun son örneğini TDP’de yaşıyoruz. Yıllarca birlikte mücadele veren, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyenler, bugün “düşman kardeşler” oldular. Küçük partinin nesini paylaşamadılar bilmiyorum ama, Ortam gazetesi için oynanan oyun pek doğru olmadı. Yarın “özgür ortam” diye başka bir parti gazetesi çıkarsa şaşmam…

AYIP EDİYORLAR:

Siyaset pis yüzünü bu kez Lefkoşa Belediyesi’ne gösterdi. Aylar önce, turistlerin Suriçi Bölgesi’nde gezmeleri için aldığı gezi treni, hükümetin “turistik T izni” vermemesi yüzünden devreye konulamıyor. Bu yapılan en hafif tabiriyle ayıptır. Önüne gelene golifa gibi “T” izni dağıtan hükümet, iş LTB’ye geldi mi arslan kesiliyor. Sırf bir başka partiye mensup olduğu için Harmancı’yı aylardır oyalayan o makam her kimse bilsin ki, bu davranışı Harmancı’ya değil, tüm Lefkoşalıya karşıdır ve eminim günü geldiğinde bunun bedelini sandıkta ödeyecektir…

ALTIN DEĞERİNDE:

Son zamlarla birlikte altın değerine yükselen et, hırsızların tercihi haline geldi. Önce mandıradan koyun, şimdi de kasap dükkanından et çaldılar. Hırsız dediğin altın, para çalar ama, dedim ya et altın değerinde olunca, hele de kurban bayramı öncesi, et altından daha makbul oluyor… Bu arada dün öğrendik ki, Güney Lefkoşa’daki kasaplarda kuzu budu kalmamış. Sağolsun bizimkiler bayramlıkları almışlar…

MEMUR OLMAK VARMIŞ:

Her bayram olduğu gibi bu bayram da memura güzel. Uzun bir tatil, gününden önce ödenen maaşlar, hepsi memur için… Halbuki baktığımızda bu ülkede özelde çalışanların oranı daha fazla. Onlar için bayram seyran pek fark etmiyor. Ne uzun soluklu tatil, ne de zamanından önce maaş avantajları var. Bırakın tatili, birçoğu normal maaşını almakta zorlanıyor. Çalışma adaleti diye buna derim ben…

_______________________________________________________________________________

ZİRVEDEKİLER

Birikim Özgür: “Halkımızın alım gücü düşerken bozuk mali yapının büyümesi ile övünmenin çok büyük bir yanlış olduğu konusunda hükümeti uyarırız. Kamu mali yönetiminde disiplini sağlayacak, hesap verebilirlik ve şeffaflığı artıracak düzenlemeler konusunda atılacak tüm adımları sorumluluk bilinciyle destekleyeceğiz. Çünkü ancak bu zeminde 1980’li yıllardan günümüze kadar uzanan “siyasi varlığımıza, kimliğimize, kültürümüze ve toplumsal onurumuza sahip çıkmalıyız” politikasının ileriye taşınabileceğinin bilincindeyiz…”.

_______________________________________________________________________________

DİPTEKİLER    

Dertleri Reklam: Ülkenin en büyük sorunlarının başında hiç kuşkusuz çevre kirliliği geliyor. Bu nedenle yapılan seferberlikler ve kampanyalar desteklenip, daha da yaygınlaştırılmalıdır. Ancak, özellikle de siyasilerin bu tür etkinlikleri reklam ve siyasi rant malzemesi gibi kullanmalarına sinir oluyorum. İlle yaptığınız her işi reklam etmek zorunda mısınız. Şık şık kıyafetler, takım elbiselerle elde bir çöp torbası ile poz vermek, inanın ne inandırıcı, ne de hoş oluyor… Aksine öylesine itici oluyor ki…