Serdar Denktaş, ‘erken seçim yok, seçim Nisan 2018’de’ demiş ya, ben bunu erken seçim olarak okudum…
Çünkü tecrübelerim böyle olduğunu gösteriyor.
Bizim siyaset mekanizmamız, halka doğruların açık açık söylenmediği bir mekanizmadır… Son dakikaya kadar gerçekler halktan gizlenir. Acaba başka demokrasilerde de böyle midir..? Belki de…
Siz işlerin kötüye gittiği haberleri alırsınız, hatta burnunuza yanık kokuları da gelir, onlar hiçbir sorun olmadığından falan bahsederler, hatta ısrarlı, kesin konuşmalar yaparlar, hop bir de bakarsınız bir hafta sonra hükümet düşmüş. Sonra çıkarlar birbirlerine veryansın ederler… E, hani kardeşim daha bir hafta önce herşey güllük gülistanlıktı..? Boşverir geçersiniz…
Serdar Denktaş diyorduk… Kendisi hükümette kriz olduğunu yalanlasa da, partisinden çıkan sesler öyle demiyor…
Aklıma en son örnek geldi. 2013’de kurulan ve sadece 1 yıl süren CTP-DP hükümetinin son günlerinde, Başbakan Özkan Yorgancıoğlu bir basın toplantısı yapıp, icraatlarını anlatıyor. Serdar Denktaş yurt dışında, galiba Moskova’da…
Gazeteciler soruyor, “Başbakan Yardımcısını niye beklemediniz?”.
Başbakan’ın yanıtı, “Basın mensuplarından beklentim, hükümetin ne zaman yıkılacağını değil icraatlarını sorgulamasıdır”…
Bu açıklamadan 2 ay kadar sonra Serdar Denktaş aniden istifa etti.
Son güne kadar kurdukları CTP-DP hükümetinin reform hükümeti olduğunu savunurken, istifasının ertesi günü “Reform iddiasıyla kurulan hükümetin, kamusal alanda başarı algısı olmadı…. Programa göre bütçe oluşturma yerine, bütçeye göre program oluşturma zorunluluğu bizleri günübirlik ve hedefsiz bir hükmetme pozisyonuna soktu. Bu düzen sürdürülebilir bir düzen olmaktan çok uzaktır… Yapılan birçok icraat olmasına rağmen, halkın temel değişim talepleri karşılanamadı… Halk bugün siyasetçiyi sadece kendi çıkarları için çalışan bir grup olarak görmektedir…” falan dedi.
O günlerde iki ortak arasındaki sorunlar, bugünkü kadar da basının diline düşmüş değildi.
Öyle ona arazi, buna üniversite, berikine bet izni meseleleri yoktu.
Yani varsaydı, partisel çıkar çatışmaları vardı, şahsi değil…
Ama bu defa kulağımıza gelenler, şahsi kavgalar, küslükler…
Bir şer ortaklığı gibi neredeyse…
Ülkenin en temel sorunlarından bile uzak, aksine varolanı sorun haline getiren bir yapı….
Örnek mi, işte Sağlık Bakanlığı…
Ha, bu da sözde reform hükümetiydi.
Daha önce de yazmıştım, reform kelimesinden ÖRP’den beri midem bulanır.
Ama bu defa Türkiye yapılacak reformları protokola bağlamış, bunlar da hükümeti kurarken, ‘en iyi biz yaparız’ iddiasıyla gelmişlerdi…
Şimdi ortada ne reform kaldı, ne ekonomik protokol.
‘Maaşları da en iyi biz dağıtırız’ diyenler, şimdi her ay borçlanıyor…
Geleneklerinde yok. Ne reform yapabildiler, ne Türkiye ilişkileri adam gibi sürdürebildiler.
Sıkışınca hamasete sarılsalar da, hamaset ne bizim, ne parayı verecek olan Türkiye’nin karnını doyurmuyor…
Yukarıda hatırlattığım bir yıllık CTP-DP hükümeti örneğine, geçmişten daha bir çok örnek eklemek mümkün.
Tüm bunları yaşadığımız için de diyorum ki, bu hükümet can çekişiyor.
Nisan’a kadar ayak sürümeleri de zor görünüyor…
Ama bir şey daha hatırlıyorum. İrsen Küçük hükümetinin düşmesi kesinleştiğinde de, bir an önce seçime gidilmeli, ülkeye zaman kaybettirilmemeli demiştik.
Gittik… Aradan tam 4 yıl geçti. Ne oldu sizce? Tam 3 tane hükümet kuruldu ama, ülke yine 4 yıl kaybetti…
Şimdi bugün seçim olsa ne değişecek..? Bende bunun yanıtı henüz yok…
YERİN KULAĞI VAR
BUNLARIN MİLLİYETÇİLİĞİ DE SAHTE:
Yarın 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı. Çıkarmanın yapıldığı bölgede yine şafak nöbeti tutulacak ve çıkarma plajına bile sahip çıkamayıp, peşkeş çekmekten çekinmeyenler gidip orada boy gösterecekler. Siz bakmayın “kararı durdurduk” dediklerine, dürüstseler neden bu kararı ertelemek yerine iptal etmiyorlar…
TARTIŞILACAK BİR KARAR:
DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “Bizce de 11 Şubat 2014 belgesi etrafında şekillenen süreç bitmiştir. Hayali umutlar peşinde koşma sürecinin sonlandırılması adına, biz DP olarak, 11 Şubat 2014 ‘Ortak Açıklaması’na verdiğimiz desteği geri çekiyoruz. Bu belge bizim için artık yok hükmündedir, bağlayıcı değildir” ifadelerini kullandı. Birçoğumuz Denktaş’ın bu kararını eleştirebilir belki ama, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu, bizlere pek de başka alternatif bırakmıyor.
O ZAMAN İNANDIRICI OLURDU:
Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, “Türk askeri giderse adaya barışın geleceğini” savundu. Eğer onlara göre barışın önündeki tek engel asker ise, askerin gittiğini varsayalım, Kıbrıslı Türklerin de en az Rumlar kadar hak sahibi olduğunu, siyasi eşitliği kabul edecek mi? Keşke işi sadece askere bağlamak yerine bunları da söyleyebilseydi, belki o zaman inandırıcı olurdu…
YANIT ORTAKTAN GELDİ:
UBP kanadından Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yönelik eleştirilere yanıt, ortakları DP’den geldi. Serdar Denktaş, Akıncı’ya yönelik haksız eleştirilere ‘dur’ denilmesi gerektiğini söyleyerek, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın samimi bir şekilde çözüm için çaba sarf ettiğini ve yapılan eleştirilerin haksız olduğunu vurguladı…
MERKEZ BANKASI REZALETİ:
Merkez Bankası’nın münhal ilan ettiği mevkiler için 600 genç sınava girdi. Bir o kadarı da, daha münhal ilan edildiğinde, alınacaklar belli oldu diye, müracaattan vaz geçti. Hatta öyle rezaletleroldu ki, sınavlar yapılmadan bir hafta önce, Merkez Bankası’nda “işe alındım, evraklarımı getirdim” diyenler görüldü. Sendika göstermelik bir eylem yaptı, yönetim iddiaları yanıtlama lüzumu bile hissetmedi. Sessiz kalmaya devam edelim, bu rezil düzen sürsün gitsin…
NEDENİ MALUM:
Dün yine Girne dağyolunda takla atan bir araç fotoğrafı… Kazalara alıştık da, ilginç olan Nijeryalı bir öğrenci kazayı yapan. Altında son model pahalı, lüks bir araç. İstisna değil, son dönemde üçüncü uyruklu “öğrenciler”in altında böyle araçlar görüyoruz. Bir tek kişi de ‘dur bakalım bu paranın kaynağı nereden geliyor’ demiyor. Aslında hepimiz de biliyoruz ama, polis nedense bilemiyor…
KARPAZ’I DA KAYBEDİYORUZ:
Bakir kalan tek bölge olan Karpaz, siyasilerin oyuncağı olma yolunda hızla ilerliyor. Girne gibi kötü bir örnek önlerinde dururken siyasi kaygılar ile Karpaz’ı da beton yığınına çevirmek için düğmeye bastılar. Hani kontrollü bir yapılaşmaya izin verecek olsalar neyse de, bizim hükümete tut dedin mi öldürür…
ZİRVEDEKİLER
Mete Hatay: “Bu Kapsamlı Çözüm yöntemi dediğimiz yol esasında birçok anlaşılabilecek ve adım atılabilecek konuları da zedeliyor. Parça çözüm denir, adım adım çözüm, evrimsel çözüm bir sürü ad verilebilir. Bu kapsamlı çözüm bize dezavantajlarını göstermiştir. Bizde sorun yeni devlet inşası… Her şeyi pakete koyup insanların önüne koymak çok riskli …”.
DİPTEKİLER
Neymişiz De Haberimiz Yok: DPÖ verilerine göre KKTC, 2016 yılında GSYH’sı 6.7 büyüyen Çin’in ardından 3,6 ile ikinci sırada yer alarak; 2.9 büyüyen Türkiye, 2,8 büyüyen Güney Kıbrıs, 1.9 ortalama ile AB, 1.8 büyüme ile Birleşik Krallık, 1.6 ile ABD’yi ve binde 3 daralan Yunanistan’ı geride bırakmış. Unutmadan, kişi başına GSMH’da %1.3 artarak 13,721 dolar’dan 13,902 dolara yükselmiş… Dış ticaret açığı bir önceki yıla göre yüz milyon dolar artarken, bu büyüme ne anlama gelir? İnşaatla gerçekleşen büyüme sağlıklı mıdır, sürdürülebilir mi?
































