Müzakere sürecinin çökmesinin Kıbrıs’ın iki halkının geleceği açısından yeni bir belirsizliğin başlangıcı olduğu kesin.
Ancak bu defaki çöküş diğerlerine benzemiyor.
1974’den beri “adaya barış geldi, bundan sonra çatışma olmaz” derdik ya, bundan sonra o kadar kesin konuşamıyoruz.
Bir de başımıza doğal gaz belası çıktı.
Çöküşün ardından Türkiye’den gelen ilk açıklamalar, adanın etrafındaki enerji kaynaklarının adanın iki halkına ait olduğu şeklindeydi.
Hatta Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, tek yanlı girişimlere sessiz kalmayacaklarını söyleyerek, müdahil olan diğer tarafları da uyardı.
Bu söylemlere yanıt, Yunan Başbakanı Çipras’tan geldi.
Çipras “Bu doğal gaz yatakları, Kıbrıs Rumlarının egemenlik sahasındadır… İşletme hakkı da Kıbrıs Rumlarınındır” diyerek kestirip attı…
Alın size gerginliğin ilk işaretleri…
Başımızdaki dertler yetmezmiş gibi, bir de sonu nereye varacağı belli olmayan bir krizin eşiğindeyiz..
Zaten Rum tarafının anlaşma yapmama tavrının altında yatan da bu şımarıklıktı.
“Anlaşma olursa paylaşırız, yoksa bizimdir”… Olaya bakışı buydu. Ve anlaşma olmasın, kaynakları alıp da kaçsın diye bin bir dereden su getirdi. Akla hayale gelmedik şartlar öne sürdü.
Dış kaynaklar bile artık “0” asker, “0” garanti tezinin aslında, sırf uzlaşma olmasın diye ortaya atıldığını dile getiriyorlar.
Bundan sonrası karanlık.
Ne yazık ki, Kıbrıs Türkü olup bitenlere katlanmak zorunda kalacak ve ne yazık ki bu gidişatın yönünü değiştirecek hiçbir kozu yok…
Bugünlerde çok marifetmiş gibi Akıncı’ya saldıranlar şunu iyi bilmeliler;
Böylesi bir kriz ortamında, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Kıbrıs Türkünün şansıdır.
Hem dünyaya ve tabii Kıbrıs meselesine at gözlüğüyle bakmadığı için…
Hem de Türkiye ile arasındaki saygın ilişki nedeniyle…
GÜNEŞİN ALTI OLMASI ŞARTMIŞ…
Meteoroloji tahminleriyle mizah konusu olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, “sıcaklar mevsim normalleridedir” dedikten birkaç gün sonra lütfetmiş ve 3 gün boyunca 12.00-16.00 saatleri arasında güneş altında çalışmanın yasaklandığını duyurmuştu.
O Bakan ki, “inşaatları denetlersek, dururlar” diyen Bakandı.
Kendi koyduğu bu yasağı denetlemesi beklenmezdi.
Sosyal medyada yasak saatlerde inşaatlarda çalışanların fotoğrafları dolaşmaya başladı.
O anda öğrendik ki, Bakanlık geçen sene de, bu sene de “güneş altında” derken, açık havada çalışmayı kastetmemiş, gerçekten güneş altında olmayı yasaklamış.
İnşaatın tavanı varsa, gölgede çalışmalarına engel yokmuş.
Yapılan şikayetlere bu cevap gelmiş.
“Yapamıyoruz, inşaat sahipleriyle elleşmek istemiyoruz” diyemedikleri için, böyle bir trik yaparlarmış…
YERİN KULAĞI VAR
GÜNEY’DE DE GÖREV AKEL’E DÜŞÜYOR:
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Kıbrıs Rum tarafının Crans Montana’ya giderken, önceliğinin Kıbrıs sorununu çözmek değil, sorumluluk yükleme olduğunu söylemiş. Evet öyle olduğu ortaya çıktı zaten de, bence AKEL bunu baştan ortaya koymalıydı. Eğer bu sözleri seçime yönelik değilse, en azından belki bundan sonra yaklaşan gerginlik konusunda tavrını daha açık koyar ve Anastasiadis’in yeni çılgınlıklarının önüne geçer. Bu arada, 2004 referandumunda kullandığı ‘hayır’ oyunun da adam gibi bir özeleştirisini yapar…
YASAĞI TAKAN YOK:
Çalışma Bakanlığının 3 günlük yasağı daha ilk günden delindi. Birçok inşaatta işçiler yasağa rağmen güneş altında çalıştırıldılar. Dev-İş’in resmi sosyal medya hesabından paylaşılan bir fotoğrafta, Lefkoşa’daki bir inşaatta saat 12.44’de işçilerin çalıştığı tesbit edildi. Bakanlık doğru bir kararla bu yasağı getirdi ama, bunun denetimini yapmadıktan sonra neye yarar. Belli ki ölümcül sıcaklar bile parababalarının kabaran iştahını önleyememiş…
BİZİM İŞADAMLARI NE YAPIYOR:
KTTO Başkanı Fikri Toros Türk işadamlarına, Kuzey Kıbrıs’ta turizm, liman işletmeciliği, tarım, su hizmetleri, tarım, telekomünikasyon ve yenilenebilir enerji alanındaki yatırım fırsatlarını değerlendirme çağrısında bulunmuş. İyi de Sayın Başkan, bu ülkede ciddi bir sermaye birikimi var. Knowhow dersen ha keza… Kusura bakmayın ama, neden Kıbrıs Türkü sadece ithalatla, kolay parayla iştigal etsin? Neden elini taşın altına koymasın? Bu çağrıyı önce kendi üyelerinize yapmalısınız…
SORUMLU KİM?:
Tam 7 yıldır ülkede kaçak yaşayan ve bir çok kez suça bulaşan bir kişi sonunda yakayı ele vermiş. İyi de suç dosyası kabarık bu şahıs nasıl oluyor da yedi yıldır bu ülkede kaçak olarak kalabiliyor? Neden sınırdışı edilmiyor? Tam 7 yıldır bu ülkede ne yaptığını merak eden hiç mi bir kurum yok kardeşim…
LEYLEĞİ HAVADA GÖRDÜ:
Bizim Turizm Bakanı “ayda fuar var” deseler gidecek. Sağolsun küçük büyük dinlemeden fuar fuar geziyor. Gezsin gezmesine de, götürüsü getirisinden çok. Son Gaziantep fuarında sadece stand gideri olarak 50 bine yakın para ödendi. Onlarca kişinin uçak, harcırah ve otel paraları hariç. Bu yıl, son 42 yılın en iyi dönemi olabilir belki ama, en çok harcama yapılan dönemidir de. Üstelik artışın bu fuarlar sayesinde olduğuna kimse inandıramaz beni. Gidip görenlerden dinlediklerimiz hiç de iç açıcı değil.
NEDENİNİ SORGULAYAN YOK:
Alışverişte Rumları üçe katlayan Türkler, 2017 yılının ilk altı aylık döneminde kredi kartlarıyla Güney Kıbrıs’ta, toplam 12 milyon 47 bin Euro’luk alışveriş yaptı. Rakam her yıl katlanarak artıyor. Çünkü Kuzey’i cazip hale getirme konusunda en ufak bir çaba yok. Zehirli gıdalar, pislik, bakımsızlık, denetimsizlik insanları sanki zorla Güney’e yönlendiriyor. Hele işletmeciler hiç şikayet etmesinler. Sadece aradaki farkın ne olduğunu araştırsınlar…
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı: Kıbrıs Rum tarafının Crans Montana’ya slogan üretmek için geldiğini iddia eden Cumhurbaşkanı Akıncı, “Sıfır asker sıfır garanti bir slogan haline geldi. Yüzlerle ifade edilebilecek bir askeri birlik yerine 40 bin askerin kalması yeğlendi. Ortaya çıkan tablo budur” dedi…
DİPTEKİLER
Suç Ülkesi Olduk: Ölümlü kazalar, sokak ortasında cinayetler, yaralama, hırsızlık ve kumar artık günlük hayatımızın bir parçası haline geldi. Kaçak yaşam neredeyse legalleşince, bunun sonucu ortaya çıkan suç patlamasını da kanıksar olduk. Hangi gelecekten, hangi umuttan bahsederler, ben anlamam…
































