Nasıl bir güdüsel yahut gensel saplantıdır ama “yönetilmeyi” daha çok benimsedik! Buna karşın devlet olmayı hiç beceremedeik !
Nitekim adı “devlet” olan ne kadar siyasi yapılanma girişiminde bulunmuşsak, kısa sürede yerine bir yenisini koyarak eskisini kadük duruma soktuk!
MESELA: 1974’den sonra “Otonom Kıbrıs Türk Cumhuriyetini” kurduk! Adı üstünde kendi kendimizi yöneteceğimiz “özerk bir devlet” olmalıydı.
Beğenmedik bir süre sonra “Kıbrıs Türk Federal Devletini” kurduk! Hatırlarım, Mümtaz Soysal’ın bir Mağusa ziyareti olmuştu. Ben, Rahmetlik İsmet Kotak ve dönemin kaymakamı ile birlikte Salamis Bay otelinde ziyaretine gitmiştik. Laf lafı kovalarken konu “federe devlete” gelmişti ki tebessüm ederek, “siz federe devleti ilan ettiniz ama karşınızdaki Rum kabul etmiyor ki! Oysa federasyonlar tekli olmazlar” dediydi…”
Soysal demek istiyordu ki “siz kendi kendinize gelin güvey oldunuz!” Neyse ki “hem Otonom hem Federe Devlet oluşumları sonuçta “kendi kendimizi yönetmenin praktisleri oldu ama!”
OYSA şimdilerde geriye dönüp baktığımda her iki “siyasi yapımızın” da 1974 öncesinin devamları olduğunu görüyorum. Mesela Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde “Cemaat Meclisi seçimlerini” yaptıydık.. 1967’de ise “Kıbrıs Geçici Türk Yönetimini” oluşturduk, tastamam kapsamına politikanın türlü çeşitli atraksiyonlarını katan yapısı ile “devlet” gibi yönetimdi… KISACA yarım asrı aşkın süredir her devrede her fırsatta kendimizi bağımsız bir siyasi iradeyle “egemen devlet” gibi yönetmeye çalışıyoruz!
NİTEKİM J.J. Rousseau “egemenliği” toplum sözleşmesinden doğmuş milletin genel iradesi” diye tanımlıyordu.
Eee bizim de ta İngiliz Kolonisi döneminden kalma “Kavanin Meclisi” ile başlayan bir siyasallaşma deneyimiz vardı. Hatta ondan önce 1924’lerde “Kıbrıs Türk Cemaatı İslamiyesi” ile örgütlenmemiz söz konusu olduydu.
1926’da “Milli Cephe” oluşturulmuştu.
Kavanin Meclisi seçimleri de yapıyorduk, kendi içimizde “milli kongreler” de..
1943’de KATAK’ı, “Kıbrıs Türk Azınlıklar Kurumunu” kuran da bizdik, Milli Parti’yi oluşturan da!
YANİ siyallaşmaya, bağımsızlıkla egemenlik eğilim ve eylemlerine hiç de yabancı değildik. Dolayısıyle “devlet olmaya neden yabancı olalımdı!”
NEYDİ ANLATACAĞIMIZ? Bilir misiniz bu son müzakerelerde Rum’un karşısına hangi fikir ve zikirle oturduyduk!
Devletimiz olan KKTC’i ve vatanımız olan “Kuzey Kıbrıs Coğrafyasını” yıkıp yerine “birleşik” gibi uydurma ve tarihi gerçeği olmayan bir “federal Kıbrıs”ı oluşturmak için! Ki Rum tarafı tanınmış devletini Türk’le paylaşıp kadük duruma düşürmemek için dinamitlediydi müzakereleri! Bizse çok üzüldük bir kez daha yıkamadığımız için devletimizi!
ZARAR yok ama. Zaman çok, denemeye devam edin, bu defa başaramadınız ileride başarırsınız!
_______________________________________________________________________________
“DENETİM” SORUNU BERDEVAM!
“Devlet olmayı beceremedik” dedimdi! İşte yeni ispatı:
Mesela “Çevre Koruma Dairemiz” var!
Bu dairemizin İskele Kaza Mahkemesinde “Karpaz’daki Kaçak Yapılarla ilgili 24 Nisanda aldığı bir de karar” var.
Fakat her nasılsa bu karara karşın her halde bir gecede inşa edilmiş değiller, “3 işletmeye ait 50 Bangalov inşa ediliyor. Üstelik turistlerin de hizmetine açılıyor!
Ve bu bangalovlar herkeslerin gözleri önünde çatır çatır inşa edilirlerken hatta Dipkarpaz Belediye Başkanının (yasaya karşı olması gereken) desteğini de alırken!..
Kimselerin gözlerine batmaz, sorgusu suali yapılmaz, hatta turistlere de kiralansın ki beklerler ki “nisan” ayında alınan “kaçak yapılarlarla” ilgili kararı uygularlarken kızılca kıyamet kopsun! O kadar kopsun ki “TC’li tesis sahiplerinden Hüseyin Civelek, UBP milletvekili TC kökenli Dursun Oğuz’la Hamit Bakırcı’ya çağrıda bulunsun, “eğer bizim kimliğimizi taşıyorlarsa onları da yanımızda görmek istiyoruz” desin!
Ve eklesin: “Girne, Lefkoşa Mağusa’ya bir şey yapmıyorlar ama! Neden Dipkarpaz?”
EĞER Türkiye gibi uçsuz bucaksız kıyılarıyla uzanan bir coğrafya olsaydık “denetim yapmak, yasaları uygulamak zordur” diyecek “kaçak yapılaşmanın” her zaman olabileceğini söyleyecektik!
(Fakat Girne’de de yaşandı. Yıllarca medyanın, STÖ’nin, duyarlı insanların hatta zaman zaman mahkeme kararlarının amir hükümlerine karşın kent çok katlı ve kaçak yapılaşma ile rezil rüsva oldu! Şimdi deniyor ki gelecek yıllarda artık 15. kat da çıkılacak! Ve her halde insanların soluk alacağı bir hava deliği bile kalmayacak yüksek katlı binalarla otellerden dolayı! Ki Mağusa da aldı yolunu gidiyor, sırada İskele var!)
OLAYA dönelim: Adam TC’li dedik ya. Meclisteki TC kökenli milletvekillerine çağrıda bulunuyor! Alın size bir ayırım gayırım daha! Demek ki neymiş? “TC’li yurttaşlar kendilerine haksızlık yapıldığını, ikinci sınıf muameleye tabi tutulduklarını” iddia ediyorlar! Ve bu nedenle “birbirimize dayanalım” diyorlar! Ben de müjde diyorum. Olayın rengi seçimlerde belli olacak!
Nerden başadıydık? Devlet olamadık diyorduk, çünkü yönetemedik! Denetim nasıl olsun!
_______________________________________________________________________________
KISACA TAKILDIĞIM: (BIRAKIN YARATTIKLARI PİSLİKLERİNİN İÇİNDE BOĞULSUNLAR!)
“Salamis Piknik alanı” hafta sonları piknikçiler tarafından kirletme ne kelime “leş” haline getirilir, Boğaziçi’nin “Kadınlar Birliği” de periyodik aralıklarla gider o “zibillikleri” toplar ki alanı kirleten piknikçiler ertesi Pazar oraya gittiklerinde temiz bir mekân bulsunlar! Bravo kadınlarımıza!
Bir ara orayı çok cüzi bir giriş ücreti karşılığında bazı kişiler işletiyordu, tertemizdi.. Neredeyse isyan çıktı “vay piknik alanımız özelleşti” diye! Adamı adeta kovaladılar, şimdi çöpleri zibillikleri kendileri topluyorlar!
Naçizane tavsiyemdir: Yapmayın, temizlemeyin ki bir daha geldiklerinde yarattıkları pisliklerinin içinde boğulsunlar!
































