Bir zamanlar adaya gelen bir zengin tutmuş Kıbrıs’ı geziyor.
Aklında, duyduğu çeşitli hikayeler var.
Değirmenlik yolunu tutmuş,
Ki Değirmenlik adını Aşk Tanrıçasından esinlenerek almış.
Köyde bir de Venüs Çeşmesi varmış.
Bu konuyu işleyim dedim, araya başka konular girdi…
…
Gezgin Hollandalıydı.
Anılarını okurken onunla birlikte yürüyordum.
Değirmenlikten Kutsovendi’ye kadar uzanmışlar.
Şimdiki Güngör oluyor.
O bölgedeki Aziz Chrysostom Manastırı’na varmışlar.
1600’lü yılların içidir.
Orada bir prenses gömülüymüş.
Bir de köpeği varmış prensesin.
İkisi de hasta olmuşlar.
Nasıl iyileştiklerine dair şırıl şırıl akan bir pınar öyküsü var.
Bunu yazayım derken, araya başka konular girdi.
…
Kıbrıs’ın geçmişini anlatan bir başkası “Kıbrıs’ın sakinleri hep Rum oldu” diyerek,
Onun dışında oluşan kesimlerin statülerini anlatıyordu.
Bunlar Perici, Levteri, Arnavut, Beyaz Venedikli ve Perpiriarii’lerdi.
Sınıflar vardı anlaşılan.
Ezilenler ile ezenler falan.
O günkü koşulları bugünkü durumla karşılaştırmayı istedim ama araya başka konular girdi…
…
Aynı yazara göre, Kıbrıs’ta bir zamanlar yukarıdaki sınıfların dışında Ermeni, Kıpti, Maronit, Nestoryan, Gürcü ve Yakubi gibi yabancı gruplar varmış.
Kıbrıs’ın nüfus yapısı bugünkünden beş betermiş anlaşılan.
Bunu yazayım dedim, araya başka konular girdi…
…
Lefkoşa Osmanlılar tarafından işgal edildiğinde,
Venedik’ten buraya gelen bir rahip kalenin düşmesinden sonra esir alınmış.
Daha sonra özgürlük parasını vermiş ama casus olduğu gerekçesi ile Kılıç Ali Paşa’nın emri ile tutuklanmış, zindanlara atılmış.
Başında geçenleri anlatıyordu.
Konu heyecanlıydı,
Ama araya başka konular girdi…
…
O kadın Lala Mustafa Paşa’nın gemilerini nasıl ateşe vermişti.
Bu konuyu daha önce yazmamıza rağmen, hem yeni görseller, hem de yeni hikayeler bulmuştum.
Olayın resmedilmiş görselleri müthişti.
Yazmaya başladım ki araya başka…
…
Konular çoğalınca aklım da karışmıştı.
Birine başlar diğerini bırakıyordum…
…
Bu arada asgari ücret tespit edilmişti.
Mülk konusundaki tartışmalar sosyal medyada sürüyordu.
Tapulu mallar konusunda konuşan kimi vekiller bu işin sıkıntı yaratacağını belirtiyorlardı.
Belli ki çok sıkıntılıydılar.
Öte yandan Davutoğlu görevi iade etmek üzereydi ki,
Baş imamın bu görevi başkasına vermeyeceği duyuruluyordu.
Bir siyasimiz de “Eğer 1974’te Türk ordusu yürüyüşüne 24 saat daha devam etseydi adanın tamamı alınacaktı” dedi.
Osmanlı da ilk geldiğinde epeyce yürümüş, adayı almış ama sonradan adayı terk etmişti.
‘Şimdi konu bu mu?’ dedim ama vazgeçtim.
Sonra Hala Sultan külliyesinin 7 bin 500 kapasitesi olduğu açıklandı.
Ben de ‘bu ekstradan 7 bin 500 kişinin nereden geleceğini ele alayım bari’ diye düşündümse de araya…
…
Zaten ağustos sıcağı berbattı.
Bu sıcaklarda bir tek Ağustos böcekleri sevişebiliyorlardı.
Bu tema da iyiydi.
Ama araya başka konular girdi…
































