Her halde 6 Temmuz 2017 günü, bu kez de Kıbrıs’ın tarihine “Crans Montana bozgunu” olarak geçecek!
Müzakerelerde bu başarısızlık bekleniyor muydu? Evet! Ancak bu başarısızlığın, “Türkiye’nin ve genelde Kıbrıs Türk halkının TC’nin garantörlüğünün devam etmesi konusundaki ısrarından; buna karşılık Rum tarafının lağvedilmesinden yana olan tutumlarından kaynaklandığını söylemek yanlıştır!
Garantiler sorunu aşılmış olsa bile Geride “toprak ve mülkiyet” anlaşmazlıkları zaten vardı, yine devam edecekti!
Kısaca her bir konu iki tarafın onayını almış da olsa bu kez “referandumda” halkın “hayır”ına takılabilirdi!
Bu nedenle (ben) Crans Montana konferansına “bozgun” gözüyle bakmıyorum! Orada bir kez daha ispat’ı vücut buldu ki iki taraf henüz bir anlaşmaya varacak kıvamda değil! Bu soncu da dikkate alarak Kıbrıs sorununa bulaşmış taraflara (ki hepsi de başarısız oldu) şöyle bir kuşbakışı nazar atalım:
_______________________________________________________________________________
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER: Müzakereler başlayalı beridir BM’lerin dünyadaki hiçbir siyasi sorunu çözme becerisini göstermediğini ısrarla yazıyor ancak Kıbrıs’ı, Türk’ünü Rumu’nu tanımayan Eide’nin çabalarına saygı duyuyorduk. Ki Mont Pelerinden sonra eğer sorun Crans Montana’ya taşınmış ve BM’ler GS’i Guterres’in de katıldığı çoklu bir konferans oluşmuşsa, bunda Eide’nin başarısı büyüktür. Ancak bu çabalar “BM’lerin başarısızlıklarının makûs talihini değiştirmeye yetmemiştir, çünkü Kıbrıs sorununu bir kez daha çözmeyi başaramamıştır!
_______________________________________________________________________________
RUM TARAFI! Önceleri Eroğlu Anastasiadis, ardından Sn. Akıncı ile Anastasiadis.. Kıbrıs Türk halkına çok heyecanlı bir “müzakereler” filmi izlettirdiler kendilerine müteşekkiriz! ..
Ne var ki sonu hüsranla bitti! Kızla oğlan yine kavuşamadı!”
Tabi müzakereler süresince çok yazdık. “Rum tarafı masaya otururken Annan planının üzerinde kazanımlar bekliyordu! Ne var ki KKTC artık o yılların Kuzey’i değildi. Üstelik aradan 42 yıl geçmişti. Yetişen iki üç jenerasyon için artık Kuzey vazgeçilmesi mümkün olmayan vatan haline gelmişti.. Rum bu gerçeği görmek istemedi!
İkinci ve büyük saplantısı TC’nin garantörlüğüydü! İddia ettiği gibi Türkiye ve adadaki askerinden korktuğu için değil, hedefi olan ada egemenliğine sahip olamayacağı için!
Zaten bunu iyicene anladığında “çözümden” de vazgeçtiydi!
Burada bir parantez açıyorum: (Gerçekte Kıbrıs’a bulaşmış hiç kimse çözüm istemiyor! Ne Güney’in Rum’u ne Kuzey’in Türk’ü! Ne AB ne Türkiye ne de Yunanistan! Doğu Akdeniz’de Deaş’la başlayan, Suriye ve Irakla gelişen, Mısır İsrail Filistin gibi siyasi sorunlardan başını kaldıramayan ülkeler, “büyük değişimlerini” tamamlayıp bir yandan da bölgede yeni devletler doğana dek, Kıbrıs’ta çözüm ummak mümkün değildir çünkü ada konum itibarı ile AB’nin değil Ortadoğu’nun malıdır!
Buna karşın artık Anastasiadis’i çok iyi tanıyoruz. Ancak hakkını verelim: “Ulusal Konsey’le hep uyumlu oldu! Stratejisini de Ulusal Konsey’le çizdi! Bu da “Rum halkını aynalayan siyasi görüş birliğidir” ki yansıması istediklerini elde edemedikleri için Crans Montana’daki restleridir!
_______________________________________________________________________________
TÜRK TARAFI: Müzakerelere yanlış başladı. 1974’ü sorunun başladığı tarih olarak kabullenmesi ve çözümün sadece siyasi ve fiziki yönünü öne çıkarması yanlıştı!
Unutulan Kıbrıs Türk halkının 1968’lerden beridir bu adada Rum-Yunan ikilisi tarafından hırpalanmasıdır! Hatta masaya çözüm için otururken bile hâlâ ambargolar altında eziyet çektirilen, tanınmamışlıkta süründürülen, dünyadan tecrit edilmişliğinin acısını çeken bir devletti! Ki bu devlet Rum tarafınca hâlâ “korsandır sözdedir işgal altındadır!”
Kısaca müzakerelere otururken kendimizi iyi pazarlayamadık! Bunda Türkiye’nin Kıbrıs’la ilgili yeterli politikasının olmaması da önemli etkenlerdendir. Zaten Türkiye başından beridir KKTC’yi hep “1974’de oldu bitti” siyasetinde değerlendirdi! “Değil mi ki benim orada garantörlük hakkım ve askerim vardır, Rum parmağını bile oynatamaz” düşüncesi hep Kıbrıs siyasetinin mihengi oldu. Fakat nedense Rum’u caydıracak, çözüme zorlayacak bir politika da üretemedi!
_______________________________________________________________________________
AVRUPA BİRLİĞİ: Kıbrıs Türk halkına en büyük baydayı AB attı! Annan planına “hayır” diyen Rum’u AB’ye üye yaparak Güney’e hem siyasi hem ekonomik yönden güç katarken Türk halkını da ambargolar altında ezerek bir gün Rum’a yedirmek için elinden geleni yaptı!
Bu kadar kalleşçe bir politikayı İsrail bile Filistin’e reva görmediydi! Nitekim Crans Montana’da tam karar günü, AB Parlamentosu TC’nin AB ile üyelik müzakerelerini askıya aldı! “Ola ki Türkiye geri adım atar da bir çözüme kapı açar” düşüncesiyle! Çünkü AB de şu anda adada çözüm istemiyor!
_______________________________________________________________________________
İNGİLTERE. Hâlâ o eski İngiliz! Dünya değişti İngiliz’in huyu değişmedi! Çıkarı için dünyayı yakar!
Nitekim daha geçtiğimiz günler TC’nin garantörlük sorunu tartışılırken, “benim üslerime dokunulmaması karşılığında Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılmasına hayır demem” yollarında açıklama yaptıydı!
Ha “çözüm olacaksa üslerimden bir kısım toprağı iade ederim” diyen de İngiliz’dir! Ne kadar alicenap ve çözümden yana olduğunu ispat etmek için! Fakat tabi ki İngiltere de çözüm istemez çünkü olması halinde adadan dehleneceğini iyi bilir!
_______________________________________________________________________________
VESSELAM: Bir müzakere süreci daha kapandı. Günü geldiğinde yeniden başlar. O konuda hiç kuşkum yoktur ama geçen zaman artık Rumlar’ın çıkarına hizmet etmiyor! Hele Türkiye sözünde durursa:
_______________________________________________________________________________
HATIRLAYALIM: Türkiye “eğer müzakereler başarısızlığa uğrarsa “B” planımız vardır demişti. Hatta “C” falan da
İşte o gün geldi! Montana’da “A” planı bozguna uğradı! Şimdi yerine “B” planı konacak? Nedir bu plan?
Çok olağan bir düşüncede “KKTC’nin Türkiye tarafından dünyaya tanıtımı, sunulması, görücüye çıkartılması.. Dış ülke başkentlerinde daha çok temsilciliklerin açılmasına ön ayak olması!
Azerbaycan, Katar, Pakistan gibi kendine yakın ülkelere KKTC’yi tanımaları telkininde bulunması. İslam İşbirliği Örgütünü KKTC için devreye sokması..
Bunlar siyasi yönden girişimler. Fakat asıl sorun ekonomi! Artık Kuzey’in hem çok iyi yönetilmesi hem de ekonomik yönden belirgin bir seviyeye gelmesi gerekir. Büyük bir restorasyona ve reformlara ihtiyacı olduğu da apaçık ortada..
_______________________________________________________________________________
KISACA: Bekliyoruz, gözlüyoruz, umuyoruz: İstikrarlı, hukukun üstünlüğüne dayalı, demokrasi ile büyüyüp gelişirken dünyanın parmakla göstereceği bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini… Ve diyoruz ki böyle bir Kuzey Kıbrıs Türkiye’nin de şeref madalyası olacaktır…
































