Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Üç Ülke Anlaşırsa Çözüm Umudu Artar

Eide belgesini taraflara verdi ilk tepkiler çok da olumlu değil!

Mesela Başbakan Özgürgün ciddi  bir gelişme olmazsa Crans Montana’ya gitmeyeceğim, Eide’nin belgesi tatmin etmedi” dedi.                                                              Anladığımızca bugüne kadar masada görüşülenlerin üzerinden yeniden geçilmiş. Montana’da bir daha görüşülecek. Lefkoşa’dakinden farkı orada Türkiye, Yunanistan ve İngiltere de bulunacak. Her üç ülkenin de Kıbrıs’ta vazgeçilmez çıkarları vardır. Bu nedenle çok kısaca bu üç ülkeye bir daha bakalım:                                       İNGİLTERE: Önce hatırlatalım ama. Eğer İngiltere istemiş olsaydı, Kıbrıs sorununu kendi icadı olan “taksim” fikri ile daha 1960’da çözerdi! Bunu yapmadı tam aksine Makarios’la yürümeyeceğini  bildiği halde Zürih Londra anlaşmalarıyla üniter  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin oluşumundan yana tavır koydu! Kendisi de  “Dikelya ile Ağroturu”  üssü olarak aidiyetine geçirdi!

Şu anda 256 km. karelik (yüzde 2.77) oranında Larnaka ve Limasol’daki bu topraklar İngiltere’nin anlaşmalardan doğan hakkı ile malıdır, çözüm olursa Dikelya’yı (her halde)  iade ederim diyor ama  adadan ayrılırım demiyor!

       YUNANİSTAN: 1974’de Makarios’a darbe gerçekleştirecek kadar  Rum halkının içinde ve şimdilerde de Güney’in hakimidir! Güney Rum Yönetiminin hemen her uluslar arası anlaşmasına Yunanistan  da katılmaktadır. Anavatan yavruvatan ötesinde ikiz kardeş gibidirler, Güney her vesileyle her zaman Yunan bayraklarıyla donanmaktadır.

Yunanistan’la Rum halkını bağlayan çok güçlü ve önemli faktörlerden bir tanesi de “Ortodoks kiliseleridir.” İstanbul Çeşme’deki Patrikhane en büyük olmasına karşın (hatta Rusya’dakinden de önemli) Kıbrıs Başpiskoposluğu da etkin bir kilisedir.

Rum ve Yunan ikilisi adayı bu nedenle de kendileri için kutsal dolayısıyla “kutsamaları” için de sahibi olarak görürler! Enosisin gerçekleşmesi  iki ülke arasında hâlâ yemini süren  bir idealdir!

TÜRKİYE:  Yıllarca “Kıbrıs’ta hakkının bulunduğunu, Kıbrıs Türk halkının Rumlar karşısında korunmaya ihtiyaçları olduğunu, bu nedenle Türk halkına sahip çıkması gerektiğini” anlatıp kabul ettirene kadar Kıbrıs Türk halkı ile liderlerinin göbekleri çatladı! Nihayet Dr. Fazıl Küçük ve arkadaşlarının uzun süreli mücadeleleri sonunda Kıbrıs Türk halkına sahip çıktı, pir çıktı! Hatta şimdilerde diyor ki bazı Kıbrıslı Türkler Türkiye’ye, “çek git!”

Türkiye 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üç garantöründen biridir ve o yıllardan  beri de Kıbrıs’tadır üstelik gitgide yerleşip kökleşmektedir. Garantörlük hakkından da hiç vazgeçmek niyetinde değildir…

AMACIMIZ   tarih dersi vermek değildir, haddimiz de değildir. Ancak bu üç ülke adada vardır ve çözüm olacaksa mesela iki halkın ve üslerinin temsilcileri olarak  önce kendileri anlaşıp uzlaşmak zorundadırlar, çünkü çözümden sonra da  adada kalıcıdırlar.

Bilmiyoruz Eide bu  konuda ne düşünüyor!

_______________________________________________________________________________                                                       

BİR YANDAN PAHALILIK ÖTE YANDAN İNSAFSIZLIK!

Niçin çok pahalı bir devlet olduğumuza kulp takan çok da  anlamak gene mümkün değil! Ki tüm üreticilerin haklı nedenleri var hiç biri haksız değil, tüm ithalatçılar da haklılar..

Mesela yıllar devletle hayvancıların dolayısıyle süt üreticileri ile imalatçıların kavgalarıyla geçer! “Fiyat şu kadar olmalı, girdilerde indirim yapılmalı” diyerek!

AYNİ arbede artık “çiftçi” demenin “arpa” anlamına geldiği gerçeklerde, çiftçilerle ilgili bakanlık arasında yaşanır! Bir türlü arpa fiyatları oturmaz, girdiler çıktılar beğenilmez, sonunda giderler Bakanlığı basarlar, polis bile ayıramaz!

Bu arada   doğruluğu bilinmese de süt üreticileri “elimizde kaldı” dedikleri 15 bin ton sütü gidip Haspolat’taki arıtma tesisine dökerler. Emeğe, harcanan  paraya günah dersiniz üzülürsünüz!

       ÖTE YANDAN: Her yıl rutin şikâyet ve yırtınmalardandır. Domates üretimin bollaştığı yaz aylarında üreticisi elinde kalan domatesten şikâyet eder!

Kısaca olanca tarım kesimi ile sebze meyve üreticisi  hangi dönemlerde hangi sorunları yaşayacaklarını 365 günlük    takvime bağladılar hangi iktidar olursa olsun vakti zamanı geldiğinde bakarlar ki baş mı kaldıracaklar, kaldırırlar,  baş da yararlar!  Ta ki istediklerini alana kadar!

TABİ sürdürülebilir bir gidişat değildir bu! Sonuçta “neden memleketin bu kadar pahalı olduğunu sorma fırsatı bile bırakmadan sanırsınız ki devlet sadece bu sektörler için vardır!

ZARAR: Tabi  ki tüm bu itişip kakışmanın, kavgalı tartışmaların zararını halk öder diyeceğiz ama hepimiz “halk” değil miyiz? Memuru, öğretmeni, çiftçisi hayvancısı, sanayicisi ticaret erbabı ile falan…

Hayır “halk” ödemez! O pahalılığın faturasını fukara, asgari ücrete mahkûm insanlar öder!

Bu nedenle böylesi bayram arifelerinde,  yahut benzeri ulusal günlerde hemen her ülkede “ucuzluk kampanyaları” oluşturulur. Bir Noel arifesinde Hristiyan ülkelerin çarşı pazar ucuzlukları dillere destandır.

       Ya bizde? Öylesi “günler” daha pahalı satışlar için fırsattır! Değil mi ki bayramadır satın alacak! Öyle bir memleketiz   işte!

_______________________________________________________________________________

       KISACA TAKILDIĞIM: (MEMLEKETİMDEN MANZARALAR)

Mağusa’nın Glapsides sahilindeki araba park yerinde üniversite öğrencisi olan genç bir siyahi çift çekirdek yiyiyor, sohbet ediyorlar. Nasılsa çekirdek poşeti yere düşüyor. Az ötede oralarda dolanıp duran  gençten bir doktor (beyaz önlüğünden belli) siyahi öğrencilerin üzerine yürüyerek “şimdi sizi yerleri kirlettiğiniz için polise şikâyet edeceğim” diyerek bağıra çağıra tehditler sallıyor, öğrenciler kokuyor “isteyerek yapmadık özür dileriz” diyorlar ama “doktor efendi “bu siyahileri de memlekete kim getirdi” diyerek yeri göğü inletmeye devam ederken polise telefon ediyor, beş dakika sonra sivil bir polis geliyor! Yanlış işitmediniz. Beş dakika!

Park yerinin bekçisi ile konuşuyor öğrencilere bakıyor falan ve görüyor ki  hiçbir vukuat yok dönüp gidiyor!

Hiç yorum yapmıyorum! Bu olay  bayramlık hediyem olsun!