Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Vazgeçtim

Yunanistan’ın durumunu yazacaktım vazgeçtim.

Türkiye’nin durumunu yazacaktım vazgeçtim.
Komşularımızın durumunu ele alayım dedim vazgeçtim.
Konu beğendiremiyordum kendime.
Hangi konuya el atsam içim daralıyordu.
Hatta kapitalizmin volkanik etkilerinden payını alan Yunanlıların tembelliği ile kapitalizm arasındaki ilişkileri irdelemek istedim ki, güzel bir konuydu,
-Sana mı düştü be! dedim kendi kendime.
Ondan da vazgeçtim.

Hepsinden vazgeçtim…

En iyisi bizi ele almaktı.
Nasıl olsa sağımız solumuz batarken, bizim oldukça neşeli bir durumumuz vardı.
Üstelik paramız yoktu, bağımlıydık, bazen aybaşını çıkaramıyorduk, üretimden çoktan vazgeçmiştik ama ekonomimiz nedense batmıyordu.
Bu ayakta durmanın nedeni bayrakların özgürce göklerde dalgalanmasına,
Ezan seslerinin susmamış olmasına bağlanamazdı.
Kapitalizmin neresinde vardı ki bu iş?
Sağlam bir konuydu.
Karalama yapmaya başladım ki, konu görüşmeler ve koalisyon çalışmalarına gelince vazgeçtim…

Saat epey ilerlemişti.
Arkadaşlar telefon edebilirler, uyarı yapabilirlerdi.
Aklım da koalisyondaydı hâlâ.
Herkes konuşurken,
Benim bu konuda bir fikrim yok muydu?

Gecikmiştim ve artık çok geçti.
Hemen arşivden bir yazı aldım…

Dağlarda bir gün:
Alıç ağaçları yemişi ile yüklenmiş.
Gelin tacı kadar güzel…
Karşıda Akdeniz…
Dağlarda patikalar…
İnce uzun bir yol düşer içinize…
Yürümek…
Boylu boyunca patikalarda…
Toprağın tozunu kaldırarak…
Ağaçlar dost…
Yılanlar bile…
Harnup, alıç, zeytin ve selvi ağaçları…
En mağruru selvi…
Başı göklerde…
Kendine güvenli…
İnce uzun bir kadın kadar endamlı…
Endamı, rüzgârla daha anlamlı…
Bir ıslık…
Kuzeyden gelen…
Efil efil kulaklarda…
Açıklarda, birkaç yelkenli gezinmekte…
Nazlı nazlı…

İnce uzun bir dağ Beşparmaklar…
Her tepesinde özgürlük…
Neresine baksan bedava…
Bulutlar düşmüş doruklarına…
Başınız dumanlı…
Bir içindesiniz bulutların, bir dışında…
Deniz yakın…
Bıraksalar, denize düşmek ihtimal…
Mevsim, sonbahar değil sanki ilkbahar…
İçiniz dışınız temizlenmiş…
Araba gürültüsü yok, radyo yok, gazete yok, televizyon yok, politika yok…
Sadece kendiniz…
Kuşlarla böceklerle birlikte…
Ot kokusu sinmiş ellerinize…
Gözlerinizde ışık…
Uyarsa, bir de türkü dilinizde…
“Dolama dolamayı / Getirin bağlamayı…”
Gölge verir zeytin ve harnup ağaçları…
Altına uzanıp yaslanmak için…
Ya da bir kaya parçasının dibine…
Otların üzerinde…
Gözleriniz sıcak, vücudunuz serin…
Ufka dalarsınız…
Şaşarsınız…
Dünyanın haline…
Güneşle birlikte ufka dalmak geçer içinizden…
Çok uzaklarda bir yerlere uçuvermek…
“Haçanda geçti yıllar” deyip hayıflanmak en kötüsü…
Gördükçe bin yıllık ağaçları dimdik ayakta…
Ama “böyle şeyler gelmemeli insanın aklına…”
Durup dururken…
Ağaçlar da ölür sonunda…