Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Son söz

Sular içilirdi avuç avuç,

Bir kenar mahallede,
Bir sokağın başında,
Diyelim ki Selimiye’de,
Avucunuzu açarak musluğa…

O muslukları biz kırdık…

Şiire uyanır gibiydi gözleri insanların,
Ama kim bunun farkındaydı,
Dönerken yel değirmenleri,
Ta sundurmalara uzanırdı şarkıları…

O yel değirmenlerini biz kırdık…

Kenarlarına gül damlası ve feslikan çiçekleri konurdu,
Uyarsa üstüne yaseminler sarkıtılırdı,
Yaz akşamlarında etrafında oturarak,
İçine bakır kuruş düşürdüğümüz,
O taş havuzları biz kırdık…

Kim kestirebilirdi gün gelecek kalplerimizin kırılacağını?

Sabahları Musalla’daysak,
Akşamları Zahra’daydık.
İlkyaz akşamlarında güneş o burçtan batardı.
Aslında kimse kucaklamasa da,
O surlar insanları kucaklardı.
Diyeceğim,
O surları biz unuttuk…

Sokakları malumdur bu şeherin.
Hani ses atsan herkes işitmekte,
Ve akşamları serin serin,
Düşecek olsan tutanın çok,
Bir yanlış yapsan affeden çok.
Geriye baktığında,
Ne diyeyim gardaş?
“Beni siz delirttiniz…”

Sanki kapalı kapı mı vardı?
Kim ne zaman kapatmıştı kapısını?
Şimdi kim kapısının üzerine tarih yazar düşün.
Bak,
O ahşap kapıların üzerinde tarihler var ki 1902’den başlar belki daha eski.
Onlar silinsin diye değil,
Bilinsin diye yazılmıştır…

Bilesin…

Cumhur Deliceırmak der ki,
İçin
İçimdedir
Ezel ebed…
Aşka dair yazılmıştır bilirim ama
Ya o kerpiç duvarlar,
O duvarların içinde odalar,
O odaların içinde aynalı dolaplar,
O dolapların içinde naftalin kokuları,
Ve o aynalara bakan sürmeli gözler…

Doğrusu şudur azizim:
O aynaları biz kırdık,
Ki yüzümüz bu kadar mı çirkindi?

İçin içimdedir ezel ebed…
Aynalara ne gerek…

Ne diyorduk?
Sabahları Musalla’daysak,
Akşamları Zahra’daydık.
Ne bilsindi Mula, Barbaro, Kostanza ve Quirini kendilerinden sonra olacakları.
Sokaklar yakındı, mahalleler de öyle.
Kapılar, pencereler, damlar, avlular yakındı birbirine…

Son söz de şu olsun:
O yakınları biz uzak ettik…