Günler yahut aylarla değil, yıllarla ifade ettiğimiz bir mücadele sürecinden geçiyoruz. Hem siyasi hem sosyoekonomik yönden.
Ancak bu “sürecin” ne denli bilinçli sahipleri olduğumuzu bilemiyoruz. Hatta “inisiyatifimizde” olduğu konusunda büyük şüphelerimiz var!
Mesela kurduğumuz devlete inanmak konusunda tereddütlüyüz! Bizim eserimiz olduğunu kabul etmek istemiyoruz! Çünkü daha ilan edildiği gün muhalefet tarafından “Denktaş’ın devleti” yakıştırmasında “tu kaka” ilan edilerek dışlandıydı!
Her ne kadar sonrası yıllarda o dışladıkları devletin “iktidarı” olmak için seçimlerden seçimlere koşturmuş da olsalar, kafalarının bir köşesinde “KKTC’yi yıkıp yerine Rum halkı ile oluşturulacak bir başka devlet fikri hep var olmuştur! Nitekim öncesi ve bugünkü Türk-Rum müzakereleri bu “fikrin” gerçekleşmesine yöneliktir!
DOGMALAR! Kıbrıs Türk halkı Türkiye’deki üniversitelerden 1960’lardan sonra mezun olan gençleriyle büyük değişim ve gelişim göstermiştir. “Siyasi sorun ile Rum toplumuna yaklaşım ve çözüm arayışları” hâlâ bu değişim ve gelişimin mimarları olan dünün üniversite mezunu gençleridir. Bugün de devlet kademelerinde çalışan pek çok görevli ve politikacı da onların uzantılarıdır!
FAKAT: “Marksist Leninist” görüşlerle beslenenlerinden “Mao”cu olanlarına, “Turan” görüşünden “Kemalizm”e kadar türlü çeşitli ‘izm’lerdir ki Kıbrıs Türk halkını “birleştirme” değil “ayrışmaya” sürüklemiştir!
NİTEKİM: Kıbrıs Cumhuriyetini Makarios’lu Rum yönetimin değil, Dr. Fazıl Küçük’lü Denktaş’lı Türk liderliğinin yıktığı üzerinde gelişen “izm”li görüşler, KKTC’nin kurulmasından sonra da tartışma konusu olmaya devam etmiş, o yılların müzakereleri de toplumu parça körçe eden bu tartışmaların olumsuz etkisinde yapılmıştır!
Hâlâ sürdürülen bu tartışmalar “masadaki müzakerecileri de aşarak toplum katlarında kavgaya dönüşmektedir!
Bu da Rum tarafını kendi çözüm isteklerinde cesaretlendirmekte, Kuzey’deki bu siyasi “kaotiği” isteklerin mihenk taşı yapmaktadır!
VELHASIL: Türk halkı bünyesinde siyasi soruna yönelik olması gereken “ortak ve ulusal değerlere” bağlı görüş birliği yoktur! Bizatihi müzakereleri yüklenen Sn. Akıncı’nın da yukarıda hatırlatmasını yaptığımız “o üniversite mezunlarından bir politikacımız” olduğu, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını savunduğu masada mutlaka kafasının bir köşesinde kendine özgü “ideolojisi” ile hareket ettiği yadsınamaz gerçek olmalıdır! Nitekim öncesindeki Eroğlu da masada çözüme yönelik kendi kafa yapısının “anlayışını” yansıtmıştı..
ÖYLE olması olağan mıdır? Rahmetlik Dr. Küçük ve Denktaş’tan bu yanadır “liderlerimiz” kelimesiyle anılan “politikacılarımız” gerçekten Kıbrıs Türk halkının “liderleri” olabildiler mi? “Kişisel görüş” ve “ideolojilerinin” hiç mi etkisinde kalmadılar?
Bugün de “birleşik Kıbrıs çözümü” gündemden düşmüyorsa, “eskiden Türklerle Rumlar bir arada kardeş kardeş yaşarlardı” deyiş ve saplantısının etkisi nedeniyle değil midir?
OYSA asıl gerçek bu “birleşik Kıbrıs” hükmüne bağlı olan inancın “yanlış ve yalan” olduğudur!
Fakat müzakerelere baktığımızda aranan çözümün şah damarında atan görüşün, “Türk Rum ortaklığına dolayısıyle kardeşlik anlayışına dayalı olduğunu” görüyoruz! Nitekim Rum kendisine sunulan bu “ehven iddiayı tepe tepe kullanarak,, masada Kuzey’e yeniden döneceği sözünü kapmıştır!
Fakat bakıyorsunuz ki “iki halkın kardeşliğinden ve birlikteliğinden bahsedilirken, aslında böyle bir “kardeşliğin” olmadığı gerçeğinde ve yaman bir çelişkide Türk halkı yeniden Güney’e dönmüyor ama!
FARKIMIZ. Tabi bu görüşler manzumesini türlü çeşitli örneklemelerle zenginleştirmek mümkündür. Önemli olan masaya oturmadan önce “kesimlerin” ayrı gayrı görüşlerini bir ortak “idealde” birleştirmekti! Bunu hiç başaramadık.
RUM tarafı ise zaten yıllardır kendi idealinin peşindedir. Ne var ki Türkiye 1974’de o “enosis” hayalini yıkarak bertaraf etmiştir. Fakat bugün de hâlâ sürdürüp götürdüğü ve masaya yansıttığı “isteği” en basit ifadesiyle adanın ağa babası, egemeni olmaktır! Başkanlık sistemi olmasına karşın da Anastasiadis kafasındaki kişisel “izm”leriyle değil, Ulusal Konsey’in ortak kararlarıyla hareket etmektedir… “Farkımız” onların ortak karar ve yol haritalarına karşın bizim müzakerelere hükümetimizin bile müdahil olamamasıdır!
KISACA. Kıbrıs sorunu çözüm olsa da bitmeyecektir! Türk-Rum, Türkiye-Yunanistan! AB-Türkiye! Doğu Akdeniz-hidrokarbon yatakları!.. Derken, dua edelim de fillerin ayakları altında ezilen çimenler olmayalım! Bu da “ulusal bir ortak çözüm görüşünde birleşmekle olur!”
































