Haberi gördünüz mü bilmem, NTV verdi…
Hollanda tam 19 hapishanesini mahkum olmadığı için kapatıyormuş…
Bir kısmına mültecileri yerleştirmiş, bir kısmını da Norveç ve Belçika’ya kiralayacakmış…
Hollanda’da suç oranının düşmesinin kendine özel nedenleri var… Ama deniyor ki, “düzen ve hukuk”ta faydacılık ön plandadır… Yani pragmatizm, yani pratiklik…
Ama başarmış…
Bir Avrupa ülkesi olsa da, komşularında kendisinden kat kat büyük suç oranları olsa da, başarmış be kardeşim…
Neyse, ne; bu haberi okuduğumda kendi kendime dedim ki, sırf bunun için bile bu memleketi terkeder, gider Hollanda’da yaşardım…
Asayiş sorununun olmadığı bir ülkede yaşadığınızı düşünsenize…
Biz burada, neredeyse evimizde otururken bile suçla karşılaşıyoruz…
Sokağa adımımızı attığımız anda, arabaya bindiğimiz anda, suçun çeşidiyle karşı karşıya, tehdit altındayız……
İş yerlerinde suç, kamuda suç, hastanede suç, apartmanda suç, devletin içine sızmış suç…
Saldırganlık, taciz, tecavüz, hafta geçmeden cinayet…
Önce güvensizlik…
Korkunç bir duygu…
Ne zaman neyle karşılaşacağını bilmeden yaşamak…
Sonra, içe kapanma…
Sosyal çevreden uzaklaşma isteği…
Ve tüm bunların sonucu doğru düşünememe…
Her an için buhran, sinir sara olma halleri…
Yakın bir geçmişte, Türkiye’nin Ordu kenti için “şehre hırsız gelmiş” dedikodularının yayıldığını duymuş, gülmüştüm.
Demek ki bir yolu var, demek ki olabiliyor…
Aslında Hollanda’nın bugünkü hali, bize hiç yabancı değil…
Çok yakın bir geçmişe kadar bizim de hapishanelerimiz sinek avlardı.
On yılda bir bir cinayet işlenir, on yıllarca konu edilirdi.
Artık tanınmaz bir yer haline geldi Kıbrıs’ın Kuzey’i… Hani dünya tanımaz ya, biz yerliler de tanıyamıyoruz…
Kırk yıl önce Türkiye’de bile kalmayı aklımıza getirmezdik.
Savaşa, siyasi belirsizliğe, yokluğa rağmen Kıbrıs derdik de, başka şey demezdik.
Şimdi ben o Kıbrıs’ı tanımıyorum, hiç birimiz tanımıyoruz.
Nüfus değişti, nüfus yapısı değişti, sorunlar değişti, sosyal yapı değişti.
Sistemsizlik sistem oldu, herkesin herşeyi yapabileceği, kuralsız, kanunsuz bir yer oldu…
Ama bizim olaya bakışımız hala, saldım çayıra Mevlam kayıra durumu…
Avuç içi kadar memleket, halkına eza cefa çektirir hale gelmişse, oturup ortak akılla çareler bulmak gerekmez mi..?
İktidarı, muhalefeti, daha ne kadar göz yumacaklar..?
Saçma sapan gündemlerle, sorunları günü birlik kararlarla bir süreliğine geçiştirmekle uğraşırken, tablonun tümünü gözden kaçırmaktayız…
Ha, pardon, Hollanda haberiyle aynı gün bizden bir haber… İçişleri Bakanımız hapishaneyi ziyaret etmiş, yeni bir hapishane yapılacağı müjdesini vermiş…
Bu mudur..? Sevinmeli miyiz?
Mesela Meclis bir asayiş komisyonu toplasa…
Uzmanları bir araya getirse, gerekirse Türkiye’den uzmanlar çağırılsa…
Sebepleri araştırılsa, bir planlama bir strateji geliştirilse, ona göre önlemler alınsa.
Ama korkmadan, cesaretle…
Akıl yolu bu… Oysa biz hala, onun bunun nasırına basmayım diye görmezden gelmeye devam ediyoruz…
Kurtuluşumuz çok zor. Bizim için belki geç ama, hayata yeni atılan gençler de göreceksiniz bundan öncekinden çok daha büyük dalgalar halinde göçedecek bu memleketten…
Bazen düşünüyorum, acaba gerçek strateji bu mudur diye….
YERİN KULAĞI VAR
HELE O GÜN GELSİN:
Kıbrıs Türk Müzakereci Özdil Nami, Haziran’ın ikinci yarısı yapılması beklenen Cenevre zirvesinin, zor siyasi kararların verilmesinin gerektiği bir süreç olacağını vurgulayarak, “ulaşılan sonucun halka iletilip, kararı halkın vermesi sağlanacak” değerlendirmesinde bulundu. Tüm bu yaşadıklarımızdan sonra halk, ne karar vereceğini çok iyi bilir. Hele siz bir sonuca ulaşın da gerisi kolay…
SÜRPRİZ YAPMAK ELİNDE:
Rum lider Anastasiadis, Türk ordusunun adada barışı güvenceye alacağına dair güvenin olmadığını söyleyerek Cenevre görüşmelerinin, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, hoş bir sürpriz yapmasını beklediğini belirtti. Hade o zaman, Kıbrıs Türklerinin de bu adada en az sizin kadar hakkı olduğunu kabul edin de, sadece Erdoğan’a değil tüm dünyaya hoş bir süpriz yapalım…
ÇİZMEYİ AŞTILAR:
En değerli sahiller, milyonluk araziler derken, peşkeş çekecek birşey kalmamış olacak ki, mevcutlar üzerinde oynamaya başladılar. UBP-DP hükümeti, Ercan Havalanı ihale sözleşmesinde yer alan 25 yıllık süreyi hiçbir gerekçe göstermeden 4 yıl daha uzatmış. Onlara sorasan kendilerince bir gerekçe bulacaklar ama, ülkenin tek hava limanını bu kadar uzun süreliğine bir kişinin tekeline bırakmak, topluma ne kazandıracak…
HÜKÜMET YAPMAZSA YARGI YAPAR:
Milyonluk arazilerini pervasızca birilerine peşkeş çeken hükümete yine yargı yolu göründü. Derviş Eroğlu’nun kızı Resmiye Canaltay’ın son 3 yıldır zararda olan şirketine, hükümet tarafından otel yapsın diye verilen arazi, sonunda eşdeğercileri de isyan ettirdi. Eşdeğer Mal Hak Sahipleri Derneği yargı yolunu izleyeceklerini açıkladılar. Hani bir söz var, “nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı
kötektir” diye. İşte onca tepkiye rağmen “ben yaparım olur” derseniz, sonunda olacağı budur…
SADECE BİNA KİRLİLİĞİ DEĞİL:
Girne Girne olalı böyle eziyet görmedi. Kentin her köşesinden fışkıran gökdelenler yetmezmiş gibi, kontrolsüz artan nüfus ve buna bağlı olarak yaşanan tarfik keşmekeşi. Günün hangi saatinde olursa olsun Girne trafiği tam bir eziyete döndü. Özel arabalardan çok kamyonlar, mikserler ve canının istediği yerde durup yolcu alıp bindiren onlarca dolmuş, zaten kilitlenen trafiği arap saçına döndürüyor. Ama ne yazık ki, çözüm bulması gerekenler, sadece seyrediyor…
KOOPERATİF DENEN BİR ŞEY VARDI ESKİDEN:
Enginar da tarlada çürümüş… Narenciyenin dalında kaldığı gibi… Üretici tüccardan şikayetçi, gerçek fiyatı vermiyormuş… Tarihin çok eski çağlarında çözülmüş bir sorunla boğuşuyoruz hala… Yahu kardeşim, bu ülkede yüz yıl önce kurulan, tıkır tıkır işleyen kooperatifçilik niye kimsenin aklına gelmez? Niye zahmet edilmez? Niye devletten beklenir her şey? Enginarı da mı devlet satsın? Eğer pazarı varsa, kurarsın kooperatifi, kendin satarsın, tüccara mahkum olmazsın. Ha eğer pazarı yoksa zaten, üretimini ona göre yaparsın… Bu kadar basit…
ZİRVEDEKİLER
Kudret Özersay: “Rum lider, Cenevre’nin güvenlik-garantilerden ve topraktan başlamasını istiyor. Tıkanıklık olacaksa, orada olmasını istiyor. Çünkü bu olursa, ‘çözüme Türkiye izin vermedi, engelledi’ demek ve suçlama oyununa girmek istiyor…”
DİPTEKİLER
UBP-DP Hükümeti: Kusura bakmayın ama bir yıllık icraatlarınıza baktığımızda, gelmiş geçmiş en kötü performansa sahip hükümet ünvanını kimseye kaptırmayacağınız garanti. Ülkeyi parsel parsel dağıtmanız, partizanca atamalarınız bir yana, neredeyse aldığınız her karar mahkeme kapılarından döndü. Yaptıklarınızla, siyasi tarihimizde hak ettiğiniz yeri çoktan aldınız…
































