Sn. Akıncı diyor ki “Cenevre artık ara evre değil, çözüm konferansı olacak…”
Guterres de diyor ki “Liderler toprak, mülkiyet, yönetim ve güç paylaşımı başlıkları başta olmak üzere uzlaşıya varılamamış tüm diğer konularda Cenevre’de paralel şekilde iki toplumlu görüşmelere devam edilecekler… Eide de benzer açıklamalar yapıyor. BM’lere göre eğer Cenevrde iki lider arasında uzlaşı sağlanırsa ardından Türkiye, Yunanisan, İngiltere AB’nin katılımı ile çoklu konferansa geçilecek… MUVAFIKTIR diyoruz ve ekliyoruz. Bu konular zaten bir yıldır görüşülüyor. Sona gelindiği sanıldığı anda “garantiler, Türkiye’nin dört özgürlük istemi, siyasi eşitlik konusu” müzakereleri tıkadı ama bu konular Cenevre’de yine olacaktır!
Öte yandan çoklu konferansa TC’nin katılacağı da düşünüldüğünde bir diğer çok önemli konu olan Güney Rum tarafının Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgeleriyle hidrokarbon yatakları ve bunlardan KKTC’nin de yararlanması konusunun gündeme gelmemesi mümkün değildir.. Bu sorunu Federal devletin “enerji ve doğal kaynakların ortak kullanımı konusu içine itip görüşecekler bilemiyoruz.
BUNA karşın eğer Cenevre için Sn. Akıncı “bu bir çözüm konferansı olacak” demişse Ankara’nın bilgisi ve onayı ile demiştir. Demek ki çözüm için gerçekten bir kararlılık vardır. Fakat bunu Anastasiadis cephesi için söylemek mümkün değildir çünkü Güney ayağa kalktı Anastasiadis’e “kırk satır mı kırk katır mı istersin” diye saldırıyor! Anastasiadis’i tüm koşullarından feragat etmekle suçluyor! Bu durumda ve Başkanlık seçimi arifesinde Anastasiadis’in garantiler yahut diğer konularda daha yumuşak bir politika izlemesi beklenebilir mi?
ÖTE YANDAN. Bir başka sorun da uzlaşılan konuların ne olduğunu nasıl olacağını bilemememizdir. Eğer müzakerelerin son aşamaya geldiğini kabul ediyorsak bugüne kadar konuşuldu denilen konuların üzerinde nasıl uzlaşıya varıldığını, uzlaşıya varılamayan konuların neden varılamadığını, referandumda çözüm için son sözü söyleyecek olan halkın öğrenmesi gerekir.
BU açıklama ve bilgilendirmenin önemi “müzakereler hitama erip de halkın karşısına geçildiğinde “ey ahali size bir iyi bir de kötü haberim vardır” demek durumunda kalınmaması içindir! Çünkü kırk iki yıl sonra hiçbir Türk “kendisine söylenecek kötü haberin kurbanı olduğunu” görmek istemez! Hele çözüm Rum’un paşa gönlünün hoş tutulması uğruna verilen “istenmeyen ödünlerle” sağlanmışsa!
BUNA karşın henüz son sözlerin söylenmediği gerçeklerde müzakerelerin kesin çözüm için yeniden devamı, olumlu bir karardır. Hele Ankara ile Atina müzakerelerin mihenk taşına vuran ve kendi aralarında çözülmesi gereken sorunları aşarlarsa, çözüm konusunda umutları yükseltebiliriz! Ki bu sorunlar garantiler, hidro karbon yatakları, Rum tarafının Ankara anlaşması ile TC limanlarına uğraması konularını içeriyor. Anlaşırlarsa çözüme giden yolun büyük kısmı yürünmüş olacak demektir.. Bekleyelim fakat şunu da ekleyelim:
LİDERLER New York’a vardıktan sonra Türkiye medyasının gazete ve TV’lerini imkânım nisbetinde dünü de içine katarak okuyup izlemeye çalıştım. Tek bir haber, yorum kısaca ilgi yoktu! Sorunu dünya malı yapacak propagandaya onca ihtiyacımız varken hem de!
Rum tarafı ve Yunanistan dünyayı ayağa kaldırırken Türkiye’nin, tutun ki “KKTC zaten emin ellerde ve zaten bizim” havalarında sorunu ıska geçmesi ilk değil ama böyle bir duyarsızlıkla da bu dava kazanılmaz çözüm de olmaz da biline!
********** ÇEVRE GÜNÜNDE TEMİZLİK TERTİP TERBİYE…
Geçtiğimiz günlerde “Dünya Çevre Günü’nü” KKTC’de yaşar ve doğasına bakarken ne yaptıktı?
Kutladık mıydı? “Bu konuda eksikliklerimizi en kısa zamanda tamamlayacağız” mı dedikti? Bundan sonra çok daha temiz mi olacağız mı dedikti? Daha çok fidan dikecek sahillerimizi iskâna açmamak için yeni kanunlar mı çıkaracağız” dedikti? Çevreyi sıkboğaz edip insanları beton yığınlarıyla sarıp sıkarken canını çıkartan çarpık yapılaşmalara artık yeter mi dedikti? Ormanları yakmamak için bir kez daha yemin billah mı çektikti?…
YOKSA: Pislik ve zibillik deryası memleketimize bakıp bakıp kızaran yüzlerimizle kendimize lanetler mi yağdırdıydık?
YOKSA işte şurada nasılsa peringa balıklarından kendini kurtarmayı başarmış şu araziyi de kaparozlayıp üzerine şöyle on, on iki katlı bir apartman oturtayım diyen müteahhidin iştahlı damak şapırtısını mı işitmiştik?
YOKSA otlansınlar diye köyün yamacındaki şu ormana bırakılan keçilerin ağaçların taze sürgünlerini yerken cep telefonumuzla oluşturdukları o güzel manzarayı mı çektikti?
YOKSA Çer çöplerimizi gidip şuradaki boş arsaya dökerek kurtulduk muydu evimizdeki pislikten?
YOKSA maaile güle oynaya hem denizde yıkandık hem sahilde kavunlarımızı karpuzlarımızı yedik sonra arkamıza bile bakamadan yediklerimizin artıklarını bırakarak şarkılar türkülerle evlerimize mi dündüktü?
Yoksa arabada giderken camı açıp Çekirdek kabuklarını, kâğıt parçalarını, sigara izmaritlerini, poşetleri mi boca ettiydik yola?
YILLAR ÖNCE: Karar verdikti ilkokul öğrencilerimize temizlik, tertip, terbiye öğreteceğiz. Hatta trafikle ilgili kitaplar bile verdikti ellerine! Diyorduk ki eğer bugünün çocuğu yarının büyüğü ise bu eğitim seferberliği ile yarınlar temiz, tertipli olmakla kalmaz. İnsanlar sevgiler ve saygılarda buluşur, istikrar ve huzura kavuşurlar.”
DURUMLARIMIZ ortada! dünün o çocuklarıdır bugünün büyükleri! Memleketin haline bakın! Pisliğine, trafiğine!
Demek ki neymiş? Gençlerimizi, çocuklarımızı yetiştiremiyormuşuz! Her soruna taktığımız “eğitimi” de beceremiyormuşuz ki daha geçen gün Mağusa Namık Kemal Meydanındaki çocuk festivali gösterisinden ayrılırken minicik öğrencilerimiz, arkalarında bir düzine belediye işçisinin topla topla kamyona at bitiremedikleri çer çöpleri bıraktılardı! Temizlik, tertip, terbiye… İşte bize gerekli olan eğitim!
































