Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Üniversite Enflasyonu Ve Rant…

KKTC’deki üniversite enflasyonu, son günlerde Lefkoşa’daki arazi konusuyla birlikte nihayet tartışılmaya başlandı.

Oysa, okurlarımız bilirler, biz konuyu çoktandır her yönüyle ele almaktaydık.

Durum, vatandaşı da rahatsız etmekteydi ancak, herkes ‘aman ekonomiye zarar vermeyelim, aman sektöre zarar vermeyelim’ diye sustu.

Oysa artık olayın sosyal boyutu yanında, sektöre vermeye başladığı zarar ve hepsinden önemlisi, giderek bir rant kapısı olması hepimizi tedirgin ediyor.

Avantaj-dezavantaj değerlendirmesi yapmanın zamanı geldi de geçiyor.

Hani bir ara herkes müteahhit olmuştu. Sonunun nereye vardığı malum. Şimdi biraz parası, biraz da arkası olan üniversite kurarken, temel ekonomi biliminden birazcık alayanlar, bu sektörün sonunu da iyi görmüyorlar.

Böyle bir çöküş, şu anda altın yumurtlayan tavuğu kesmek olur ki, bu da bizim sonumuzdur…

Devlet, tam 22 bölüme artık ihtiyaç kalmadığını, burs vermeyeceğini açıklıyor. Ama aynı devlet, her gün yeni üniversite izni veriyor. Tamam, yabancı öğrenciye hitap etsin diye açılıyor da, bir yandan da kendi ayağına kurşun sıkıyor devlet…

Dünyada en çok yabancı öğrenci alan ülke İngiltere. İngiltere’de toplam 430 bin yabancı öğrenci var.

Bu rakama AB ülkelerinden gelenlerle, lisans ve lisansüstü öğrenciler dahil…

İngiltere, 500 tane daha üniversite açsa, 20 milyon daha yabancı öğrenci almaya karar verse alır, çünkü talep o kadar büyük. Peki niye açmıyor..?

İngiltere’nin nüfusu 65 milyon. Bütün yabancı öğrencilerin nüfusa oranı % 0,6 (binde altı)…

Bu adamlar akılsız mı..? Niye üniversite sayısını artırmıyorlar..?

Her şeyden önce İngiltere, üniversite eğitimini ticaret olarak görmüyor. Basit bir ticari sektör olarak değerlendirmiyor. Yegane amacı, para kazanmak değil.

Çünkü sadece üniversite sayısını artırmanın, bir süre sonra bu sektörü vuracağını, yeterli eğitim elemanı, kütüphane ve laboratuvarlar olmadan, sayıyı artırmanın bir süre sonra İngiltere’de verilen eğitimin kalitesini düşüreceğini de biliyorlar…

Öte yandan gelen kaliteli yabancıların İngiltere’nin sosyo ekonomik yapısına, beyin gücüne katkı yapacağını bilirler. Ama sayı arttığında gelecek olan yabancı öğrencilerin tam aksi bir etki yapacağını da bilecek kadar akıllılar… Gelen her yabancı öğrencinin sağlık sistemine, asayişe, şehrin trafiğine v.s de yük getireceği de açık…

Londra Belediyesi’nin hazırladığı bir raporda, öğrencilerin “kamu hizmeti tüketimi” dolayısıyla kamusal hizmetler üzerinde baskı yaptığını ve maliyetleri artırdığı ileri sürülüyor. Girne Belediyesi de feryad ediyor ama, dinleyen kim… En basiti, arıtma kapasitesi yetmediği için, atıklar denize boşaltılıyor. Sadece bu bile durumun vehametini anlatmaya yeter…

Her öğrenci için ekstradan hastane, doktor, hemşire, polis, zabıta, v.s de gerekiyor.

İngiltere istese nüfusunun yarısı kadar, yani 35 milyon yabancı öğrenci alabilir. Ama almıyor.

Oysa bizim öğrenci sayımız neredeyse yerli nüfusla aynı düzeye gelecek…

İngiltere örneği, sosyo-ekonomik akla uygun olduğu gibi, kamu yararını da öncelikli olarak koruyor…

KKTC’de artık üniversite olayı, maalesef kamu yararından çıkmış, devlet eliyle birilerine rant sağlama  olayına dönüşmüştür. Siyaset eliyle, aracılarla, teşviklerle, tahsislerle sistemi ve etiği zorlayarak giden, çarpık bir yapılaşma…

Kısa bir süre önce, üniversite açma izni Meclis’e verilecek denmişti. Ne oldu?

Siyaset, devletin kaynaklarını plansız bir şekilde kullanma, eşe dosta peşkeş çekme olarak gördüğü sürece, bundan vazgeçmezler…

Ve bunu durdurmaya da ne üniversitelerin kurduğu örgütün, ne YÖDAK’ın, ne muhalefetin gücü yetiyor….

 


YERİN KULAĞI VAR

SON BİR ÇABA: “Liderler Cenevre’ye dönmek ve yeni bir konferans yapmak istiyorlar. Ancak bu konferansı nasıl organize edeceğimiz üzerinde anlaşamıyorlar. Sanırım bu açmazın giderilmesi biraz zaman alacak”…  BM Temsilcisi Eide’nin, bu sözleri Ankara’da AA muhabirine   söylemesinden tam bir gün sonra, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres iki lideri 4 Haziran’da New York’a davet etti. Liderler de bunu kabul ettiler. Eide’nin umutsuzluğu ile birlikte okunduğunda, davetin, BM tarafından yapılacak son bir girişim olacağı anlaşılıyor…

 

YILLARDIR AYNI ŞEY: Yarım asrı aşkındır süren Kıbrıs müzakerelerinde onlarca kez  “sona yaklaşıldı, bu kez olacak” dendi ama, sonuç ortada. Son olarak Mont Pelerin ve beşli zirve, çözüm beklentilerinde tavan yaptırmıştı. Ardından adada yapılan ve hüsranla biten bir dizi görüşme. Şimdi ise BM’nin yeni Genel Sekrteri Gutteres’in liderleri New York’a davet etmesi, yeni bir umut olarak değerlendiriliyor. Vallahi kusura bakmayın ama, yine bir sonuç çıkmayacak. Çok çok iki lider, sırf tepki almamak için yeniden masaya oturup, çözüm arar gibi yapacaklar…

 

ÇIKIP AÇIKLASINLAR: Rauf Denktaş’a kiralanmak istenen araziye bazı UBP, DP milletvekilleri, hatta bakanlar bile karşı çıktılar. Ancak, bundan önce aynı şekilde birçok arazi ihalesiz ve el altından birilerine peşkeş çekilirken, bu arkadaşlar neredeydi? Sadece Denktaş’lara verilen araziye mi karşıdırlar, yoksa bugüne kadar verilen bu tür tüm peşkeşlere mi? Çıkıp topluma bir açıklama yapmaları gerekir sanırım…

 

SADECE 3 PARTİ RAHAT: Gezicinin açıkladığı anketle birlikte ülkede erken seçim tartışmaları da başladı. Ben haftalar önce Aralık ayını ilk haftası erken bir seçimin olabileceğini yazmıştım. Bu tarihde mi yoksa Kasım ayında mı olur bilemem ama, olası bir seçimde toplumdaki genel kanı 3 partinin, UBP, CTP ve HP’nin baraj sorunu yaşamayacağı, diğer partilerin Meclise girmelerinin çok zor olduğu yönünde..

 

DEVLETİN GÜCÜ YOK: Hem iktidar, hem de muhalefete mensup bazı milletvekillerinin ortak görüşü, “Devletin yeni bir üniversite açacak takati yoktur” şeklinde… Açtığını varsayalım, mevcut iki devlet üniversitesi olan, DAÜ ve LAÜ’nün durumu ortada. Gelmiş geçmiş tüm hükümetler, her iki üniversiteyi de, “kendi siyasi çiftlikleri” olarak kullanıyorlar…

 

TEK ÇİVİ ÇAKMADIK: Bir kaç gündür gazetelerde Mağusa limanının içler acısı durumunu okuyoruz. Liman resmen dökülüyor. Bir ara elektrikleri bile kesilmişti. Eminim 74’de nasıl bulmuşsak, üzerine tek tuğla koymadık, aksine olanı da yok ettik. Girne limanının da Mağusa limanından farkı yok. Taşımacılık ve turizm açısından iki önemli merkez. İkisinin de içine ettik. Birisine pislikten, ötekine lağım kokusundan girilemiyor. Peki ama, bunlara çare bulacak makamlar ne yapıyor..?

 

 


ZİRVEDEKİLER

Mustafa Akıncı: “Tek güvenlik kaygısı olan Kıbrıslı Rumlar değil. Sayıca az olan Kıbrıslı Türklerin garanti ve güvenliğe daha çok ihityacı vardır. Güvenlik ve Garantiler konusunu ilk kez Türk tarafı bugünün gerçeklerine uyarlamaya hazır. Sıfır asker, sıfır garanti derseniz o zaman neyi konuşacağız…”.

 

DİPTEKİLER

Taş İhracı Yasak Değil Miydi?: Fileleftheros gazetesi, Güney Kıbrıs’ta tarihi değere sahip bir okulun restorasyonunda Beşparmak Dağları’ndaki taş ocaklarından çıkan taşların kullanıldığını yazmış. Benim bildiğim, devlet 2006’daki bir çalıştaydan sonra, Güney’e taşocaklarından çıkan ürünlerin satışını yasaklandı.  Hala daha dağların yok edilmesine göz yuman yetkililerin, buna bir cevabı var mı acaba? Diğer taraftan taşocaklarını AB’ye şikayet eden Rumlar, nasıl oluyor da alıp kullanıyor, bu ne ikiyüzlülük…