Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ülke Kabuk Değiştiriyor, Buna İlişkin Politikası Olan Var Mı..?

Güney Kıbrıs lideri Nikos Anastasiadis’in ve topyekun Rum siyasetinin ne yapmaya çalıştığı artık tartışılamaz şekilde deşifre olmuştur…

Birincisi, yaklaşan seçimler;

İkincisi, adanın etrafındaki doğal gaz rezervlerinin üstüne tek başlarına oturmak.

Zamana oynamaları, tam ‘her şey bitti, anlaşmaya yaklaştık’ derken saçma sapan önerilerle ortaya çıkmaları bundan…

Kuzey Kıbrıs’ta soldan sağa herkes bu tiyatroyu açık seçik görmüş, anlamış durumdadır.

Kimsenin Akıncı’ya ya da topyekun Türk tarafına suçlama yöneltecek durumu yoktur, olamaz.

Gerçekten de Türk tarafı, hatta UBP ve DP bile süreci engellemekten geri durmuşlar, Akıncı ve Türkiye de, uluslararası konferansın yolunu açmak da dahil, öncülük yapmış, işleri kolaylaştırmıştır.

Şimdi bakıyorum da, “liderler görevlerini yapsın, adayı çözüme ulaştırsın” klişesinden başka bir şey yok…

Üstelik bu demeçlerden, Türk tarafına yönelik de suçlama kokuları geliyor. Kastettiğim bizim taraftan gelen demeçler…

Kardeşim, durum, siz ne derseniz deyin, açık ve net… Bir işe yaramayacak barış çağrılarına ayırılan mesaiyi bence artık, bundan sonrasını düşünmeye ayırmak lazım.

Bu işin cılkı çıkmıştır artık… Onca umutlar bağlanan bu süreç de bence kokmuş, çürümüştür.

Eide’nin dün söylediği “İki lider de uluslararası konferans için anlaşılmadığı takdirde Kıbrıs’ta daha fazla yapacak bir şey kalmadı konusunda hemfikir” sözü dehşet vericidir.

Hem son olduğunu biliyorlar, hem de hala “hazır değiller”…

Bundan sonra ne olacak..?

Bir kırk yıl daha müzakere masalarında sürüneceğimizi mi düşünürsünüz..?

Yine hayal görürsünüz…

Öyle düşünen varsa, ya olup biteni anlamıyor, ya da anlamak istemiyor demektir.

Etrafımızda enerji kaynakları için insanlar boğazlanırken, Kıbrıs da bu işe bir şekilde bulaşmışken, yarım yüzyıldır uykuda bırakılan ada daha fazla görmezden gelinebilir mi?

Üstelik de bir yerlerde “B” planları, “C” planları konuşulurken, aynen devam denebilir mi?

Bence Kıbrıs’ta statükonun istihap haddi dolmuştur.

Ya öyle, ya böyle bir şeyler olacak…

Biz karar versek de vermesek de, istesek de istemesek de…

Bari irade ortaya koyalım. Neyi isteriz, neyi asla istemeyiz bunu söyleyelim.

Birileri bize bir don biçiyor…

En azından, herkes kendi meşrebine göre gelecek stratejileri çizse, izlenecek olası politikalara karşı tutumunu belirlese…

“Oldu, oluyor, olacak”la zaman geçirmek atalet demektir.

Sinek vızıltısı gibi muhalefetlerle zaten taşın toprağın başka bir sermayenin, başka kültürlerin eline geçmesine karşı duramadığımız ortada.

Farkında değil misiniz..?

Burası artık bildiğiniz Kuzey Kıbrıs değil…

Oranın su meselesi, buranın kanalizasyonu, şunun teşviği, bunun desteği diye parçalanırken,  memleket kabuk değiştiriyor…

İnanılmaz karışık bir nüfus, inanılmaz inşaatlar, yatırım talepleri, kaynağı belli olmayan milyonlarca yabancı para, bunların hepsi bir yerlere gidildiğinin göstergesi.

Ama nereye…

Buna kafa yoran var mı..?

Ne olur biraz da bunların konuşulduğunu duyalım…

Biraz silkinelim, kendimize gelelim…

Yoksa kaderimiz ellerimizden kayacak, biz sadece seyredeceğiz…

YERİN KULAĞI VAR

NİYETİN VAR MI ONU SÖYLE:

Rum lider Anastasiadis, biraz üstündeki baskıdan, biraz da seçim teleşından olmalı ki, yeni bir Kıbrıs zirvesi için Cenevre’yi işaret etti. Buna karşılık Akıncı, sonuç alınıncaya kadar Cenevre’de düzenlenecek, şartsız ve ön koşulsuz  bir konferansa hazır olduğunu açıkladı. Şimdi top Anastasiadis’te. Gerçekten bir çözüm istiyorsa, şartı şurtu bir kenera bırakıp Cenevre’ye gelir. Ama öyle olmadığını Eide söylüyor, “hazır değiller”…

NE DEMEK BU:

Başbakan ve UBP Genel Başkanı Özgürgün’ün, “Hiç bir güç UBP’yi iktidardan götüremez” sözünü atlamışım. Bu nasıl bir güven? Demokrasilerde her şey söylenebilir ama bu değil… Partileri halk getirir, halk da götürür. Ha bir tek şey olabilir, halkın elinden o yetkiyi alırsanız, o zaman tamam. Ona da demokrasi denmez. “Kimse bizi iktidardan götüremez” sözü, gitmemek için her yola başvurulacakmış gibi bir algı oluşturuyor ki, bu da çok tehlikeli…

HADİ O ZAMAN:

UBP Genel Başkanı ve Başbakan Hüseyin Özgürgün partisinin oylarının % 40 civarında olduğunu iddia etti. Vallahi ben olsam hazır bu ivmeyi kazanmışken ve yaklaşık bir yıl sonra genel seçimler yapılacakken, hemen erken bir seçime gider ve tek başına iktidar koltıuğuna oturur, beş yıl daha devam ederdim… Ama geçen gün de yazdım, UBP’nin kendi yaptırdığı ve basına açıklamadığı bir anketten bahsediliyor. O anket sonuçları, Özgürgün’ün söyledikleriyle pek örtüşmüyor…

HABER DEĞERİ KALMADI:

Bakanlar Kurulu, 30 kişinin daha KKTC yurttaşlığı’na alınmasına karar vermiş. Vallahi artık bunların haber değeri de kalmadı. Bakanlar Kurulu sadece vatandaşlık dağıtmak için toplanıyor resmen. Ne demişti Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, “7 bin değil, gerekirse 27 bin kişiyi vatandaş yapacağız”. Sıkın dişinizi biraz, bu hızla yakın bir zamanda 27 bin yeni vatandaşımız olacak…

GÜNEY’DE O, BİZDE DEĞİL:

AB Komisyonu, “Kıbrıs”ta sahillerin %99’unda deniz suyunun yüksek kalite olduğunu açıklamış. Bu bizim tarafta haber oluyor. Yahu kardeşim, denetlenen sular, Güney’de… Kuzey’de değil ki. Duyan da sevinecek. Bizde beş yıldızlılar bile kış ayları boyunca denize atıklarını boşalttılar. Hem de öyle bilmem kaç mil açığa değil, hemen sahilden. Onu geçtim, bizzat belediyeler, arıtma yetersizliğinden yaz kış yapıyor bu işi. Ha, belki Karpaz’da falan temiz olabilir. Yakında bizimkiler de açıklar “denizlerimiz temiz” falan diye, ama kim inanır…

SADECE MAL İTHAL ETMİYORUZ!: 

Öyle bir ülkeye döndük ki, sadece mal değil, adam dövmek için insan ithal eder duruma geldik. Gazetelerden okumuşsunuzdur mutlaka, Mağusa’daki bir kavgaya karışanların ikisinin, sırf sözkonusu kavga için Türkiye’den özel olarak getirildiği tesbit edilmiş. Bu ülke, mafyanın, kara para aklayıcılarının, uyuşturucu ve kaçakcılığın merkezi haline döndü. Ama, ne acıdır ki kimsenin umurunda değil…

ZİRVEDEKİLER

Ünal Akifler: KKTC’nin yeni bir politik, düşünce ve duruşa ihtiyacı olduğunu da vurgulayan ekonomist Akifler,  “Türkiye Cumhuriyeti parayı kesmeli. KKTC dibe vurmayı görmediği ve halkın ayaklanarak, sil baştan köklü düzgün bir sistem getirilmediği sürece bu gidişat için de olumlu bir görüş ortaya konamayacak…” diyor. Sorun da zaten bu, taşıma suyla değirmen döndüğüne göre, değişim beklemek beyhude…

DİPTEKİLER

İki Yakamız Biraraya Gelmez: Doğrudan Gelir Desteği ödemeleri sözünü alan küçük hayvan üreticileri eylemden vazgeçmişler. Hayvancıya destek, süt üreticisine destek, hellimciye teşvik, narenciyeciye, çiftçiye destek. Ama nereye kadar. Bu durumda iki yakamızın biraraya gelmemesine şaşmamak gerek. Bu kadar desteğe rağmen en pahalı eti, sütü ve sebzeyi yememizin nedenini birileri mutlaka açıklamalı….