Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Büyük Türkiye – Küçük Rum Yönetimi!

Artık “büyük-küçük devlet” kavramlarının uluslararası anlaşma ve işbirlikleri içinde nötr hale geldiği gerçeklerde, gelin şu olaya bakalım:

Geçtiğimiz günlerde “küçük Rum Yönetiminin” sözcüsü Hristodulidis, “büyük ülke Türkiye”ye ders verircesine bir dizi hukuk normları ile  uluslar arası  anlaşmalara  dayanan konularda açıklamalar yaptıydı!  Önce söylediği bir süre önce bizim de yazdığımızca   “çözüm anahtarının  Türkiye’nin elinde olduğuydu.” Tabi bu saptamasında Türk tarafı ile hem  değerlendirme hem vizyon farkı olduğunu söylemeye gerek yok, anlaşılıyor ki ne zaman çözüm söz konusu olsa taraflar nalıncı keseri gibi kendi tezlerini kendi doğruları ile yontuyorlar!

Ne var ki Hristodulidis’in dikkat çektiği “TC’nin sadece  çözüm anahtarı” oluşu değildi. Başlarına nasıl bir bela sardılarsa, Doğu Akdenizdeki şu “Münhasır Ekonomik Bölgeler” ve hidrokarbon yataklarının işletilmesi olayındaki uluslar arası normlardı da!

(HATIRLATMAKTA yarar var: Rum tarafı Doğu Akdeniz’de “MEB”lerini ilan edip sismik araştırmalarına başlarken   Türkiye uyuyordu! Bugün de zaman zaman gazetelerde yayımlanan o MEB’ler haritalarından birini her halde on beş yıl olmuştur,  Genç Tv’de  Lütfi Özter’in her hafta katıldığımız programında  ayazlattıydık. Program devam ederken Özter  Rum’un MEB’deki parselleri ile  yakında başlayacağı sismik araştırma sahalarını  gösteren  bir haritayı önüme sürdü ben de yorumunu yapmıştım… Ankara bir iki kuru açıklamayla yetindiydi ta ki   Rum Afrodit parselinde hidrokarbon yataklarına  ulaşana kadar!)

Ancak bundan önce bakın  Rum tarafı neler yapmıştı. Hristodulidis açıklıyor:

“TÜRKİYE”nin bölgedeki eylemlerinin öncelikli ve ana hedefi “Doğu Akdeniz ülkelerinin deniz bölgelerindeki yetki sınırlarını kendi çıkarına ve diğer devletlerin aleyhine olacak şekilde ihlal etmesidir.” Ve devam ediyor:

“Bölgede Türkiye hariç bütün ülkelerin Lübnan, Güney Kıbrıs, Yunanistan, Mısır, Suriye BM’ler Deniz Hukuku sözleşmesine taraf olurlarken ve Güney Kıbrıs bölge ülkelerinden 3’ü ile “orta hat” temelinde anlaşmalar yaparak MEB’lerini belirler dolayısıyla 3 tur ruhsat ihalesine kadar varırken, uluslararası hukuk ve meşruiyet temelinde hareket etmiştir. Fakat Türkiye bunlardan hiç birini yapmamıştır!”

İŞTE SORUN: Bildiğimizce Türkiye zaten Hristodulidis’in saydığı ülkelerle kavgalı! Bölgede “dostumdur” diyeceği bir ülke kalmadı! Buna karşılık “küçük Rum Yönetimi” Türkiye’nin kavgalı olduğu ne kadar ülke varsa hepsi ile dost ve uluslararası anlaşmalarla da işbirliği içinde!

Ve ne yapıyor bu Türkiye? “Tanınmamış” KKTC’nin izni ile Deniz Doğu Akdeniz’de çoktan sahibi olması gereken MEB’de sismik araştırma yapmaya çalışıyor!

Üzülüyoruz! “Büyük Türkiye” küçük  Rum devleti karşısında ne siyaseten ne de hukuk açısından uluslararası  potaya giremiyor sadece askeri güç sergiliyor!


UMUTLU SESLER: (ET SORUNU VE KOOPERATİFLEŞME.)

Seyrek de olsa umutları tazeleyen sesler  işitiriz! Hükümete karşı sürekli “vur abalıya” pozisyonuna düşmüşlüğümüzde doğrusu ya bu tip umut kırıntılarını  “ülkede iyi işler de oluyor” fırsatında yorumlarız.            Mesela geçtiğimiz gün, hükümetten değil ama Hayvancılar Birliği Başkanı Naimoğluları’ndan işittik böylesi bir “sesi!” Önce bazı açıklamalarını aktarayım ama:

ET SORUNU!  Naimoğlu sorunu ortaya koyarken diyor ki “Güney’de kasap dükkânı ile market fiyatları aynidir! Çünkü Güney’deki tüm kasap ve marketler etlerini Kooperatiften satın alırlar. Bizim de aracıları aradan çıkarmamız gerekir. Güney’deki sistemi kurmazsak bu kavgalar bitmez!”

Sorun ortadadır ve çözüm formülü de bilinmektedir! Yıllar önce “et kombinası” bile inşa ettiydik,  bugün Naimoğluları’nın “kooperatifleşmekten başka çare yoktur” açıklamasını doğrulayan bir akılda! Fakat nasılsa ne et kombinası çalışma fırsatı bulduydu ne de “üretici tüketici” arasında aracısız tefecisiz sistemi oluşturacak bir iyileştirme olduydu!

       OYSA bu ülkede kooperatifçilik için  “kooperatif Bakanlıkları” da kuruldu, çokluğunca “kooperatifler” de! Hepsi devreden çıkıp işlevsiz hale geldiler, yok olup gittiler!

FAKAT! Yok olup giden kooperatiflerin yerine neler kuruldu? Üniversiteler!

Ve ne oldu? Artık kırsal kesimlerde bir karışlık toprağı bile çapalayacak genç insan kalmadı  çünkü hepsi de üniversite mezunu, devletten iş aş para bekliyorlar! Kaldı ki kırsal kesimlerde üretim ve tüketim üzerine yeniden kooperatifler oluşturulacak! Treni kaçırdık diyeyim ve geleyim paralelindeki soruna:

 


       KISACA TAKILDIĞIM. (ÖZELDE TOPRAKTA ÇALIŞACAK GENÇ KALMADI!)  

Gidin özel sektöre konuşun! “Çalıştıracak düz işçi hatta kalifiye olanını bile bulamıyoruz” diyorlar! İlkokuldan liseye, liseden üniversiteye derken… Köylerde toprağını ekip biçecek, hayvanını besleyip sütünden etinden kazanacak, seracılık bahçecilik yapacak insan kalmadı! Kısaca kırsaldan kentlere göç var! İnşaatlarda da hep 3. ülke işçileri çalışmakta!

       Bu durumda tutun ki TC-KKTC Sosyal Güvenlik anlaşması ve İşbirliği  tutun ki “üniversiteli” olmayanının kalmadığı gençlerimizin açıklarını kapatacak!”   Ki gene hatırlatalım: Meclis’te bu olayı eleştirmek muhalefet harcıdır ama gerçek de şudur:     Artık evlerimizi temizleyip hastalarımıza bakanlar.. İnşaatlarda çalışıp lokantalarda garsonluk yapanlar.. Pazarlarda sebze meyve satıp  bahçelerde çalışanlar.. Hayvancıların ağıllarında hayvanlara bakıp taksicilik otobüsçülük yapanlar…  Türkiye’den ve 3. Ülkelerden gelen insanlardır.. Onları çok yakından izliyorum. Daha dün ayaklarında çarık vardı. Şimdi araba sahibidirler, apartman katlarında ikamet ederler ve ekmeklerini taştan çıkartırlar! Onlar hastane kapılarında kuyrukturlar.. Toprakla yoğrulurlar.. Ne iş olsa yaparlar…

Ya Üniversiteli olmayanın kalmadığı  Kıbrıslı ne iş yapar? Düşünmeye değmez mi? Çünkü yarın düşünüldüğünde çok geç kalınacaktır!