Arap istilaları başladığında adada Bizanslılar vardı.
M.S VII. yüz yılda Kıbrıs’a saldıran Araplar, adanın her tarafını tarumar etmişlerdi.
Lambusa’nın zenginlikleri de bu yağmanın içindeydi.
Bizans İmparatoru II. Justinian, Arap istilaları ile baş edemiyordu.
O dönemlerde (M.S 688) Bizans pes etmiş ve Araplarla adayı “taksim” etmeye razı olmuştu.
…
Bu anlaşmaya göre adanın bir bölümü Araplarda olacaktı.
Ancak bu taksim hiçbir işe yaramamıştı.
Anlaşma sürekli deliniyor, kargaşalık sürüyor, olan da Kıbrıs’ın yerli ahalisine oluyordu.
Öyle ki, aklı sıkan insanları alıp yakın yerlere göç ettiriyordu.
…
Bu durum, Bizans’ın tekrardan güç bulup Arapları adadan tekmil sürdüğü M.S 965 yılına kadar sürecekti.
…
Taksim meselesi o dönemler için de hayırlı bir çözüm şekli değildi.
Esasen fetihçi ve yağmacı anlayışa dayanıyordu.
…
Görüldüğü gibi bu durum 300 yıla yakın bir zaman sürmüştü.
Ezgi, cefa, yağma ve geleceğin bilinmezliği içinde.
…
Gelecek konusunda endişe, sadece o dönemlere mahsus değildi.
Her dönem için Kıbrıs Adası, önünü göremeyen küçük bir sandal gibi rotasız hareket etmek durumda kalmıştı Akdeniz’de.
Dalgalarda debelenmesi bu yüzdendi.
…
Halbuki adanın oldum olası bir teması vardı.
Aşk.
…
“Aşk Adası”ydı Kıbrıs.
Afrodit Akdeniz’in köpüklerinden doğmuştu.
Şehvet düşkünü o kadının hakkında türlü efsaneler vardı.
Bu yüzden Kıbrıs dışarıya tanıtılırken ne Araplarla, ne Bizanslılarla, ne Lüzinyan, Venedik, Osmanlı ve ne de İngilizlerle tanıtılırdı.
Afrodit idi simgesi bu toprak parçasının.
Ki, üzerinde esasen nice aşklar değil, savaşlar, fetihler, yağmalar yaşanmıştı.
Ama tek bir aşk simgesi bile, binlerce yıllık Kıbrıs tarihinin karanlık sayfalarını perdeleyebilmiş ve ada dışarıya karşı Aşk Adası olarak algılanmıştı.
…
Savaş ve aşk…
…
Aşkın savaşlar karşısındaki üstünlüğü, insanoğlu varlığını sürdürdüğü sürece sürüp gidecektir.
Aşka saygı duyulacak, savaşlar lanetlenecektir.
…
Tarihteki hiçbir bölünme işe yaramadı.
Aşk hep ayakta kaldı.
…
Ada bir aşk adası ise,
Aşkı bölmek mi olur?
…
Savaşlara ihtiyaç duyulmaz.
Ama aşka, ekmek ve su kadar ihtiyaç vardır.
İnsanlığın her döneminde…
Ve her anında…
































