PROAKTİF POLİTİKA…
Proaktif politika literatürde şöyle açıklanıyor;
“Olaylarda edilgen olup sonuçlardan ve başkalarından etkilenmek yerine, olaylar olmadan önce olasılıkları düşünüp planlı bir şekilde harekete geçerek sonucu etkilemek, insiyatif kullanarak, olayları istenen doğrultuda değiştirmek”…
İçinde bulunduğumuz ortam da, tam anlamıyla proaktif politika gerektiriyor…
Dünkü yazımızda, Türk tarafının sondajlar konusunda sessiz kaldığı yönündeki iddialara, yeteri kadar ses çıkartılmadığı görüşümüzü belirtmiştik.
Konu Cyprus Mail’in Başyazısında yeralan bir iddiaydı…
Hem basında, hem sosyal medyada yeraldı.
Tartışıldı…
“Rum tarafının ihale kararına, müzakerelerin devam etmesine bakılmaksızın tepki gösterilmeliydi” diyenler Türkiye’yi sessiz kalmakla eleştirenler de vardı…
İddiayı doğru kabul edip, “Türk tarafı nasıl da uzlaşmacı davranmış” diyenler de…
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Hüseyin Müftüoğlu, bir açıklama yaptı ve olaya netlik kazandırdı…
Sözcü, “GKRY’nin Kıbrıs Türk halkının Ada’nın doğal kaynaklar üzerindeki asli haklarını göz ardı ederek tek taraflı sürdürdüğü hidrokarbon faaliyetlerine ilişkin yorumda değinilen, Türkiye’nin hak ve çıkarlarından taviz vermesi anlamına gelebilecek mesnetsiz iddialar tamamıyla gerçek dışıdır. Hayal ürününden ibaret bu yorumları esas alan Türk basınındaki hatalı değerlendirmeler de abesle iştigaldir” dedi.
Biz Türk tarafının, anlaşma adına, süreci zora sokmama adına agresif davranmamasını çok da eleştirmezdik.
Aksine, uzlaşmacı bir tavır olarak bakardık.
Hatta Cyprus Mail’in Başyazarı da, bu argümanı Anastasiadis’i uzlaşmazlıkla suçlama adına kullanmıştı…
Ancak olay bu noktaya geldikten sonra, Rum Yönetimi masayı tarumar eder etmez, iyi niyetli bir şekilde yapılanlar, bir bir sıralanabilirdi.
“Biz bu süreci baltalamamak adına, ileri gitmesi, sonuca ulaşması adına şunları yaptık, şunları yapmadık” denebilirdi…
Sözcü, “böyle bir şey olmadı” diyor ve iddiayı tümüyle reddediyor.
Keşke o da daha önce açıklanmış olsaydı…
AKP’nin ilk iktidar yıllarında bir dönem böyle bir politika izlendi…
Yıllar yılı birilerinin yaptıklarıne tepki politikası yürütülürken, sonra aktif olan taraf olduk.
Kıbrıs’ın Kuzeyi’ndeki siyasetten gelen direnişe rağmen bir süre de devam etti…
Bence bir çok şeyi de böylece yönlendirdik.
Mesela 2003’de kapıların açılması…
Mesela 2004 referandumuna ulaşılması…
Şimdi bakıyorum da, Anastasiadis zamanı da, ortamı da yönlendiren taraf…
Türk tarafı ise, tepki koyan…
Onun için, yine Kıbrıs konusunda proaktif politikaya dönülmeli diyoruz…
YERİN KULAĞI VAR
BİR UYARI DA GUTERRES’DEN:
Kıbrıs Özel Danışmanı Eide’den sonra, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in de bir uyarı gönderdiği iddia ediliyor. Politis gazetesi, Eide’nin liderlerle yapacağı görüşmelerde Genel Sekreter’in ‘Her Zaman Burada Olmayacağız’ mesajını ileteceğini yazdı. Gazete Guterres’in ayrıca gerilim ihtimalini de tehdit olarak gördüğü iddiasında bulundu. İşte ses çıkartmanın tam zamanı…
İŞİMİZ ALLAHA KALDI:
Bundan 3-5 ay önce Mont Pelerin ile yeşeren umutlar, zirvenin kopmasıyla birlikte yerini umutsuzluğa terk etti. “Kıbrıs’ta devam edeceğiz” laflarının da havada kaldığını son birkaç ay içinde öğrendik. Aslında toplumun da, liderlerin de dilinden barış sözcükleri düştü. Hele de ülkede bu kadar sorun, sıkıntı varken, kimsenin Kıbrıs sorununu düşünecek hali kalmadı. İyisi mi oturup kendi evimizin içini düzeltmeye bakalım diyeceğim ama, bu siyasi anlayışla onu da beceremeyiz…
REDDİN SEBEBİ YENİ YASA MI:
Cumhurbaşkanı Akıncı, AB’nin, bankacılık konusunda mevzuatın uyumlaştırılması için önerdiği 3 milyon euro’luk yardım teklifinin, hükümet tarafından reddedildiğini söyledi. Cumhurbaşkanı, “başka konularda aldık, bunu da alabilirdik” diyor ama, acaba bu reddin altında, geçirilmeye çalışılan yeni bankacılık yasası olmasın sakın. Zira gelen duyumlara göre yeni yasa, AB’ye değil, Arap ülkelerine uyumlu olacakmış…
BU KAÇINCI:
Hükümet, Lapta teleferik projesi konusunda da geri adım attı. Gerekçe, Orman Yasası’ndaki yasal mevzuatların yeterli olmaması… Peki ama ön izin verilirken, mevzuata bakılmaz mı? İlgili Bakanlık, onun ilgili daireleri ya da en sonunda Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği mevzuata uygun mu, değil mi bakmaz mı? Sivil toplum yasaya uygunsuzluğunu görüyor, koskoca devlet aygıtı göremiyor… Toplumdan tepki gelince de geri adım… Bu kaçıncı, sayan var mı..?
DEVLET MALI DENİZ:
Bir yıllık ikitdarları süresince onlarca görevden alma, bir o kadar da atama yapan UBP-DP hükümeti şimdi de kendi atadıklarını görevden almaya başladı. Belli ki yandaşların katmerli maaş alabilmeleri için bu yönteme başvuruyorlar. Müdür, müsteşar yap, belli bir süre sonra görevden al, yerine başkasını ata. Çok zenginiz ya. Bu arada eski bir belediye başkanının oğlunu, üst kademe yöneticiliğine atamak için bir bakanlıkta formüller arandığı yönünde duyumlar var. Dedik ya, devlet malı deniz, yiyin yiyebildiğiniz kadar…
ÖNEMLİ OLAN İŞ YAPMAKMIŞ:
Bakan Saner, iş kazaları konusunda konuşurken, “Önemli olan konuşmak değil, iş yapmak” demiş… Herkes de bunu bekliyor ama fiiliyatta olan bunun tersi… Tam aksine, böyle tepeden konuşuyorlar ama, sadece kendi yönetimleri döneminde, 2016’da 8 kişi iş kazasında hayatını kaybediyor. Ha şu konuşmasını da atlamayalım Sayın Bakan’ın: “Denetlesek, inşaat kalmaz”… Ne şimdi bunlar? Konuşma mı, icraat mı?
BİZİM KADAR BONKÖR DEĞİLLER:
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların karşılıklı alışverişlerinde artış olduğu açıklanırken, harcamada liderliği yine Rumlara bırakmadık. Son dört ayda 7.5 milyon euroluk harcama yaparak rekora koşuyoruz. Komşumuz ise bizim kadar bonkör değil, onların dört aylık harcamaları Türkiye de dahil 3.5 milyon euro oldu. Bunun 1 milyon kusurunu da casinolarda harcadılar…
ZİRVEDEKİLER
Meclis Kültür Varlıklarını Koruma Komitesi: İşte budur… Yangından mal kaçırır gibi, konu Meclis’e gitmesin diye Bakanlar Kurulu kararıyla 30 yıllığına kiralanmaya çalışılan Çıkarma Plajı konusuna Meclis el attı. Sibel Siber Başkanlığında toplanan Komite, Yavuz Çıkarma Plajının Tarihi Sit Alanı İlan Edilmesi konusunda (hem de) oybirliği ile kararı üretti. Komite kararını Hükümete bildirecek. Görelim bakalım, “uygulamayacağız” dedikleri halde, kiralama kararını geri almayanlar ne yapacak…
DİPTEKİLER
Turizm Bakanı Başka Telden: Turizm Bakanı, uçak fiyatlarındaki artışı, uçuşların yetersiz olmasına bağlamış. Firmaların uçuş sayısını arttırmasını beklediklerini söylemiş. Oysa biz de konuyla ilgili kişilere sorduk ve işin, aynen medyaya yansıdığı gibi, vergilerin dövize endekslenmesinden kaynaklandığını öğrendik. Sanki vergileri dövize endeksleyen, uçak şirketleri… Bakan tabii ki “dolaylı vergiyi arttırdık, Taşyapının da karını arttırdık” diyemezdi… İşin aslını bildikten sonra, “turist sayısı o kadar artacak ki, yatak sayımız yetersiz kalacak; Bafra’ya eğlence merkezi kurulacak,; yatırım yapmayanların elinden araziler alıncak ” gibi beylik sözlerinin de bir inandırıcılığı kalmıyor…
































