Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çözüm Anahtarı! (AB’li Olursa Türkiye’dir!)

Eğer elimde eski zamanların o ele avuca sığmayan kapı anahtarlarından olsaydı, Shakespeare’in “kuru kellesi” gibi sallayarak, “işte bütün mesele” diyecektim! Çünkü bu sorunu çözmek için gerçekten de bir “anahtara” ihtiyaç vardır. Anlatayım:

Bir ara dünyada hiç bir siyasi sorunu çözmeyi başaramamış, şimdilerde de Erdoğan’ı çılgına çeviren o 5 kişilik Güvenlik Konseyi” ile BM’ler “bu işi başarır” diye düşündüktü ama gördük ki   alın yazısını hiç değiştirmek istemiyor, “öyle geldim böyle gideceğim” diyerek mesela 42 yıldır da bizi bu küçücük adada oyalarken de  Rum’un esiri yapıyor! Yani BM’ler çözüm için asla “anahtar” olamaz!

AB’YE SARILDIK! Ta Talat dönemi müzakerelerinden beridir, “bu sorunu çözse çözse AB çözer” dediğimizin üzerine çok inat uladık!  Olmadı çünkü AB Rum-Yunan blokajı altında kaldı. Buna karşın Allah’ı var. Rum’dan yana AB  müzakerelerin devamı için  yurolarını Kıbrıs’ın  iki yakasındaki “memurları ile kendinden menkul barışçı çözüm yanlılarına bonkörce dağıttı! Volkan Vural’a göre bu çözümsüzlük nedeniyle Kıbrıs üzerinden binlerce kişi nemalanıyormuş! (Hatta bu nedenle olmalı asla çözüm olmuyor çünkü kimseler altın yumurtlayan tavuğu ortadan kaldırıp kendi eliyle kendi gözünü çıkartır gibi  yuroların  kaynağını çözümle kurutmak istemiyor!)

Ne var ki en büyük siyasi kazıkları da  “çözüm anahtarı”  olabilir dediğimiz  AB’den yedik, tabi Rum tarafı meyvelerini yerken!

ANAHTAR MESELESİ: Biline ki ne Sn. Akıncı’dır ne de Anastasiadis! Aksine her ikisi de bir “anahtar” tarafından açılmaları gereken “kilit” oldular!”

Kısaca “anahtar” Türkiye ile Yunanistan’dır. Ki hâlâ birbirlerine mesafeli hatta birbirleriyle kavgalıysalar, nedeni Kıbrıs siyasi sorunudur!

Yunanistan alttan alta sönmesin diyerek sorunun ateşini sürekli eşelerse, Türkiye de “politika” yapmak yerine “çık karşıma da boyunu göreyim” siyasetinde efelenmeye devam ederse tabi ki bu sorun “inadına” çözülmez.

BUNA KARŞILIK: Anahtar yine de Türkiye’nin eline geçebilir diyorum. Eğer demokratik teamüllerde  AB  ve müktesebatını uygulama kararlılığını gösterirse!                    Ekleyim: AB için Yunanistan ve Rum tarafı “beslemedir!”  Fakat AB için Türkiye  bölgedeki sosyoekonomik ve  siyasi gücü ile vazgeçilmez önemdedir.  Ne var ki    Şark kafası ile Garplı olmak isteyen Türkiye  üstelik  AB’yi bile değiştirmek iddiasında dediğim dedik inadını sürdürürken, yazık ki AB üyeliğini başından beridir rizikoya sokuyor! Oysa sadece Kıbrıs sorununu çözme hedefi bile o AB ile ilişkileri çok iyi düzeylerde sürdürmesi politikası olabilmeliydi! Yine geç değildir, TC’nin AB yolunda ilerlemesi çözümü kesinlikle olumlu etkileyecektir..                                                            **********                        “UZALAŞIYI” SİSTEM HALİNE GETİRMEK GEREKİR.

Bir süre önce Başbakan yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın  “Hem devletin projelerinin hızlanacağına hem de bir çok vatandaşa yeni iş imkânı sağlanacağına” yönelik açıklamasını   “tam da düşünülmesi gereken  zamandır” diyerek karşıladım. “Niçin düşünülmesi gerekir” vurgulamama sonra döneceğim de açıklamaya bakalım:

Diyor ki Serdar Denktaş Bakanlar Kurulunda gündeme getirilen bir protokolle artık kamuya ait inşaatlarda Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliğinin mühendis ve mimarlarından projelerin yapılması esnasında hizmet alınabilecektir…”

       KTMMOB zaten devletin tescilli kurumlarındandır ve de zaten türlü çeşitli ruhsatlı inşaatlardan da Belediyeler yanı sıra harcını almaktadır.

       Olay bu değil ama. Hatırlayın, yıllar devletin  müteahhitlerle, mimar mühendislerle kavga etmesi ile geçti! TC’de açılan ihalelerden içteki arsa spekülasyonlarına, kayırmacılıktan yetkili olduğu halde kimsenin  sorumluluğunu üzerine almadığı çarpık yapılaşmalara kadar tartışmalar hiç bitmedi! Sonuçta Girne gitti, Mağusa gitti, şimdi belki Yeniiskele gidecek…

OYSA: Eğer bugün hükümetle KTMMOB’liği arasında varılan benzeri uzlaşma ve dayanışma söz konusu olsaydı, hayıflandığımız imar iskân olaylarından  pek çoğu sorun haline gelmezdi!  Tüm istenen “devletle Mimar Mühendis Odaları  arasında işbirliği oluşturulmasıydı…”

BUGÜNE DÖNÜYORUM: Bir yanda devlet öte yandan “Tıp-İş ile Serbest Çalışan Hekimler Birliği ve  sağlıkla ilgili öteki Birlikler…                 İtiraf edelim: Gelip geçen hangi hükümet mesela bugün “devletle Mimar Mühendis Odaları Birliği arasında varılan protokole benzer” uzlaşıcı, barışçı ve katılımcılığı da içeren bir işbirliğinde buluştu? Hatta şu son sendikal eylem! Onca sürtüşmeden sonra askıya da alınsa “hükümet hangi sorununu çözecek ki?”

Nitekim dün de sorduktu: “Ülkeyi sendikalar mı yoksa hükümetler mi yönlendirip idare ederler!” Kimse çıkıp “sorunlar hoşgörüde birlikte çözülür” demesin çünkü gözümüzün önünde yıllardır  kavgası süren bir “sağlık servisleri” sorunu vardır ve yarısı özlük hakları ile maaşlarsa diğer yarısı da yadsınamaz gerçekte  siyasi partiler hiyarerşisinde olagelen  “iktidar-muhalefet sürtüşmesidir!”

Oysa başarılı hükümet bu tip kısır sürtüşmeleri uzlaşıya dönüştüren hükümettir, Ki  bu uzlaşı KKTC’ye hiç uğramamıştır!

                                  **********

       KISACA TAKILDIĞIM: “ARTIK HÜKÜMET SENDİKALARA DA BORÇLU!)                     Bugüne kadar “devletin uçan kuşa borcu var” deniyordu. Sonuncusu “otobüsçülerdi!” Önce hükümetle restleştiler sonra  birbirlerine el ense çekerken greve gittiler! İki gün dayandılar üçüncü gün “hükümet kanadında ışık gördüklerinden”  ve “merak etmeyin paranızı bir tamam alacaksınız” sözünden sonra grevi askıya aldılar.

Ardından Otobüsçüler gibi hükümetle restleştikten sonra Tıp-İş de greve gitti! İki günlük grevden sonra onlar da hükümette “ışık” gördüler grevlerini askıya aldılar!

Ve memlekette yeni bir hükümet trendi yaşanmaya başladı: “Greve giderken paralarını  isteyen  sendikalara hükümet “ışık” dağıtıyor!  Ardından  sendikalarla “merak etmeyin paranızı alacaksınız” başlıklı  bir borç senedi imzalıyor. Ve tabi uçan kuşun yanına artık alacaklı durumda olan  sendikaları da koyuyor!   Ki unutmayın emeklilerden kesilen haksız vergiler anca 5 yıl sonra hükümet “ışığını” gördüydü!