Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Alan memnun, satan memnun…

HP Genel Başkanı Kudret Özersay, arazilerin ihalesiz dağıtılması konusunda görüşünü belirtmiş.

Türkiye ile imzalanan ekonomik protokola atıf yapıyor…

Buna göre, 2016 Kasım ayına kadar turizm amaçlı rezerv araziler belirlenecek, ihale yöntemiyle yatırımcılara duyurulması sağlanacaktı…

Özersay, KEYFİ ve muhtemelen de rant elde etme maksadıyla bu düzenlemenin yapılmadığını söylüyor ve devam ediyor; “Bu kadar KEYFİ ve gizliden bu arazileri dağıtmak ve siyasi yahut şahsi menfaat elde etmek varken, neden bu yeni yöntemi yürürlüğe koyup da elimizi kolumuzu bağlayalım diyorlar!!!”….

Başka bir çok konuda da adım atılmamasının nedeni bu bence.

Daha önce de bu düzenlemelerin konusu geldiğinde hep aynı şeyi yazdım.

Şimdi seçim olur, geçim olur, oylar riske edilir mi hiç..?

Yapabildikleri kadar keyfi iş yapacaklar, sonrası Allah kerim…

İşte Kamu Reformu denilen yeni Kamu Görevlileri Yasası…

Kimbilir kaç hükümettir hazırlanmış, komitelerden geçmiş bekliyor.

Neden..?

E, şimdi kendi kendilerini bağlasınlar mı..?

Reform gerçekleştikten sonra partizan istihdamlar nasıl yapılacak..?

İrsen Küçük döneminde arka kapıdan alınan, sonradan durdurulanların tamamını daha geri alamadılar ki…

Ya Kıb-Tek reformu? Hiç sırası mı canım… İstediğimize af getirebilecekken, istediğimizi alıp, istediğimizi atacakken, batmış bir Kurum’un faturaları üzerinden Maliye’ye epeyce gelir sağlarken, şimdi bir de ayrıştırma, özelleştirme belası mı açalım…

Tarım derseniz en belirgin örnek…

En büyük partizanlığın, adamcılığın döndüğü yer tarım sektörü…

Elini öpene teşvik, destek, kredi şu bu dağıtma imkanı varken, niye kısıtlasınlar kendilerini…

Toprak Ürününleri Kurumu da aynı…

Küçültülmesi öngörülüyordu.

Onun yerine bir o kadar daha borç batağına battı, devletin sırtında yepyeni bir kambur daha oluştu.

Su aynı problem…

Su tarıma aksın, üretim artsın diye çaba gösterileceğine, bir yılda 60 yeni kuyu açma izni vermişler.

E ne oldu Su Protokolu..?

Göstere göstere protokolun hilafına işler yapılıyor. Hem de verdikleri yine yandaşlar…

Türkiye’nin “lakayıt yönetim” suçlaması bile bir kulaklarından girdi, öbüründen çıktı…

Bir yandan sektörler, kurumlar can çekişiyor, diğer yandan birileri devlet eliyle zengin ediliyor.

Ben öyle siyasiler bilirim, seçimin ertesi günü gelip koltuklara oturduklarında, “hedef bir sonraki seçim” demişler, ellerindeki imkanları bu hedefe yönlendirmişlerdir.

Bu, dün de böyleydi, bugün de böyle…

Yaşıyoruz, yazıyoruz, okuyoruz, görüyoruz…

Peki akıllanmış olabilir miyiz?

Hiç sanmam…

Bu keyfiliğin bir de alıcısı var…

İşte o sebepten umutsuzum…

Alan memnun, satan memnun…


YERİN  KULAĞI VAR

FIRSATI KAÇIRMADILAR:

Saldırmak için zaten fırsat beklerlerdi. O fırsat da Barbaros Hayrettin Paşa gemisi ile geldi. Vay efendim mehter marşı çalınmasına Akıncı nasıl tepki gösterir. İlgili ilgisiz herkes, ayaklarına gelen bu fırsatı kaçırmayarak içlerindekini döktü ve rahatladı. Bunları görüp okudukça inanın bu adada bir anlaşmanın niye olmadığını çok daha iyi anlıyorum…

 

HADİ HAYIRLISI:

Bir yerden düğmeye basılmış gibi geliyor beyanatlar… Başta Başbakan Özgürgün. Diplomasiyle alakasız çıkışlarından biri gibi görünse de, değil. Çünkü benzerini söyleyen başkaları da var… “Kıbrıs’ta bir anlaşma olamayacağı belli oldu… Belirsizlik ortamı sürdürülemez”… Bekliyorduk da ne zaman harekete geçeceklerini bilmiyorduk. Belli ki bir zamanlama var. Hani KKTC ile yola devam edilecekti? Hayrola… Yine dillerinin altında bir bakla var…

 

BU BİR SUÇTUR:

Dün bir gazetede Kooperatif Merkez Bankası’nda para kalmadığı iddiası vardı. Oysa Bankalar Yasası’nın 53. Maddesine göre, bir bankanın itibarını kırabilecek, şöhretine ya da servetine zarar verebilecek yayın yapmak suçtur. Cezası da 15 bin TL’ye kadar para cezası ve 7 yıla kadar hapisliktir. Geçmişte yaşanan banka krizlerinde bu tür spekülasyonlar başka bazı bankaların batmasına sebep olunca, böyle bir yasa değişikliği getirilmişti. Basın özgürlüğünü en başta bizler savunuruz. Ancak, otokontrolu yapmak, basının itibarını korumak da bizim görevimiz… Bakalım Başsavcılık ne yapacak.

 

BUNUN ADI GREV KIRICILIĞI:

Sağlık Bakanlığı sektörde yıllardır yaşanan yaşanan sorunlara kalıcı çözümler üretmek yerine, grev kırıcılığı yapmayı tercih ediyor.  ‘Ya görevlerinizin başına dönersiniz, ya da yerinize dışarıdan doktor getiririm’ diyor. Greve giden kamu doktorlarını serbest çalışan doktorlarla ikame etme girişimi, çalışma barışı için ciddi bir tehdittir.

 

GEREKÇESİ NE?: 

HP Genel Başkanı Özersay dün bir tv kanalında son 11 ayda, Güzelyurt bölgesinde 60 adet kuyu açma izni verildiğini açıkladı. Neredeyse ayda 1 izin. Halbuki Türkiye ile imzalanan su anlaşmasında kuyu açılmasına yasak getiriliyor. Durum böyle iken sadece Güzelyurt bölgesine 60 adet yeni kuyu açma izninin verilmesinin gerkçesini kim, nasıl açıklayabilir…

 

HÜKÜMETTEN TIS YOK:

Bir derneğin anneler günü nedeniyle Hala Sultan’a düzenleyeceği ve kadın ve erkeklerin ayrı otobüslerle gerçekleştireceği ziyaretle ilgili bizim hükümetten tıs yok. Onlar da haklı, birşey söyleyip de organizatörleri gücendirmek yerine, sessiz kalıp “özel bir ziyaret biz karışamayız” deyip geçiştirmeyi tercih edecekeler. Böyle yapa yapa sonumuzun nereye varacağını kestiremiyorum.  Eğer KKTC bağımısız bir devletse yasaları, kuralları var. Uygulayın o zaman…


ZİRVEDEKİLER

Eşref Çetinel: Geçmişte rahmetlik Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun önce Mağusa’da ardından Lefkoşa’da inşaatlarını gerçekleştirdiği hastahanlere kadar ‘hastanelerimiz’ de yoktu! Fakat ne hastalarımız kalırdı ameliyat masalarında ne poliklinikler kapanırdı. Bir de günümüze bakın! Doktorları özelde bir haftada kazanacağı paraya nazire ayda dört beş lira  aylıkla hastanelere kapatılmışlar , üstüne üstlük akşam nöbetleriyle canını sıkmışlar ve eklemişler: ‘Dışarıda ikinci iş yaparsan gözünü oyarız!’. Ne diyor ama hekimler? ‘Nannik! Sen öylesini bulursan çalıştır da görelim!’ Bulamadıkları son olaylarla  ispatlı, hastaneler mayna insanların sağlığı da Allah’a!  Yani? Artık Sağlık Bakanlığına gerek yok!…”


 

DİPTEKİLER

Yunan Dışişleri Bakanı Kocias: Yine yüksekten atmış… Gazeteci soruyor, “Sıcak bir olaydan endişe ediyor musunuz” diye. Cevap veriyor, “Bazı kazalar olmasından endişe ediyorum”…  Ve devam ediyor; “Kıbrıs’ın emrine amadeyiz”… Bak sen…  Suları ısıtan sanki başkası. Hem Ege’de, hem Kıbrıs’ta gerginlik politikası izleyen kendileri. Mağdura yatmaya çalışıyor. Birisi kendilerine 1974’ü hatırlatmalı. 1974’ü ve Yunanistan’ın o krizde ne yapıp, ne yapmadığını… En önemlisi, Kıbrıslı Rumların da neden Yunanistan’a hiç güvenmediğini…