Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, “doğal gaz arama konusu dramatik bir çatışmaya dönüşmeden zamanın iyi kullanılması ve Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunması gerektiğini söylüyor.
‘Dramatik çatışma’, çok açık ve net bir anlatım… Bu tespite varmak ve bir BM adamı olarak dile getirmek öyle kolay bir iş değil…
Ve izah ediyor;
“Akdeniz’de doğalgaz arama konusundaki anlaşmazlıklara ilişkin olası dramdan endişeliyim.
Enerji, çözüm için en iyi argümanlardan biri. Kıbrıs birleşir, siyasi bir çözüm bulunursa, taraflar ortaklaşa doğalgaz arayabilir ve İsrail, Türkiye ve Doğu Akdeniz’de doğalgaz ağı oluşturulmasıyla ilgilenen herkesle iş birliği yapabilir. Aksi takdirde doğal gaz aramaları da çok zor olur.
Fırsat penceresi kapanıyor derken işte bu iki durumdan söz ediyorum.”
Eide, süreç çökerse, farklı seçeneklerin gündeme gelebileceğinin de farkında. Bu uyarıyı da açıkça yapıyor… Ve tüm bunları BM Genel Sekreteri ile görüşmesinden sonra yapıyor…
Yani bu görüşler, Eide’nin şahsının değil, BM’nin de bir kriz durumundan endişe ettiğinin açık ifadesi.
Ne yalan söyleyelim, biz de 1974’den sonra Kıbrıs adasına fiili ya da de facto ne derseniz deyin bir barış ortamının geldiğini, bundan sonra sıcak çatışmanın mümkün olmadığını düşündük hep.
Siyasi tezlerimiz de, “Kıbrıs’a barış 1974’de geldi… Eksik olan anlaşmadır” şeklindeydi…
Gün gelip de, adanın etrafında enerji kaynakları ortaya çıkacağı, o enerjinin krizlere yolaçacağı kimin aklına gelirdi…
Kıbrıs’ta çatışmayı her zaman için etnik olarak gördük. Dünyanın merkezini Sarayönü sandığımız gibi…
Oysa yakın tarihte bu adada ne olmuşsa, hepsi de aslında Kıbrıs’ın hatta, Türkiye ve Yunanistan’ın da dışındaki ülkelerin çıkarlarıyla yakından alakalıydı…
Kıbrıs, tarihin her döneminde olduğu gibi birilerinin oyuncağıydı…
Doğu-Batı geçiş yolları üzerindeydi, Ortadoğu’nun enerji kaynaklarının kontrolunun en iyi yapılabildiği yerdi. Yani bir çeşit stratejik özelliği vardı.
İçinde yaşayanların hiç bir önemi yoktu. Yeter ki, yönetimleri uzak diyarlardaki abileriyle iyi geçinsinler… Varsın bölünsünler, varsın çarpışsınlar, varsın ölsünler, ama o “yüksek” çıkarlar korunsun.
Şu anda o oyuncak, başka bir bir şekilde değer kazandı. Bölgede çıkarı olanlar açısından, daha çok korunması, kollanması, sahip olunması gerekiyor…
Dünyanın petrol ve doğal gaz zenginliklerinin olduğu bölgelerde yüzyıllardır yaşanan çatışmaları ve nedenlerini çok iyi bilen Eide de, doğal olarak endişe ediyor.
Liderlerin anlaşma istediklerine inandığını söylüyor ama halklarda bu iradenin olup olmadığından emin değil. Sorun da orada zaten.
Kırk yıldan fazladır konuşulan, konuşulacak bir şey neredeyse kalmayan bir sorunda, sona gelindiği söylenirken, bir anda altmış küsur yıl öncesinin modası geçmiş enosis idealinin hortlaması nedendir acaba?
Tabii ki Anastasiadis’in kendi halkının iradesinden korkup, geri adım atmasından. Ama bir ikincisi belki de en önemlisi işte yine malum doğal gaz meselesi.
Şimdi liderlerin bir kez daha Cenevre’ye gitmelerinden bahsediliyor. Bana hiç umut vermiyor. Çünkü verilen tarih, hem Güney’deki başkanlık seçimlerinden, hem de tartışmalı bölgelerde doğal gaz sondajının başlamasından önce…
Cenevre öncesinde “ödevler yapılmalıymış”… Durum bu kadar ortadayken, yapılacak ödev mi kalmış… Bir taraf çözümsüzlüğü sürdürmek niyetindeyken, diğer taraf onun denizde atacağı adımları her şekilde engelleme niyetindeyken, ödevin lafı mı olur?
Tarihin bu dönemecinde, yine biz garip Kıbrıs Türkünün kaderi tamamen dışımızda çizilmekte.
Bakın 2. Cumhurbaşkanı Talat bile ne diyor; “Evet gerginlik olur. Rumlar sondaj yapacağını söylüyor, Türkiye de müdahalede bulunacağını söylüyor, ama nasıl bir müdahale bilmiyorum”…
Bunları yaşarken, sokakta saf ve iyimser bir şekilde “barış, hemen şimdi” sloganları atan gençleri duyduğumda öylesine üzülüyorum… Çünkü biliyorum ki, kaderlerini değiştirecek güçleri yok…
YERİN KULAĞI VAR
BİR DAHA GEÇMİŞ OLSUN:
Salamis sit alanında yeniden derecelendirme yapılması ve bazı bölgelerin imara açılmak istenmesi kıyameti koparttı. Oysa bundan kısa bir süre önce de aynısı Karpaz’da yapılmıştı. Şimdi deniyor ki, derecelendirmeyi bir arkeolog yapmış… Hepsi planlı, programlıydı. Cumhurbaşkanı’nın geri göndermesine rağmen, Anıtlar Yüksek Kurulu’ndaki değişiklikte nasıl ısrar edilmişti, meslek örgütlerinin temsilcileri Kurul’dan nasıl çıkartılmıştı… Boşuna değildi yani… O zaman da yazmıştık, “geçmiş olsun” diye. Tekrar edelim mi..?
BİZDE DE OLUYOR:
Hani, “Türkiye’de ne varsa KKTC’de de olacak” demişlerdi ya, yavaş yavaş gerçekleşiyor. Güney’deki Hala Sultan türbesini çocukluğumdan beridir ailecek çok ziyaret ettik. Özellikle bayramlarda, köylerden otobüslerle insanlar gelir, ziyaretlerini yapar, dua ederdi. Şimdi, anneler günü nedeniyle Hala Sultan’a düzenlenen tur programını okuyunca ne söyleyeceğimi bilemedim. Her bölgeden ziyaret için otobüsler kalkacak, ancak kadınlar ve erkekler ayrı duraklardan ve ayrı otobüslerle gidecekler. Güleyim mi, ağlayayım mı bilemedim. Türkiye’de ne varsa, hatta fazlası bizde oluyor…
1 ADIM İLERİ, 2 ADIM GERİ:
Barbaros Hayreddin Paşa gemisinden, Güney Kıbrıs’ın telsizden yaptığı “munhasir alan ihlali” uyarısına, “Mehter Marşı” ile karşılık verilmesi yeni bir tartışma yarattı. Alkışlayanlar kadar, Türkiye dış politikasının geldiği son nokta olarak değerlendirip, tepki koyanlar da oldu. Böylesi bir dönemde yaratılan gerginliğin, kimseye bir getirisi olmayacağını bilmekte fayda var sanırım. Bu tür fetihçi zihniyetlerin, marşlı diplomasinin yaşadığımız yüzyılda pek itibarı kalmadı…
EROĞLU ÇOK KIZACAK:
İkinci Cumhurbaşkanı Talat; “Bana göre bizim en büyük sorunumuz ve kaybımız Derviş Eroğlu dönemi olmuştur. O dönem müzakereleri rayından çıkarmış, olduğu yere çakmış hatta birçok alanda da gerilemeler yaratmıştır. En büyük kaybımız o beş yıl olmuştur. Eroğlu hata yapmadı, sabote etti” diyerek belki de yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Eminim Derviş beyin bu suçlamalara söyleyecek sözü vardır…
BU AYIBI NASIL SİLECEKSİNİZ?:
İngiltere’nin başkenti Londra’da kalabalık bir gazeteci grubu, bir o kadar memuran takımı ile “Kuzey Kıbrıs Festivali” yapılıyormuş. İyi de, Hollandalı turist kıza yapılan vahşi saldırının yarattığı olumsuz havayı, hellim ve macunlarla dağıtacağınızı mı sanıyorsunuz? Keşke bu festivaller yerine, ülkenin güvenliği sağlansa, tarihi yerler peşkeş çekilmek yerine korunsa, güzelleştirilse, bu ülke cazip hale getirilse. İnanın bu şovlardan çok daha etkili bir tanıtım olurdu…
AYIP OLUYOR AMA:
UBP-DP Hükümeti görevden alma, atamalara devam ediyor. İlköğretim Dairesi Müdürü Ali Bolatcan görevden alındı, Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğüne Taner Nusret atandı. Evet yanlış okumadınız. Bir yılı aşkındır iktidardalar ama, hala birilerini görevden alıp, birilerini atıyorlar. Ne bitmez tükenmez bir hırs, neyi paylaşamıyorlar hala…
ZİRVEDEKİLER
Halil Paşa: “Bu kadar çok paranın ve para kazanma hırsının önünde ne doğru siyaset, ne temiz bir kent, ne de başka bir şey dayanıyor. Cemaatimizde, her türlü ahlaki çöküşün vites yükseltip ivme ve hız artırdığı günlerden, paranın hayatlarımıza hükmettiği zamanlardan, parayı elinde bulunduranların da yatırımı ve ekonomik büyümeyi insanların yaşam kalitesinin artması diye kolayca yutturduğu, bütün bunların da cemaat olarak bizi yok oluşa sürüklediği ‘cahiliye’ döneminden geçiyoruz…”
DİPTEKİLER
Ücretsiz, Çünkü Kapalı: Eski Eserler Dairesi Müdürü, “vatandaş bilmiyor, Pazar günleri müze ve ören yerleri ücretsiz” diyor. Daha geçen ay Türkiye’den glen misafirlerini gezdiren Başaran Düzgün, gittikleri tüm müze ve ören yerlerinin kapalı olduğunu gördü, oturdu bunu da yazısında yazdı. Gözüme mi, sana mı” derdi eskiler. Evet ücretsiz, çünkü kapalı… Ha, bir de diyor ki, Salamis’de değil de, Tuzla’da bir sit alanının imara açılmasına izin vermişler. Neden acaba? Keşke bunu da izah etseydi…
































