
6 Mayıs Cumartesi günü Ledra Palas’taki ara bölgede faaliyet yürüten Dayanışma Evi’nde adanın her iki yarısından katılacak uzman psikologların düzenleyeceği bir atölye çalışması var. Çalışmanın ev sahipliğini, Kıbrıs’ta iki toplumlu olarak faaliyet yürüten psikologlar örgütü “Çember-Kiklos” ile merkezi Londra’da olan Future Academy isimli uzman kuruluş yapacak.
Çalışmaya Future Academy adına Dr Zafer Bekiroğulları görev yapacak. Bekiroğulları, şu anda Londra’da kendi özel kliniğinde çalışmakta ve bununla birlikte, Future Academy’nin Ingiliz Psikologlar Birliği tarafından onaylı Bilişsel Davranışçı Terapi Uzman Uygulayıcı Programı’nda da lider eğitimci görevini sürdürüyor.
Bu çalışmada organizasyonu üstlenen “Çember-Kiklos” Derneği’nden Psikolog Konstantinos Hadjichristofi ile görüştük. Konstantinos Kıbrıslı Türk Ceren Etçi ile evli ve halen Kuzey Kıbrıs’ta yaşıyor.
Poli: Kendinizden ve “Çember-Kiklos” isimli örgütünüzden biraz bahseder misiniz?
Konstantinos Hadjichristofi: Güney Kıbrıs’ta psikolog olarak çalışmaktayım ve iki toplumlu bir sivil toplum girişimi olan “Çember-Kiklos” isimli derneğin kurucu üyelerindenim. Derneğimiz, her iki taraftan bir araya gelen uzman psikologlardan oluşmakta olup her iki toplumda da bireylerin ve toplumların sosyal açıdan güçlenmeleri ve birbirleri ile sağlıklı ilişki geliştirebilmelerine yönelik faaliyetler yürütmektedir.
Çember ismini seçmemizdeki amacımız; bireylere ve toplumlara yönelik olarak yapacağımız önermelerin, müdahalelerin ve çalışmaların genel olarak bir grup formatında gerçekleşecek olmasındandır. Psikolojide sorun çözme metodu olarak kullanılan çember formatı Kıbrıs’ta yaygın olarak kullanılmamakla birlikte, fayda-maliyet ilişkileri bakımından en verimli metottur. Bu yöntem ayni zamanda dinamik bir yöntemdir çünkü bireylerin ayni anda birbirlerine içlerini açmaları ve iletişime geçmeleri, bire bir tekniklerden çok daha fazla fayda sağlamaktadır. Bu gruplardaki esas amaç kişileri eğitmek onlara belirli teknik ve yöntemleri kazandırmak ve hayatlarında diğer kişilerle iletişimlerinde bir farklılık kazandırabilmektir.
Poli: İki toplumlu bir yapı oluşturma fikrinin gerekçeleri nelerdir ve bu niteliğine yönelik ne tür çalışmalar gerçekleştirdiniz?
Konstandinos: Ben kendimi zaten iki toplumlu olarak görmekteyim ve bu alandaki çalışmaların da iki toplumlu olarak gerçekleşmesi gerektiğine inanmaktayım. Dernek olarak her iki tarafta da amacımız daha çok bireylerin eğitimine yöneliktir. Bu çerçevede Kuzey’de Hasta Hakları Derneği ile ortak bir çalışma yapma hazırlığı içerisindeyiz.
Poli: Her iki taraftaki yönetimlere yönelik bir soru sormak istiyoruz. Gözlemlerinize göre; Kuzey’de ve Güney’de bireylerin çeşitli tür travmalardan kaynaklı psikolojik sorunlarının giderilmesi ve rehabilitasyona yönelik olarak hükümetlerin yeteri kadar donanımları var mı? Mevcut durumu nasıl yorumlayabiliriz?
Konstandinos: Her iki toplumda da geçmişten gelen veya güncel olarak ortaya çıkan travmalara ve sonuçlarına yönelik olarak bir destek sisteminin olmadığı yönünde gözlemlerimiz vardır. Özellikle Güney Kıbrıs’ta daha yakından yapabildiğimiz gözlemlerde insanların kendi ihtiyaçlarından dolayı bekledikleri sosyal desteği bulamadıklarından dolayı dernekler, vakıflar kurarak sorunla başa çıkmaya çalışmaktadırlar. Devlet, zaman içinde bunların bazılarına destek sağlayarak sistemin içine çekmeye çalışmaktadır ama yeterli bir sonuç yaratılamamaktadır. Görünen o ki her iki tarafta da bu alandaki çalışmalarda oldukça eksiklikler vardır.
Poli: 1974 yılında yaşanan darbe ve savaş sonucu toplumlarda yaşanan travmaların sonuçları sizce giderildi mi?
Konstandinos: Bana danışmak üzere gelenlerin çoğunda mutlaka Kıbrıs’ta yaşananlardan dolayı ailede veya yakınlarında bir kayıp olduğunu gözlemlemekteyim. Konunun derinlerine girdiğimizde çekirdek ailede olmasa bile, yakın akraba veya çevreden bir kayıp olduğunu ve bu sonucun yaşanan genel travma durumunda etkili olduğunu görüyorum. Çünkü travmalar kuşaktan kuşağa aktarılabiliyorlar. Söz konusu travmayı bireysel olarak doğrudan doğruya yaşamayanlar bile, ailenin bir mirası gibi daha sonraki kuşaklara aktarıyorlar.
1982 yılında Lübnan’da gözlemlediğimiz bir durumdan bahsetmek istiyorum. Hayatında hiç Almanya’ya gitmemiş, Nazi döneminde yaşanan Holokost’la ilgili hiç tecrübesi olmayan daha genç nesilde bile Holokost’la ilgili post travmatik stresler yaşandığına tanık olduk. Travmalara eğer müdahale edilmezse, böylesi bir şekilde kuşaktan kuşağa aktarılabiliyor. Dolayısı ile Kıbrıs’ın her iki toplumunda da bunun yani 1974’ün etkileri halen vardır ve yaygındır.
Poli: Rakamlar gösteriyor ki; her iki toplumda da yabancılar var ve eğer Kuzey’deki duruma bakacak olursak, yabancılarla yaşanan uyum ve entegrasyon konularında sorunlar vardır. Güney’deki durum nedir? Kuzey ile ilgili bir gözleminiz var mı?
Konstandinos: Kıbrıslı Türkler ve Rumlar birbirleri ile uyum ve entegrasyon konularında zaten başarılı olamadılar ki yabancılara karşı davranışlarında başarılı olabilsinler.
Son zamanlarda her iki toplumdan ailelerin çeşitli vesilelerle yakınlaşma gösterdiklerine tanık olmaktayız. Mesela Ledra Palas’ta ara bölgede bulunan Dayanışma Evi’nde gerçekleşen bir etkinlikte hayatlarında ilk defa Türk görmüş olan 8-10 yaşında çocuklar şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. “Peki ama burada ne yapıyorlar?” diye sorular soruyorlar. Bu durum, her iki toplumda da karşılıklı olarak diğerinin varlığını kabullenme konusunda sorunlar olduğunu gösteriyor. Dahası diğerini yabancı olarak tanımlıyor bu durum ise güvensizliğe yol açıyor.
Güney Kıbrıs’ta yabancılara yönelik olarak destek vermeye çalışan örgütler var. Özellikle dışarıdan gelmiş ama burada büyüyecek ve çalışacak olan çocuklara yönelik olarak çalışan sivil toplum kuruluşları var. Ama en değerli çalışma, adada yaşayan toplumların birbirlerinin varlığını tanımaya yönelik olarak yürütülen çalışmalardır. Kabullenme, güven yaratacağı için zaten ortaya çıkacak pozitif durum adada yaşayan yabancılara da olumlu yansıyacaktır.
1950’li yıllarda Amerika’da, sorunlu bölgelerden gelen gençlere yönelik olarak bir çalışma yapıldı ve birlikte iş yapmanın ilişkilere nasıl yansıyacağı ölçülmeye çalışıldı. Farklı bölgelerden gelen ve karşılıklı sorunlar yaşayan bu çocukları spor aktivitelerine katmışlar ve görmüşler ki; sporun doğasında bulunan rekabet duygusu ayrıştırıcı bir rol oynamış. İkinci etapta kültürel konular ve sosyal alanlarda aktiviteler organize etmişler. Rekabetin azaldığı ama yeterli bir yakınlaşmanın ortaya çıkmadığı, kutuplaşmanın sürdüğü gözlemlenmiş. Son olarak birlikte çözmek zorunda kalacakları ortak sorunlara yönelik olarak projeler üretilmiş ve birlikte çözüm bulmaları istenmiş. Bu zor durum karşısında rekabet duygusu ortadan kalkmış ve kendileri için de yararlı olacak çözümler konusunda işbirliği yapma yönündeki çabalarda yükselme olmuş. Burada görüldü ki; çözüm odaklı çalışmalarda taraflar arasında işbirliği yapma yönünde daha iyi sonuçlar alınabiliyor. Bu nedenlerle biz de çalışmalarımızın merkezine, çözüm odaklı çalışma prensibini koyduk. Çalışmalarımızı bu eksende yürütüyoruz.
Poli: Travmaların giderilememesi ırkçılığın yükselmesinde bir rol oynar mı?
Konstandinos: Özellikle karşınızdaki insanın hikayesini bilmiyorsanız, siz ona bir hikaye uydurursunuz ve bu yanlış olur. Karşınızdaki ile empati kurmanın birinci koşulu onu anlamak ve onun hikayesini öğrenmek, sonra kendinizi onun yerine koyup yaşadıklarını anlayabilmek ve onu kabul edebilmek. Dolayısı ile ırkçılığın önüne geçebilecek yöntem olarak onu anlamak, onun hikayesine saygılı olmakla başlamak gerekir.
Poli: Şu ana kadar yaptıklarınız bakımından hoşnut musunuz? Daha yeni çalışma konularınız var mı?
Konstandinos: 6 Mayıs’ta ara bölgedeki Dayanışma Evi’nde bir atölye çalışmamız gerçekleşecek. Bu çalışma zaman içinde Kıbrıs’ın her iki bölgesinde de geliştirilip yaygınlaştırılacak bir dizi çalışmanın başlangıcının yapılacağı bir çalışma olacak. Bu başlangıç çalışmamızda katılımcılara çözüm odaklı metotla ilgili teknikler aktarıldıktan sonra katılımcılara kendi yörelerinde çalışma başlatabilmeleri için çalışma programları çıkarılacak. Üç ay sonra gerçekleşecek buluşmada ise, kendi uygulamalarında edindikleri sonuçları ve karşılaştıkları sorunların neler olduğunu ortaya koyabilmeleri için bir yuvarlak masa “çember” toplantısı düzenlenecek ve herkes kendi deneyimlerini açacak. Bu çalışma halkalar halinde gelişip yaygınlaşacak. Bu atölye çalışmaları ile amacımız, bilgi aktarımı yapmaktan çok her biri uzman düzeyde olan katılımcıların kendi çalışmalarını yapabilmeleri ve edindikleri sonuçları paylaşmalarına yönelik olacaktır.
Poli: 6 Mayıs’ta gerçekleşecek bu buluşma sadece profesyonellerin katılabileceği bir çalışma mı olacak?
Konstandinos: Aslında hayır bu toplantı sadece profesyonellere yönelik olarak değil sorunlarını çözmede yeni bir yöntem bulma arayışında olan herkese açıktır. Bir kişisel travması olabilir, bir olayın sonucunda zarar görmüş olabilir, bir boşanma sürecinde olabilir, iş ilişkileri içerisinde baş edemediği sorunlar yaşıyor olabilir, liderler için olabilir toplantı herkese açıktır. Burada esas verilmek istenen hayatımızın her anında karşı karşıya kalabileceğimiz krizleri, hayatımızı daha iyi bir düzene sokabilmede fırsat olarak görme tekniğine kavuşmamızdır. Krizleri görmezden gelme onlardan kaçma yerine çözüm odaklı tekniklerle onları nasıl atlatabilirizin metotlarını öğrenmedir. Bu teknikler hem bireysel hem de kurumsal olarak uygulanabilir haldedir.
Poli: Toplantılarda uygulanacak dil hakkında bilgi verebilir misiniz?
Konstandinos: Teknik terimlerden veya psikolojinin teorilerinden de bahsedilecektir ancak sonuçta kesinlikle herkesin anlayabileceği ve kendini ifade edebileceği bir hazırlık yapılmıştır. Atölye çalışmasının ana dili İngilizce olacaktır ancak katılımcılar ikinci etapta kendi grupları arasında kendi dillerinde çalışma yapma fırsatı bulabileceklerdir.
Poli: Sormadan edemeyeceğimiz son bir sorumuz daha var. Kıbrıs sonunu çözmeye yönelik görüşmelere resmi düzeyde katılanlar bu güne kadar çok çeşitli kimlikler sergilediler. Sağcılar, solcular, dindarlar, hatta Girneliler, Leymosunlular bu sorunu hep konuştular ama bir türlü çözemediler. Eksik olan neydi? Çözüm odaklı bir metot izlemiyorlar mı?
Konstandinos: Liderler her başlangıç yaptıklarında, kendilerini destekleyen grupların, güçlerin sıkıntılarını isteklerini masaya koyduklarında “kazan-kaybet” durumuna giriyorlar ve bu durum da iletişimi çıkmaza sokuyor. Oysa “kazan-kazan” pozisyonuna dönülmezse ve “hayır benim dediğim olmalıdır çünkü benden bunu bekleyen şu kadar insan vardır” “hayır benim dediğim olmalıdır” diye ısrar ederlerse geldikleri noktada sıkıntıya düşüyorlar. Oysa “ben de kazanacağım fakat sen de kazanmalısın” anlayışı egemen olmalı.
Bir de probleme odaklanmaktan ziyade çözüme odaklanmak gerekiyor. Defalarca problem üzerinde durursanız zaten problemden başka bir şey görmez olursunuz. Eğer problemi kenara alıp farklı çözüm alternatifleri üzerine odaklanırsanız ve “bu noktaya nasıl varabiliriz” diye çalışırsanız çözüm bulma olasılığınız artar.
Güney Kıbrıs’ta federal çözüme karşı olanları analiz ettiğim zaman, odaklandıkları noktanın problemin kendisi olduğunu ve hayatlarını problem üzerinden sürdürdüklerini görüyorum. Çözüm onlar için uzak ve kaygılı bir durumdur.
Çözüm odaklı çalışmanın kullanılan en önemli yöntemlerinden bir tanesi de, çözümün olduğu ve her iki tarafın da kazandığı durumu bir anlamda görselleştirmek ve hayal edilebilir hale getirmektir. Bu konu üzerinde de çalışılmalıdır.
Poli: Bize zaman ayırıp görüşlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederiz.
































